sirinturhal.com

SAĞLIK                                                Anasayfaya Dön        


SİGARA SAĞLIĞA ZARARLIDIR.

SAĞLIKLI YAŞAMAK İÇİN NASIL DAVRANMALIYIZ.

THE HEALTH NEWS
SAĞLIK KONUSUNDA NE ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ
BU SİTEDE

YAZIYI TIKLAYIN GÖRÜN

HATALI BESLENME ALIŞKANLIKLARI

Midenizi aşırı doldurmayınız:

Her yemek yediğimizde midemizin üçte biri boş kalmalıdır. Tam olarak dolu mide sağlığımızın zaman içinde bozulmasına, can sıkıntısına ve erken yaşlanmaya neden olur.

Midemiz dolduktan sonra dolaşımdaki kanın çok önemli bir kısmı mide içi muhteviyatının parçalanması için görev alır. Bu sırada beyni besleyen kan miktarında azalma olur. Parçalanma işlemi uzadıkça beynin yetersiz oksijenle beslenme süresi uzar. dikkat edelim: Midemiz iyice dolu olduğunda iyi bir konuşma yapamayız, başarılı bir makale yazamayız. Hatta oruçlu bir kimsenin iftar yemeğinden sonra genellikle iç bedeninde üşüme hissetmesi kanın genel dolaşımdan büyük ölçüde çekilmiş olmasından kaynaklanır. Kan mideye hücum etmiş, uzak organlardaki kılcallardan büyük ölçüde çekilmiştir. Bu durumda zihnimiz hem yeterli enerjiden mahrumdur, hem de meşguliyetinin önemli bir kısmını sindirim sistemimizin kontrol ve yönetimine ayırmaktadır.

Midemizi tıka basa doldurduğumuzda midenin peristaltik hareketi çok güç hale gelir. Bu durum karın bölgesinde basınç hissetmemize neden olur. Bu basınç içten gelen bir stres ve gerginlik üretir. Ayrıca dolu mide kalbin yer aldığı üst göğüs bölgesine basınç yaptığından diyafram yönünde nefes alınamayacağı için ciğerler az miktarda oksijenle yetinmek zorunda kalır. Bu da kandaki oksijen oranının azalmasına ve dolaysıyla beynin diğer uzuvlar gibi yeterli besinden mahrum kalmasına neden olur.

Zihinsel ve bedensel olarak genç, dinç, dinamik, sağlıklı ve güzel olmak istiyorsak yemek miktarımızı azaltmalıyız. Dr. Clive McClay bir deneyinde denek farelerinin yiyeceğini yarıya indirdiğinde iki kat daha uzun yaşadıklarını tespit etmiştir. Yine yapılan bir araştırmada har canlının ortalama yemek miktarıyla ömrü arasında oransal bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

Midemizi katı yiyeceklerle doldurmamalıyız:

Aksi taktirde mide içeriğinin gerekli öz suyunu her tarafa nüfuz ettirmesi güçleşir, hazım gecikir. Sindirim sistemi yorulur. Ayrıca mide-bağırsak sisteminde parçalanan gıdaların emilimi de zorlaşır ve aldığımız besinin çok önemli bir kısmı atılmak durumunda kalır.

Uyumaya yakın bir sırada yememeliyiz:

Aksi halde beyin uyku esnasında gerekli çok önemli işleri yapamaz.(Uyku Bölümüne bakınız.) Beyin günlük duygusal ve bedensel bozulmaları tamir işi ile midenin tahliye edilmesi işi arasında büyük çaba sarf eder. Uykuda gerekli fonksiyonlar gerçekleştirilemediğinde dinlenememiş olarak uyanırız ve midemizde yavaş yavaş büyüyecek olan bir rahatsızlık hissederiz. Böyle bir alışkanlığın devamı hem bedenin hücrelerinin düzenli yenilememesine hem de stres ve uzun vadede depresyona yol açar. Bu durum düşünce akışının kilitlenmesinin önemli nedenlerinden biridir.

Besin değeri yetersiz gıdalar almamalıyız:

Aksi taktirde beyin düzenleyici işlerinde ihtiyaç duyduğu yapıtaşlarından mahrum kalır. Mümkün olduğu kadar az gıda ile beslenmeliyiz ama aldığımız besinler mümkün olduğu kadar farklı olmalıdır. Her çeşit sebze, meyve ve et türlerinden az miktarlarda alabilmeliyiz. Ancak farklı türleri aynı öğünde yemekten çekinmeliyiz. örneğin meyve, sebze,et, süt, patates bir arada alınmamalıdır. Alkali ve asit karakterli maddeler bir arada alınmamalıdır. Örneğin et türü ile hamur türü birbiriyle çelişir. Farklı yapıdaki maddeler farklı sindirildiğinden bir arada alındıklarında birbirlerini olumsuz etkilerler ve sağlıklı sindirilemezler. Bu durumda midede mayalanma olur ve biz sonucu gazın artması, ekşime olması şeklinde algılarız. Bu yolla enerjimizin önemli bir kısmını kaybetmiş, gereksiz yere sindirim sistemimizi yormuş, aldığımız enerji kullanamamış oluruz.

Yemekler hızlı yenilmemelidir:

Yavaşça ve ağızda yeterince çiğneyerek yemeliyiz. Bir öğün yemek için kendimize 30 dakika zaman ayırmalıyız. Pirinç, patates, ekmek gibi nişasta içeren yiyecekler tükürükte salgılanan pityalin maddesiyle parçalanırlar. Yeterli tükürük olmadığında bu gıdaların alınması fazla bir işe yaramaz. Ayrıca tükürükteki zararlı mikropları öldürücü özellik alınan gıdanın daha ağızdayken içerisinde yer alan mikropların önemli bir kısmını imha eder. Tükürük salgısı bir yana, dişlerimizle iyice parçalayacağımız gıdalar midede kolaylıkla hazım olur. Zihin ve diğer sistemler çok yorucu işlerle gereksiz yere meşgul olmaktan kurtulmuş olurlar.

Mutlaka belirli zamanlarda yemeliyiz:

Yemek bittikten kısa bir süre sonra beyin aldığımız gıdanın yoğunluğunu hesaplar ve hangi şiddette asitli ortama ihtiyaç olduğunu tespit eder. salgılanacak mide özsuyu ihtiyacın biraz altında olduğunda midemiz asla boşalmaz. Biraz üzerinde olduğunda ise asit mide duvarını yakar, gastrit ve arkasından ülser hastalığı kapımızı çalar. Mide son derece hassas bir dengeye sahiptir. Mide özsuyu çinkoyu eritebilecek keskinliktedir. Ancak midenin etten yaratılmış olan duvarının delinmemesi için mide içi mukozası, salgıladığı sıvılarla bazik ortam oluşturan özel hücrelerle kuşatılmıştır. Asitli ortam mide iç duvarını kuşatan bazik sıvı katmana temas ettiğinde nötrleşir. Ancak her iki ortam aynı güçte ve dengede olmak zorundadır. Yemekten sonra mide içeriği parçalanmadan su içtiğimizde içeriğin asit yoğunluğunu değiştirmiş oluruz. Yeniden özsuyu salgılanmak zorunda kalınır. Bir şeyler atıştırdığımızda durum çok daha kötüleşir. Her defasında mide içeriğinin parçalanması sürekli geciktirilerek sindirim sistemi yorulur. Beyin devamlı mide ile meşgul edildiğinden zihinsel faaliyetler yavaşlar. Ayrıca mide ve buna bağlı diğer hastalıkların tohumu ekilmiş olur. Dolaysıyla suyu yemek önceyi veya yemek sırasında alabiliriz, ama yemek bittikten sonra alamayız. Su veya diğer besinleri tekrar almak istiyorsak yemekten sonra aradan 3 saat geçmelidir. Yemek rejimimizde saatlerimiz kesin hatlarla ayrılmalıdır. Örneğin 8.00-12.00-19.00 saatleri artı eksi bir olmak üzere üç öğün yemek için uygun periyotlar olarak düşünülebilir

Meyveler yalnız alınmamalıdır:

Meyve yemekten 30 dakika önce veya 3 saat sonra alınmalıdır. Zihinsel faaliyetlerimin gerektirdiği enerji kaynaklarının en önemli parçalarından birini meyveler oluşturur. Bildiğiniz gibi beynin oksijen dışındaki tek enerjisi glikozdur. Glikoz ise meyvelerde hazır olarak bulunur. Diğer şeker türleri ancak yakılmak suretiyle glikoza çevrilebilir. Bu durumda meyveleri aç karnına yemeliyiz. Meyve derhal bağırsaklara inecek parçalanması ve besin içeriğinin emilişi 20 dakikada tamamlanacaktır. Besinlerimizin en önemli kısmını meyveler oluşturmalıdır. Ancak bilinmelidir ki mide dolu iken alınan meyve midede kalacak, mayalanacak ve besin değeri kaybolacağı gibi bütün sistemlerimizi yoracaktır.




--------------------------------------------------------------------------------

Hatalı beslenmenin sonuçları:

1. Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölür ve bir o kadarı yaratılır. Ortalama olarak kabul edersek 100 günde beyin-sinir hücreleri hariç bütün vücudumuz yenilenir. Kötü yeme alışkanlığı yenileme sistemini aksatır ve cildimiz canlılığını,netlik, tazelik ve temizliğini kaybeder. Ayrıca temizleme sistemi yetersiz kalacağı için vücut kısa sürede çöplüğe dönüşür ve içten içe çürümeğe, hastalıklara hazır olmaya başlar.
2. Gün boyu hissedilen yok edilemeyen yorgunluk çabuk yorulma veya baş ağrısı oluşur.
3.Vücut rahat yönetilemediğinden kontrolü güçleşir, irade zayıflar, hayat durgun ve bunaltıcı olur.
4.Zorlukların üreteceği stres düşünce akışını bloke eder. Düşünce ve hafıza sistemi bulanıklaşır.
5.Zihin oksijen ve glikozdan mahrum bırakıldığından veya düşünce ve aktif uyarımdan yoksun kaldığından gittikçe körelir, tembelleşir, zeka kaybı oluşur.

Yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlardan herhangi biriyle tanışıyorsanız yemek rejiminizde derhal değişiklik yapmalısınız. Hayatınızın 10 gün gibi bir sürede değişebildiğini göreceksiniz.

KALBİNİZ İÇİN DİYETE DİKKAT

• Herhangibir Kardiyovasküler hastalığınız varsa, "Neler yiyeceğim ? Neler yemeyeceğim ? " diye fazla düşünmeyin. Çünkü, sağlıklı kişilerin diyetinde dikkat etmesi gereken şeylere hastalığınızla ilgili bir iki ufak eklenti dışında sizi sıkıntıya düşürecek bir şey yoktur.
• İnsanlar beslenirken, proteinler, karbonhidratlar ve yağlardan yararlanırlar. Sağlıklı beslenme kurallarında bunlardan fedakarlık edilmez. Ancak, bu ana grupların kendi arasında dengeli olmasına ve hangi protein, hangi karbonhidrat, hangi yağın seçileceğine dikkat edilmesi gerekir.
Sağlıklı Beslenme Kuralları:
• Kilonuza dikkat edin. Aşırı kilolu iseniz mutlaka ideal kilonuza inin. Kilonuz normalse kilo almamaya özen gösterin. Aşırı kilo önemli bir risk faktörüdür.
• Kilo almada önemli etken yağlardır. Beslenmenizde yağ oranını azaltın. Normal kişiler,günlük kalori ihtiyacının %30 unu yağ olarak almalıdır. Günlük kalori ihtiyacının % 30'u 9' a bölünürse gr cinsinden yağ miktarı ortaya çıkar. İhtiyaç 1800 kalori ise, bunun 540 kalorisi yağlardan alınmalıdır.Yani günde ençok 60 gr yağ yeterlidir.
• Öğün atlamayın. Yemeklerde tabağınızı tam doldurmayın. Yavaş yiyin. Öğün aralarında bir şey yemek ihtiyacı duyarsanız meyve iyi bir seçimdir. Tatlılardan kaçının.
• Bitkisel besinleri, haşlanmış, ızgara yemekleri tercih edin. Yemeklerinizi buharda ve yanmaz tavada pişirin. Hazır gıdalardan ve hayvansal gıdalardan mümkün olduğunca uzak durun.
• Kanınızdaki Kolesterolün ve tiplerinin seviyesini bilin. Kolesterol doğal olarak bünyeniz tarafından üretilen bir madde olmasına rağmen alınan besinlerle de ilgilidir. LDL olarak kısaca ifade edilen tipi " kötü huylu kolesterol " diye tanımlanır. LDL damar sertliğine neden olur. HDL ise " İyi huylu kolesterol " olarak tanımlanır ve atar damarların tıkanmasını önler. Kanda düşük LDL, yüksek HDL seviyesi iyi bir durumdur. Uygun beslenme ile birlikte egzersiz, HDL seviyesini yükseltir.
• Beslenme biçimi ve heredite, kan kolesterolünü yükselten ve tiplerinin oranlarını etkileyen faktörlerdir. Genetik olarak edinilen herediteyi değiştirmek elimizde olmadığına göre, beslenmemizi düzenleyerek sağlığımızı koruyabiliriz.
• Gıdalarla alınan yağlar şu şekilde sınıflandırılır:
•
•
o Doymuş yağlar
o Doymamış yağlar:
o
o
 Mono(tekli) doymamış yağlar
 Poli(çoklu) doymamış yağlar


 Linoleik yağ
 Alfa linoleik yağ(Omega 3)
• Doymuş yağlar : Bu yağlar oda ısısında katıdır. Kolesterolü ve özellikle LDL' yi yükselten yağlardır. Etlerdeki yağlardan, yumurta, tam yağlı süt ve süt ürünlerinden, dilimize yerleşen deyimiyle fast food gıdalardan alınır.Bazı bitkisel yağlar (kakao yağı,hurma yağı,hindistancevizi yağı) da doymuş yağdan zengindir.
Doymamış yağlar:Oda sıcaklığında sıvıdırlar.Kolesterolü yükseltmez. HDL seviyesini olumlu etkiler. Sıvı yağlar (Zeytinyağı, Mısırözü yağı, Kanola yağı, Artic yağ,Keten yağı,Soya yağı gibi) ile alınır. Beslenmede doymuş yağların yerine konulduğunda sağlık açısından yararı tartışılmazdır.
Aşağıdaki çizelgede yağların fraksiyonlarına göre özellikleri belirtilmiştir:




YAĞ CİNSİ Doymuş Yağ Çoklu doymamış Linoleik yağ Çoklu doymamış Alfa Linoleik Yağ
(Omega 3) Tekli Doymamış Yağ
Zeytinyağı %15 %9 %1 %75
Ayçiçeği Yağı %12 %71 %1 %16
Mısır Özü Yağı %13 %57 %1 %29
Kanola Yağı %7 %21 %11 %61
Soya Yağı %15 %54 %8 %23
Tereyağı %68 %3 %1 %28
Hindistancevizi %91 %2 - %7
Keten Yağı %9 - %73 (Omega 3 ve 6) % 18




•
o Kanola Yağı: Kanola, Brasica rapa (Polonya kanolası) ve Brassica napus (Arjantin kanolası) aşılanmasından oluşan Kanada' da yetiştirilen Kanola bitkisinin tohumlarından elde edilen bitkisel bir yağdır. İnsanların besinlerle linoleic acid alması gerekir. Çünkü vücudumuz bunu sentez edemez. Lifli sebzelerde, fındıkta, tohumlarda, anne sütü, balık (tuna,karides, somon, sardalya, ringa balığı) ve tohumlardan yapılan yağlarda (kanola yağı) bulunur. Kanola bitkisinde bu yağ asitleri diğer yağlara oranla daha fazladır. Linoleic acid merkezi sinir sistemi, göz ve trombositler için gereklidir. Kolesterol seviyesini ve trigliserid seviyesini düşürür.Kan hücrelerinin akışkanlığını artırır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Dolayısıyla damar tıkanıklıklarının oluşmasını engeller. Çoklu doymamış yağları daha çok yedikçe en güçlü anti oksidan olan E vitamini ni alma imkanımız artar. Kanola yağı, ayçiçek yağı gibi yağlarda,yumurta, fındıkta bulunur. Daha az miktarda meyve, sebze, et ve balıkta bulunur. 2 çay kaşığı kanola yağında 1.9 mg E vitamini bulunur ki bu da almamız gereken miktarın 1/5 idir. Kanola bitkisinin yetiştirildiği toprağın özelliklerine bağlı olarak, bazı bölgelerde elde edilen yağların, insan vücuduna zarar verebilecek bazı toksik maddeleri içerebileceği şeklinde uyarı yayınları da vardır.
o Artic Yağ: Eskimolarda kalp hastalığı,damar hastalığı, artrit, romatizma, sedef hastalığı ve astımın nadir görülmesi, eskimoların kullandığı bir tür balık( Balaenoptera Acutorostrata )yağına dikkatleri çekmiştir. Bu yağ, doymamış yağ asitlerinden zengindir. Kanın akışkanlığını artırır ve inflamasyona neden olan tümör nekrotizan faktörün seviyesini düşürür. Günde 15 ml alınması kalp hastalıklarından korunma için yeterlidir.
o Keten Yağı: LDL kolesterol ve trigliserid seviyesini düşüren Omega 3 yağ asidinin en çok bulunduğu bitkisel yağdır.Omega 3 ihtiyacı hamurişlerine keten tohumu ekleyerek, keten tohumu ile beslenen tavuklardan elde edilen yumurtalar yiyerek karşılanabilir. Keten yağı enflamasyonu engelleyerek eklem hastalıklarındaki şişme ve ağryı önler. Sedef gibi cilt hastalıklarının düzelmesinde de yararlıdır. Keten tohumu ve keten yağı preparatlarında ayrıca lifli elemanlar da bulunur. Bu lifli elemanlar, çoklu doymamış yağ asitleri ile birlikte hem kolesterol seviyesinin iyileşmesinde hem de bağışıklık sisteminin güçlenmesinde etkilidir. Keten tohumu ile beslenen deney hayvanlarında hormona bağlı kanser türlerinin(meme,rahim ve prostat) oluşmasının engellendiği gösterilmiştir.Bu olumlu etki, içerdiği fitoöstrojen ( doğal bitkisel östrojen hormonu ) sayesindedir.

• Et yerken tavuk eti (özellikle göğüs kısmı), hindi eti ve balığı tercih edin. Mutlaka kırmızı et yemek zorunluğu varsa yağlarını tamamen temizleyerek kullanın. Ne eti olursa olsun deri ve yağlı bölümlerinden uzak durun.
• Karaciğer ve benzeri sakatatlar, pastırma, sucuk, salam, sosis, jambon ve donmuş hazır yiyeceklerden sakının.
• Bitkisel proteinlerden ( bakliyat) yararlanın.
• Tam pirinç, fasulye gibi kompleks karbonhidratlar yiyin.
• Beslenmenizde fitoöstrojenden zengin lifli gıdaların oranını olduğunca fazla tutun. Lifli gıdalarla beslenen kişilerde hormonal aktiviteye bağlı tümörlerin az görüldüğü saptanmıştır.
• Keten tohumlu yemlerle beslenen tavuklardan elde edilen düşük kolesterollü yumurta yiyin. Diğer yumurtalar haftada 3 kezden fazla olmasın. Elden geldiğince yumurta sarısından uzak durun.
• Süt ve ürünlerinin yağsız olmasına dikkat edin. Krema ve tereyağ yemeyin. Yağsız peynir ve çökelik kullanın.
Kalp yetmezliği hastalarının Beslenme Kuralları:
• Yukarda yazılı kurallar, kalp yetmezliği hastaları için de geçerlidir.
• Bu kurallara ilave olarak özellikle tuzsuz beslenmeye dikkat edin.
• Sodyum sağlık için gerekli bir mineraldir. Tüm yiyeceklerde, özellikle tuzda bulunur. Çoğu insan gereğinden fazlasını alır. Vücüt fazla sodyumdan kurtulamazsa sıvı birikir. Fazla sıvı kalbin ve böbreklerin çalışmasını zorlar ve kan basıncını yükseltir. Daha az sodyum yiyerek bu kontrol altına alınır. Ekmeğiniz ve yemekleriniz tam tuzsuz pişmelidir. Yemeğe katkı olarak konan salçada da tuz olmamalıdır. Diüretikler sodyum kaybına neden olduğu için, tam tuzsuz beslenmede günlük 2 400 mg tuz alınması( silme bir çay kaşığı tuz = 1000 mg ) kan elektrolit dengesinin bozulmaması için önerilmektedir. Tuzsuz yemeklerinize bu miktarı öğünlere bölerek ekleyin. Lezzet unsuru olarak baharat kullanın. Etleri sarmısak,sirke, limonsuyu ile terbiye edin. Hazır çorbalar, hazır gıdalar, hazır yufka, turşu, patates cipsi, mayonez, ketçap, hardal ve etsuyu tabletleri tuz içerir. Bunları kullanmayın.
Dr. Ahmet Üstün

-

KEMİK ERİMESİNE YOL AÇAN NEDENLER

İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Endokrinoloji Uzmanı Dr. Faruk Ergönen, kalsiyum eksikliği, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kullanımının kemik erimesine (osteoporoz) neden olduğunu bildirdi.
Ergönen, yaptığı yazılı açıklamada, insandaki kemik gelişiminin 30 yaşında tamamlandığını belirterek, vücutta 30'lu yaşlara kadar ne kadar çok kemik biriktirilirse yaşlılıkta kemik erimesi sorunuyla o kadar geç karşılaşılacağını kaydetti.



Kemik erimesinin en çok bel omuru, kalça ve bileklerde ortaya çıktığını dile getiren Ergönen, kemik erimesinin daha çok yaşlılar, kadınlar, erken menopoza girenler, vücut yapısı narin olanlar ile annesinde osteoporoz olan kişilerde görüldüğünü belirtti.

Ergönen, hareketsiz yaşam, alkol ve sigara kullanımı ile kalsiyum eksikliğinin bu hastalığa neden olduğunu kaydederek, şu bilgileri verdi:

''Zehirli guatr, romatizma ve uzun süre kortizonlu ilaç kullanımı gibi çeşitli hastalıklar da kemik erimesine neden olabilmektedir. Bu durumda kemik erimesinin değil öncelikle hastalığın tedavi edilmesi gerekmektedir. Menopoza giren her kadın mutlaka kemik ölçümü yaptırmalı ve beş yılda bir doktor kontrolünden geçmelidir. Bol bol egzersiz yapılmalı, süt ve süt ürünleri tüketilmeli, kalsiyum ve D vitamini birlikte alınmalı ve güneş ışığından yararlanmalıdır.''

Yağmur suyunun saça faydası

-----------------------------------

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Klinik Şefi Yardımcısı Uzman Dr. İlgül Zeren Bilgin, yağmurun saf sudan oluştuğu ve içerisinde saçlara zarar verecek herhangi bir maddenin bulunmaması nedeniyle saçlar için bulunmaz değer olduğunu söyledi.
Yağmur suyunun yoğunlaşmış buhardan oluştuğunu ve içerisinde çok az miktarda mineral bulundurduğunu belirten Bilgin, çeşme suyunda klor gibi çeşitli kimyasal maddelerin bulunduğunu ve bu maddelerin saçı tahriş ettiğini kaydetti.

Kış aylarında havanın kirli ve kuru olması nedeniyle saçların ayrı bir bakıma ihtiyaç duyduğuna değinen Bilgin, ''Kirli, dumanlı havada dolaşılmamalı ve saç sürekli yıkanmalı. Kuru hava saç derisini de kurutarak, saçın da kurumasına neden oluyor. Bu, saçın kırılmasına yol açıyor. Saçın kuru kalmasını engellemek lazım. Saçın şapkayla ya da eşarpla örtülmesinin faydası olacaktır. Saçları kuru havadan korumak için bol su almalı, yeşil sebzeler yemeli. Kafeinli içeceklerden uzak durmalı. Nemlendirici, bazen de saç kremi kullanılmalı'' dedi.

 

 

 

 

 

Bu sitedeki bilgi ve belgeler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

SPOR YAP SAGLIKLI KAL

Dua ile tedavi

Prof. Dr. Mustafa Güler, ABD Maryland Üniversitesinde 23 değişik hastalıklı grup ile yapılan çalışmada dini inançları yoğun olan hastaların ağrılarının azaldığı ve daha çabuk iyileştiği saptanmıştır; dedi.
Prof. Dr. Mustafa Güler, araştırmayla ilgili olarak yaptığı açıklamada, tamamlayıcı tedavilerin de yardımıyla, hastanın tedavi olabileceği konusunda ikna edilmesi, hekim kadar hastanın da tedaviye katılmasının sağlanması gerektiğini kaydetti. Güler, ;Doktorun hastaya karşı tutumu, hastayı hafife alınmadığına ikna etme becerisi, hastanın güvenini kazanmadaki başarısı, yani olumlu telkin, tedavi açısından önemli husustur; dedi.

Güler; tedavinin, önce beyinde ve duygu-düşünce seviyesinde başlamasının önemli olduğunun doktor ve hasta tarafından kabul edilmesinin gerektiğini ifade etti.

Hastaların iyi olacağı konusunda inandırılması, telkin için değişik metotlar olduğunu hatırlatan Güler, şunları kaydetti:
“Bunlar arasında, muayene ve reçete yazma, hasta eğitimi, Plasebo(İlaç olmayan maddelerin ilaç niyetiyle kullanılması), sözle telkin (hastanın kendisi veya başkası tarafından yapılan), dua (Başkaları tarafından yapılan veya hastanın kendisinin yaptığı) ve tamamlayıcı tedavilerin de kısmen telkin özelliği vardır. Çağdaş tıbbı bırakıp ilkel tıbba dönelim demiyorum ama hastanın içindeki tedavi olma yetisini açığa çıkartmamızı ve bunun içinde yapılması gereken her şeyin yapılmasının gerekli ve çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

DUA İLE İLGİLİ YAPILMIŞ ARAŞTIRMALAR
Prof. Dr. Güler'in çalışmasında yer alan Duanın tedavideki yeri konulu araştırmada yer bazı veriler şöyle:
ABD'de çalışan Müslüman bir bilim adamı ;Kuran ve Stres konusunda bir araştırma yapmış ve hazırladığı tebliği 1984'de İstanbul'da yapılan İslam Tıp Kongresi ne sunmuştu. Dr. Ahmet El-Kadi,bu tebliğinde Kuran'ın Arapça metnindeki kelimelerin ses özelliklerinin stresi azalttığını saptadıklarını anlattı.
Dr. Elisabeth Targ (Pasifik Tıp Merkezi, Psikososyal Onkoloji Araştırmaları Klinik Direktörü) dua ve maneviyatın AIDS hastalarının iyileşmesi üzerine etkilerini araştırıyor ve Şifa duası yapılanların daha iyi olduklarını gözlemliyor.
TIME-CNN, yaptığı bin 4 kişilik ankette katılımcıların yüzde sinin ibadet ve duanın iyileştirici etkisi olduğunu belirttiler.
Harvardlı Dr. Benson, inanmanın hastalıkların yüzde 60-90'ında iyileştirici etkisi olduğunu iddia ediyor.
Dua ve maneviyatın insan sağlığı üzerindeki etkisini araştıran yaklaşık 1200 araştırmanın sonuçlarının özetlendiği, Handbook of Religion and Health adlı kitapta:
Tüm çalışmalar dindar insanların daha uzun ve sağlıklı yaşadığını gösteriyor. İbadetine düşkün ve düzenli olarak dua eden insanlar daha seyrek hasta oluyor. Dindar olmayan hastalar dindar olanlara göre üç katı daha uzun süre hastanede yatıyor. Herhangi bir dini aktiviteye katılmayan kalp hastalarının ameliyat sonrası ölüm riski dindar hastalara kıyasla 14 kat fazla. Düzenli olarak ibadet eden yaşlıların inme riski diğerlerinin yarısı kadar. Dindar insanların kalp hastalığı ve kanserden ölme ihtimali yüzde 40 daha az. Dindarlar daha seyrek olarak depresyon yaşıyorlar, depresyona girince de daha çabuk düzeliyorlar. Güne dua etmekle başlamak, tansiyonun düşmesine yardımcı oluyor. Bilim adamları yaşları 25-45 arasında değişen ve kendilerini dindar kabul edip çok dua eden 155 kişiyi inceledi. Deneklerin kan basıncını 24 saati aşkın zaman diliminde ölçen bilim adamları tansiyon değerlerinin düşük” olduğu saptandı.
Kansas eyaleti St. Look Hastanesi'nde Dr. William Harris ve arkadaşları kalp-akciğer hastası 990 hastayı iki gruba ayırmış ve bir gruba onların bilgisi ve haberi olmadan beş din adamı tarafından dua ettirmiştir. 4 hafta boyunca her gün dua edilen gruptaki hastaların iyileşme oranları, dua edilmeyen gruba kıyasla yüzde 11 daha iyi bulunmuştur.
San Fransisco Hastanesinde 393 kalp hastası üzerinde çalışma yapıldı. Dua edilen 150 hastanın daha çabuk iyileştiği gözlendi.
Harvard'lı bilim adamı Dr. Herbert Benson, son 30 yılını duanın insan fizyolojisi üzerindeki etkilerine adamış, tüm duaların stresi gideren, bedeni sakinleştiren ve iyileşmeyi hızlandıran etkisi olduğuna dikkat çekiyor. İnsanların dua halindeyken yaşadıkları değişiklikleri beyin MR çekimleriyle izleyen Benson, dua esnasında beyinde kompleks bir aktivitenin gerçekleştiğini saptamış.
ABD Maryland Üniversitesi'nde 23 değişik hastalıklı bir grup ile yapılan çalışmada dua edilen hastaların ağrılarının azaldığı ve daha çabuk iyileştiği saptanmıştır.
Cornell Üniversitesi kalp cerrahlarından Dr. Mehmet Öz, (geçen yıl kalp krizi geçirmiş stent takılacak 750 kişi üzerinde araştırma yaptık. Dua edenlerin hızla iyileştiğini gözlemledik. Ben de dua etmelerini tavsiye ediyorum) demektedir.
GÜNE ZİNDE BAŞLAMAK İÇİN

Güne dinamik başlamak için spor yapmaya ne dersiniz? “Yine mi spor?” demeyin. Biliyorsunuz formunuzu ve sağlığınızı korumak için bu gerekli. Gerçi spor, oldukça yorucu bir etkinlik. Özellikle de sabah sporu... Zaten bir gün önce fazlasıyla yorucu bir gün geçirince sabah sabah kim spor yapmak ister ki, değil mi? “Hem tüm enerjimi spora harcamak gerektiği de nereden çıktı?” dediğinizi duyar gibiyiz. Ama yanılıyorsunuz, çünkü güne zinde başlamak için en etkili yol, sabah sporu.
Geceleri tüketilen karbonhidrat depoları, varolan enerjinizi de harcıyor. Sabah kalktığınızda önce güzel ama hafif bir kahvaltı yapın. Enerjinizi tekrar kazanmak için önce sağlıklı bir şeyler yiyin. Aksi takdirde vücudunuz, yağ depolarına saldıracaktır. Dolayısıyla kahvaltı yapmadan egzersize başlayan, hele bir de işe gitmeye kalkışan kişiler bütün bir gün boyunca istediği başarıyı elde edemez. İşinize konsantre olmada zorlanmamak ve daha zinde bir gün geçirmek için güzel bir kahvaltıdan daha kolay ne olabilir ki?
Güne, uyuşuk başlamayın!
Sabahları yapacağınız egzersizler, kalp ve dolaşım sisteminizi aktive ederken metabolizmanızı da güçlendiriyor. Ayrıca egzersiz yapmak, günün zorluklarına karşı daha da hazırlıklı olmanızı sağlıyor. Özellikle uyuşukluktan ya da çok yatmaktan dolayı oluşan sırt ağrılarından şikayetçi olanlar, sabah jimnastiğiyle daha dinamik olacak ve şikayetlerinden kurtulacaklar. Çünkü sabah jimnastiği aynı zamanda kas ve eklemleri de harekete geçiriyor. Sabahları düşük bir moralle evden çıkarsanız, büyük ihtimalle bütün bir gün çatık kaşlarla etrafınızı süzeceksiniz. İş arkadaşlarınızı ya da eşinizin sizin bu halinize uzun süre dayanabileceğini sanmıyorsunuz herhalde, değil mi?
Özellikle kış mevsiminde sabahları spora vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Aslında bu soğuklarda kimse sıcak yatağını isteyerek terk etmiyor. Çünkü yazın getirdiği canlılık, bu mevsimde tam bir uyuşukluğa dönüşüyor. Ama siz biraz gayretle daha güler yüzle, aktif ve dinamik bir halde, günün getirdiklerinin peşinde koşabilirsiniz. Tabii güzel bir kahvaltı ve sporla. Bunun için 5 dakika ayırmanız bile yeter, tabii fazladan bir 20 dakikanız varsa çok daha iyi! Bu süreyi nasıl değerlendireceğiniz size bağlı. İster parkta koşun, isterseniz evde hafif egzersizler yapın. Biraz daha erken kalkarsanız bisiklet bile sürebilirsiniz. Yağmur altında bisiklete binmek inanın çok güzel bir terapi olacaktır sizin için. (Yağmurluğunuzu giymenizi hatırlatmaya gerek var mı kiç) Yalnız spor yaparken bunu bir yarışmaya dönüştürmeyin. Bütün enerjinizi spora harcamayın, unutmayın gün daha çok uzun!
Susuzluğunuzu dindirin!
En ideal kahvaltı, karbonhidrat açısından zengini olanıdır. Örneğin mısır gevreği, yulaf, meyve ya da kepek ekmeğiyle yapılmış bir sandviç yiyebilirsiniz. Bu arada yeterince sıvı tüketmeyi de unutmayın. Gerçi bilimsel olarak nedeni açıklanamasa da, sabahları su ihtiyacımız, günün diğer saatleri kadar fazla olmuyor. Ancak vücut, sabahları beyine, suya ihtiyaç duyduğu sinyalini göndermediği için yeterince sıvı tüketmiyoruz. “Sıvı”dan kastımız sadece kahve ya da çay değil. Ayılmak için bir bardak çaya ya da bir fincan kahveye hayır demeyiz, ama tüm sıvı ihtiyacınızı da bunlardan karşılamaya kalkmayın. Bu tür içecekler yerine meyve suları ya da soda için. Bitkisel çaylar da önerebileceğimiz içecekler arasında yer alıyor.
Ya uykuya çok düşkünseniz?
Peki uykunuzdan bir türlü vazgeçemiyor ve sabah aktivitelerine sıcak bakamıyorsanız? Önceleri davranış psikologları, uykuya düşkünlüğü kişisel bir davranış gelişimi ya da alışkanlık olarak yorumluyorlardı. Ama günümüzde, insanların genlerinde programlı olan belirli ritmlerin varlığını inkar etmiyorlar. Bunun anlamı şu; siz ya gece ya da sabah kuşu olarak doğdunuz. Ama bu yine de sizin sabah sporundan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Biraz çabayla her şeyi başarabilirsiniz. Sabahları spor yapmayı bile...

YEDİKLERİMİZİN KİMYA'CASI

Bir günde 3 öğün şu yemekleri yediğimizi varsayalım,

Sabah kahvaltısı: Yağda yumurta, tere yağ, çay
Öğle yemeği: Domates çorbası, pirinç pilavı, biftek ve kiraz
Akşam yemeği: Tavuk kızartma, marul
Bunlar bildiğimiz yemek isimleri. Acaba bu yemeklerde bulunan kimyasal maddeler nelerdir? Hiç merak ettiniz mi?
Yağda yumurta: Ovalbümin, ovomükoid, müsin, globulinler, amino asitler, lipovitellin, livetin, kolesterol, lesitin, kolin, lipitler ve yağ asitleri, lutein, zeaksantin, biotin, beta karoten, pantotenik asit, riboflavin, tiamin, niasin, folik asit, siyanobalamin, demir, kalsiyum, fosfor ve sodyum klorür.
Tereyağ: Bütirik asit, kolesterol, sodyum niasin, kolin, potasyum, glükoz, pridoksal, demir, çinko, laktoz, askorbik asit, karoten, kalsiyum, magnezyum, folik asit, fosfor, alfa tokoferol, kalekalsiferol, riboflavin, siyanobalamin, doymuş yağ asitleri.

Çay: Kafein, tanen, bütanol, izoamil alkol, hekzanol, fenil etil alkol, benzil alkol, geraniol, 3-galliol epikateşin ve daha en az yüz seksen madde.

Domates çorbası: Askorbik asit, sitrik asit, glukoz, sukroz, sodyum klorür, doymuş ve doymamış yağ asitleri, karoten, folik asit, riboflavin, tiamin, kalsiyum, bakır, demir, magnezyum, mangan, fosfor, potasyum, çinko ve bitki proteinleri.

Biftek: Hayvansal proteinler, demir, fosfor, çinko, magnezyum, riboflavin, tiamin, piridoksin, siyanobalamin ve kömürleşmiş kısımlarda alfa-benzpiren (kanserojendir).

Pirinç pilavı: Demir, fosfor, sodyum, bakır, askorbik asit, pantotenik asit, glukoz, sukroz, doymuş yağlar, kalsiyum, magnezyum, potasyum, çinko, tiamin, niasin, maltoz.

Kiraz: Nişasta, selüloz, pektin, früktoz, sakkaroz, glukoz, malik asit, sitrik asit, süksünik asit, amil asetat, anisil propiyonat, beta karoten, askorbik asit, fosfor, potasyum, riboflavin, tiyamin.

Tavuk kızartması: Kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum, çinko, mangan, askorbik asit, riboflavin, niasin, pantotenik asit, flavin, folik asit, hidroksokobalamin, kolesterol, aktomiyosin, aktinin, gliseridler, fosfolipidler, kolin, spingomiyelin, kefalin, lesitin, glikojen, polihidroksi aldehitler, poli sakkaritler, nükleik asitler, flavinnükleotitler, lipoprotein, hemler, fosfor, sodyum, bakır, laktat, piridoksin, miyosinler, asetin, fitosterol, kollagen, miyoglobin, sitokrom, lisozomlar, elastin, doymuş ve doymamış yağlar, enzimler.

Marul: Amino asitler, kalsiyum, fosfor, demir, sodyum, potasyum, riboflavin, niasin, askorbik asit, doymuş yağlar, glükoz, piridoksal, alfa tokoferol, çinko, mangan, tiamin, sakkaroz, biyotin, karoten, krom, kobalt, bakır, kükürt, pantotenik asit, folik asit.

Kahve: Kafein, metanol, etanol, aseton, metil astatat, furan, izopren, metil bütanol, kafein, dimetil sülfür, propiyon aldehit, uçucu yağlar, ... ve daha yaklaşık üç yüz seksen madde...
"Kimya güzeldir...ama fizikde biyoloji de" adlı kitaptan alınarak düzenlenmiştir. (İletişim yayınları, Ömer Kuleli, Osman Gürel)

EGZERSİZ NASIL YAPILMALI

Sağlıklı yaşam için nasıl egzersiz yapılmalı

Olumsuz dış etkenlere sıklıkla maruz kalan şehir insanının rahatlamasını sağlayan egzersiz, düzenli yapıldığında yaşam kalitesini yükseltiyor.
Hava kirliliği, aşırı stres, gürültü, kalabalık, düzensiz beslenme; tüm bunlar şehir insanının hayatını olumsuz etkileyen faktörlerden sadece birkaçı. İş temposunda kişinin kendine vakit ayıramamasının, özellikle oturarak çalışmanın vücut için son derece sakıncalı olduğunu belirten uzmanlar, "Bu nedenle hiç değilse kısa aralıklarla da olsa egzersiz yapmak, bizim yenilenmemizi ve kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır. Egzersiz yapmak için ille de bir spor salonuna yazılmak gerekmiyor. Dans kursuna katılmak, kısa mesafeli yerlere arabayla değil de yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak da vücudumuz için birer egzersiz" diyor.

Her şeyden önce kişinin kendisini iyi hissetmesine yardımcı olan egzersizin, kolesterolü düşürürken, kan sekerini dengelediği, sağlıklı bir kiloda kalmayı sağladığı bildirildi. Uzmanlar, düzenli yapıldığında tansiyonu ve kan dolaşımını da düzenleyen egzersizin stresi, damar tıkanıklığı ve kalp krizi geçirme riskini azalttığı görüşünde. Yararları bunlarla da sınırlı olmayan egzersiz ayrıca bağırsak hareketlerini düzenliyor ve iyi sıvı alımıyla birlikte kabızlık sorununa çare oluyor. Kişinin yapacağı egzersizin yaşına, kondisyonuna ve sağlık şartlarına uygun olması gerektiğini dile getiren uzmanlar, "Özellikle belli bir yaşın üzerinde egzersiz yapanlar ve yeni başlayanlar dikkatli olmalı. Ailesinde kalp hastalığı hikayesi bulunan, sigara içen, kolesterol, tansiyon, şeker problemi olan, fazla kilo veya stresli bir yaşam tarzı bulunan bireylerin muhakkak bir hekim kontrolünden geçtikten sonra spora başlamalarında fayda var. Hangi egzersizin ne sıklıkta ve ne kadar süreyle yapıldığı da önem taşıyor. Yürüyüş başta olmak üzere koşu, yüzme ve tenis en çok önerilen sportif aktiviteler. Bu sporlar, haftada en az 3-4 gün yapılmak üzere en az yarım saat, ideali 45 dakika sürmelidir. Bu süre içinde egzersiz herhangi bir kesintiye uğramamalıdır. Uzmanlar, bu egzersizlerin açlıkta veya hafif bir yemeği takiben iki saat sonra yapılması gerektiğini vurguluyor. Sağlıklı kişilerde, kalp ve akciğer sağlığı için yürüyüşle kalbin hızının "hedef nabız sayısı"na ulaşmasının önemine dikkat çekiliyor" ifadelerini kullanıyor.

Uzmanlar, öncelikle maksimal kalp hızı bulunduğunu kaydederken maksimal kalp hızının 220 sabit sayısından kişinin yaşı çıkartılarak hesaplandığını ifade ediyor. Hedef nabız sayısının maksimal kalp hızının yüzde 50-75'i kadar olması gerektiği, nabız saymak için boynun her iki tarafındaki atardamarlardan (şah damarı, karotid arter) birine işaret ve orta parmakla hafifçe bastırmak, 10 saniye sayarak bu rakamı 6 ile çarpmak gerektiği bildirildi.
Hedef nabız sayısına ulaşmak için acele edilmemesi gerektiğini, zaman içinde ilerleme sağlanarak 6 ay içinde hedefe ulaşılması gerektiği ifade edildi.

Uzmanlar, çok sıcak, nemli ve aşırı güneşte egzersiz yapılmasının da sakıncalı olduğuna dikkat çekerken; egzersize ısınma hareketleriyle yavaş başlanması ve yavaş sonlandırılmasının önemini vurguluyor. Göğüste rahatsızlık, kol, boyun, sırt ağrısı ve aşırı yorgunlukta doktora başvurulması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, "Kaliteli ve üretken bir yaşam sürmek ve hastalıklardan korunmak için spora ideal olarak çocukluk yıllarında başlamak gerekiyor. Ancak spora başlamak için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. 70 yaşında eklem sertliği ve kemik erimesi olan, hiç egzersiz yapmamış ev hanımlarına bile ilaç tedavisinin yanında tedavi olarak egzersiz yapılması öneriliyor" diyor.

VİTAMİNLER
Hangi vitamin hangi besinde bulunur?

Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun, halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrıca bağışıklık sistemimizde meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastalıklara karşı daha da savunmasız bir hale gelmemize neden olabilir
Aslında basit anlamıyla vitaminler, normal yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan, yiyecekler içerisinde doğal olarak bulunan basit yapılı bileşiklerdir. Vücut fonksiyonunun düzenlenmesinde ve devamlılığında önemli rol oynarlar. Yağda ve suda eriyenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yağda eriyenler A - D - E - K vücutta depolandığı için hergün almaya gerek yoktur. Suda eriyenler B - C ise depolanmazlar, fazlası dışarı atılır.

Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun, halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrıca bağışıklık sistemimizde meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastalıklara karşı daha da savunmasız bir hale gelmemize neden olabilirler. Tükettiğimiz besinlerde, özellikle taze sebze ve meyvelerde günük vitamin ihtiyacımızı karşılamamıza yetecek kadar vitamin bulunur. Ancak besinlerdeki vitaminler, kimi zaman yanlış pişirme, kimi zaman da yanlış muhafaza yöntemleri nedeniyle kayba uğrar. Vitamin kalıplarını önlemek için, besinleri uzun süre pişirmemeye, pişirdikten sonra fazla bekletmeden tüketmeye özen göstermemiz gerekir.

Besinlerde bulunan doğal vitaminlerin dışında, sentetik yoldan labratuvarlarda üretilen vitaminler olduğunu da biliyoruz. Ancak, besinlerden alman doğal vitaminler labratuvarlarda alınan sentetik vitaminlerden her zaman daha güçlüdür, bu nedenle de, vitaminlerin doğal yollardan alınmasında fayda vardır.

Hangi vitamin hangi besinde bulunur?

A VİTAMİNİ
Çocukların büyümesine yardımcı olur. Yangılara karşı bedenin direncini sağlar. Gözü korur, besler ve iyi çalışmasını güvence altına alır. Bulunduğu besinlerden bazıları şöyledir:
Süt, koyun eti, yumurta, balık, dana eti, tavuk eti ve av hayvanlarının eti, kuşkonmaz, patlıcan, tereyağı, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, hurma, ıspanak, ekmek, hamurişleri, çilek, taze fasulye, mercimek, kavu, şalgam, portakal, greyfurt, maydanoz, armut, elma, patates ve domates.

B(1) VİTAMİNİ
Gelişmeyi sağlar, sindirimi kolaylaştırır. Meyve şekerlerinin özümlenmesine yardımcı olur. Salgı bezlerinin faaliyetini arttırır. Şu besinlerde bulunur:
Süt, taze sebzeler, mercimek, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, portakal, ekmek, hamurişleri, nohut, balık, dana eti, kepek, sakatat, kuzu eti, sığır eti, muz, havuç, kestane, lahana, karnıbahar, un.

B(2) VİTAMİNİ
Şekerin özümlenmesini sağlar. Sinir sistemini düzene sokar. Solunum sisteminin çalışmasına yardımcı olur. Şu besinlerde bulunur:
Süt, peynir, taze ve kuru sebzeler, bira mayası, koyun eti, yumurta, ceviz, fındık, ekmek, balık, patates, dana eti, salatalık, sakatat, badem, sığır eti, un.

B(6) VİTAMİNİ
Dokuların yenileşmesini sağlar. Karaciğerin dostudur. Sinir sistemini düzene sokar. Cildin parlaklığı ve gerginliğini sağlar. Şu besinlerde bulunur:
Et, süt, bira mayası, koyun eti, yumurta, portakal, armut, nohut, dana eti, yeşil salatalıklar, muz, lahana, ıspanak, karaciğer, ekmek, hamurişleri, taze ve kuru fasulye.

C VİTAMİNİ
Kemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar. Büyümeye ve gelişmeye yardımcı olur. Kanı zehirlerden temizler. Tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını azaltır. Böbreküstü bezlerinin çalışmasını arttırarak erkeğin erkeklik gücünü sürdürmesini sağlar. Organizmayı grip, nezle gibi hastalıklara karşı dirençli kılar.

D VİTAMİNİ
Kemikleşmeyi sağlar. Kandaki fosfor ve kalsiyum miktarını yükseltir. Şu besinlerde bulunur:
Sucuk, balık ve su ürünleri, tereyağı, peynir, istiridye, süt.

E VİTAMİNİ
Vücudumuz için hayati önem taşıyan E vitamini yağda eriyen vitamin türlerindendir. Iısıya ve yoğun pişirmeye karşı dayanıklı bir yapı sergiler. Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için önemli bir oynar. Katarak yapıcı etkilere karşı önemli bir koruyucu biridir. Vücuda alınan ağır metaller, zehirli bileşikler, radyasyon ve bazı ilaçların yarattığı toksinlere karşı koruma sağlar. Virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükseltir. Bağışıklık sistemi için önemli vitaminlerden biridir. Yapılan araştırmalar E vitamininin yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarının önlenmesinde olumlu etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca yaşlanmaya karşı koruyucu etkisi de bulunur. Toksin maddelerin vücutta yarattığı tahribatı da azalttığı ortaya çıkmıştır. Kırmızı kan hücrelerinin sağlıklı gelişimi ve çoğalması için gereklidir. Kalbe yararlı olan HDL kolesterol oranını yükseltip, zararlı olan LDL kolesterolünü azaltır. Kandaki kolesterol oranını dengeye sokar. Kaslar ve cilt sağlığı için de önemli bir vitamindir. Hava kirliliğinden dolayı akciğerde ve ağızda oluşan olumsuz etkiyi azaltır. Kalp krizine, kansere, Alzheimer’e, katarakta karşı koruyuculuğu olduğu üzerinde ciddi veriler toplansa da, henüz bu konudaki yararlan kanıtlanmamıştır.
Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur.
 


ANA SAYFAYA DÖN.