|
Dua ile tedavi
Prof. Dr. Mustafa Güler, ABD Maryland Üniversitesinde 23 değişik hastalıklı grup ile yapılan çalışmada dini inançları yoğun olan hastaların ağrılarının azaldığı ve daha çabuk iyileştiği saptanmıştır; dedi.
Prof. Dr. Mustafa Güler, araştırmayla ilgili olarak yaptığı açıklamada, tamamlayıcı tedavilerin de yardımıyla, hastanın tedavi olabileceği konusunda ikna edilmesi, hekim kadar hastanın da tedaviye katılmasının sağlanması gerektiğini kaydetti. Güler, ;Doktorun hastaya karşı tutumu, hastayı hafife alınmadığına ikna etme becerisi, hastanın güvenini kazanmadaki başarısı, yani olumlu telkin, tedavi açısından önemli husustur; dedi.
Güler; tedavinin, önce beyinde ve duygu-düşünce seviyesinde başlamasının önemli olduğunun doktor ve hasta tarafından kabul edilmesinin gerektiğini ifade etti.
Hastaların iyi olacağı konusunda inandırılması, telkin için değişik metotlar olduğunu hatırlatan Güler, şunları kaydetti:
“Bunlar arasında, muayene ve reçete yazma, hasta eğitimi, Plasebo(İlaç olmayan maddelerin ilaç niyetiyle kullanılması), sözle telkin (hastanın kendisi veya başkası tarafından yapılan), dua (Başkaları tarafından yapılan veya hastanın kendisinin yaptığı) ve tamamlayıcı tedavilerin de kısmen telkin özelliği vardır. Çağdaş tıbbı bırakıp ilkel tıbba dönelim demiyorum ama hastanın içindeki tedavi olma yetisini açığa çıkartmamızı ve bunun içinde yapılması gereken her şeyin yapılmasının gerekli ve çok önemli olduğunu düşünüyorum.”
DUA İLE İLGİLİ YAPILMIŞ ARAŞTIRMALAR
Prof. Dr. Güler'in çalışmasında yer alan Duanın tedavideki yeri konulu araştırmada yer bazı veriler şöyle:
ABD'de çalışan Müslüman bir bilim adamı ;Kuran ve Stres konusunda bir araştırma yapmış ve hazırladığı tebliği 1984'de İstanbul'da yapılan İslam Tıp Kongresi ne sunmuştu. Dr. Ahmet El-Kadi,bu tebliğinde Kuran'ın Arapça metnindeki kelimelerin ses özelliklerinin stresi azalttığını saptadıklarını anlattı.
Dr. Elisabeth Targ (Pasifik Tıp Merkezi, Psikososyal Onkoloji Araştırmaları Klinik Direktörü) dua ve maneviyatın AIDS hastalarının iyileşmesi üzerine etkilerini araştırıyor ve Şifa duası yapılanların daha iyi olduklarını gözlemliyor.
TIME-CNN, yaptığı bin 4 kişilik ankette katılımcıların yüzde sinin ibadet ve duanın iyileştirici etkisi olduğunu belirttiler.
Harvardlı Dr. Benson, inanmanın hastalıkların yüzde 60-90'ında iyileştirici etkisi olduğunu iddia ediyor.
Dua ve maneviyatın insan sağlığı üzerindeki etkisini araştıran yaklaşık 1200 araştırmanın sonuçlarının özetlendiği, Handbook of Religion and Health adlı kitapta:
Tüm çalışmalar dindar insanların daha uzun ve sağlıklı yaşadığını gösteriyor. İbadetine düşkün ve düzenli olarak dua eden insanlar daha seyrek hasta oluyor. Dindar olmayan hastalar dindar olanlara göre üç katı daha uzun süre hastanede yatıyor. Herhangi bir dini aktiviteye katılmayan kalp hastalarının ameliyat sonrası ölüm riski dindar hastalara kıyasla 14 kat fazla. Düzenli olarak ibadet eden yaşlıların inme riski diğerlerinin yarısı kadar. Dindar insanların kalp hastalığı ve kanserden ölme ihtimali yüzde 40 daha az. Dindarlar daha seyrek olarak depresyon yaşıyorlar, depresyona girince de daha çabuk düzeliyorlar. Güne dua etmekle başlamak, tansiyonun düşmesine yardımcı oluyor. Bilim adamları yaşları 25-45 arasında değişen ve kendilerini dindar kabul edip çok dua eden 155 kişiyi inceledi. Deneklerin kan basıncını 24 saati aşkın zaman diliminde ölçen bilim adamları tansiyon değerlerinin düşük” olduğu saptandı.
Kansas eyaleti St. Look Hastanesi'nde Dr. William Harris ve arkadaşları kalp-akciğer hastası 990 hastayı iki gruba ayırmış ve bir gruba onların bilgisi ve haberi olmadan beş din adamı tarafından dua ettirmiştir. 4 hafta boyunca her gün dua edilen gruptaki hastaların iyileşme oranları, dua edilmeyen gruba kıyasla yüzde 11 daha iyi bulunmuştur.
San Fransisco Hastanesinde 393 kalp hastası üzerinde çalışma yapıldı. Dua edilen 150 hastanın daha çabuk iyileştiği gözlendi.
Harvard'lı bilim adamı Dr. Herbert Benson, son 30 yılını duanın insan fizyolojisi üzerindeki etkilerine adamış, tüm duaların stresi gideren, bedeni sakinleştiren ve iyileşmeyi hızlandıran etkisi olduğuna dikkat çekiyor. İnsanların dua halindeyken yaşadıkları değişiklikleri beyin MR çekimleriyle izleyen Benson, dua esnasında beyinde kompleks bir aktivitenin gerçekleştiğini saptamış.
ABD Maryland Üniversitesi'nde 23 değişik hastalıklı bir grup ile yapılan çalışmada dua edilen hastaların ağrılarının azaldığı ve daha çabuk iyileştiği saptanmıştır.
Cornell Üniversitesi kalp cerrahlarından Dr. Mehmet Öz, (geçen yıl kalp krizi geçirmiş stent takılacak 750 kişi üzerinde araştırma yaptık. Dua edenlerin hızla iyileştiğini gözlemledik. Ben de dua etmelerini tavsiye ediyorum) demektedir.
GÜNE ZİNDE BAŞLAMAK İÇİN
Güne dinamik başlamak için spor yapmaya ne dersiniz? “Yine mi spor?” demeyin. Biliyorsunuz formunuzu ve sağlığınızı korumak için bu gerekli. Gerçi spor, oldukça yorucu bir etkinlik. Özellikle de sabah sporu... Zaten bir gün önce fazlasıyla yorucu bir gün geçirince sabah sabah kim spor yapmak ister ki, değil mi? “Hem tüm enerjimi spora harcamak gerektiği de nereden çıktı?” dediğinizi duyar gibiyiz. Ama yanılıyorsunuz, çünkü güne zinde başlamak için en etkili yol, sabah sporu.
Geceleri tüketilen karbonhidrat depoları, varolan enerjinizi de harcıyor. Sabah kalktığınızda önce güzel ama hafif bir kahvaltı yapın. Enerjinizi tekrar kazanmak için önce sağlıklı bir şeyler yiyin. Aksi takdirde vücudunuz, yağ depolarına saldıracaktır. Dolayısıyla kahvaltı yapmadan egzersize başlayan, hele bir de işe gitmeye kalkışan kişiler bütün bir gün boyunca istediği başarıyı elde edemez. İşinize konsantre olmada zorlanmamak ve daha zinde bir gün geçirmek için güzel bir kahvaltıdan daha kolay ne olabilir ki?
Güne, uyuşuk başlamayın!
Sabahları yapacağınız egzersizler, kalp ve dolaşım sisteminizi aktive ederken metabolizmanızı da güçlendiriyor. Ayrıca egzersiz yapmak, günün zorluklarına karşı daha da hazırlıklı olmanızı sağlıyor. Özellikle uyuşukluktan ya da çok yatmaktan dolayı oluşan sırt ağrılarından şikayetçi olanlar, sabah jimnastiğiyle daha dinamik olacak ve şikayetlerinden kurtulacaklar. Çünkü sabah jimnastiği aynı zamanda kas ve eklemleri de harekete geçiriyor. Sabahları düşük bir moralle evden çıkarsanız, büyük ihtimalle bütün bir gün çatık kaşlarla etrafınızı süzeceksiniz. İş arkadaşlarınızı ya da eşinizin sizin bu halinize uzun süre dayanabileceğini sanmıyorsunuz herhalde, değil mi?
Özellikle kış mevsiminde sabahları spora vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Aslında bu soğuklarda kimse sıcak yatağını isteyerek terk etmiyor. Çünkü yazın getirdiği canlılık, bu mevsimde tam bir uyuşukluğa dönüşüyor. Ama siz biraz gayretle daha güler yüzle, aktif ve dinamik bir halde, günün getirdiklerinin peşinde koşabilirsiniz. Tabii güzel bir kahvaltı ve sporla. Bunun için 5 dakika ayırmanız bile yeter, tabii fazladan bir 20 dakikanız varsa çok daha iyi! Bu süreyi nasıl değerlendireceğiniz size bağlı. İster parkta koşun, isterseniz evde hafif egzersizler yapın. Biraz daha erken kalkarsanız bisiklet bile sürebilirsiniz. Yağmur altında bisiklete binmek inanın çok güzel bir terapi olacaktır sizin için. (Yağmurluğunuzu giymenizi hatırlatmaya gerek var mı kiç) Yalnız spor yaparken bunu bir yarışmaya dönüştürmeyin. Bütün enerjinizi spora harcamayın, unutmayın gün daha çok uzun!
Susuzluğunuzu dindirin!
En ideal kahvaltı, karbonhidrat açısından zengini olanıdır. Örneğin mısır gevreği, yulaf, meyve ya da kepek ekmeğiyle yapılmış bir sandviç yiyebilirsiniz. Bu arada yeterince sıvı tüketmeyi de unutmayın. Gerçi bilimsel olarak nedeni açıklanamasa da, sabahları su ihtiyacımız, günün diğer saatleri kadar fazla olmuyor. Ancak vücut, sabahları beyine, suya ihtiyaç duyduğu sinyalini göndermediği için yeterince sıvı tüketmiyoruz. “Sıvı”dan kastımız sadece kahve ya da çay değil. Ayılmak için bir bardak çaya ya da bir fincan kahveye hayır demeyiz, ama tüm sıvı ihtiyacınızı da bunlardan karşılamaya kalkmayın. Bu tür içecekler yerine meyve suları ya da soda için. Bitkisel çaylar da önerebileceğimiz içecekler arasında yer alıyor.
Ya uykuya çok düşkünseniz?
Peki uykunuzdan bir türlü vazgeçemiyor ve sabah aktivitelerine sıcak bakamıyorsanız? Önceleri davranış psikologları, uykuya düşkünlüğü kişisel bir davranış gelişimi ya da alışkanlık olarak yorumluyorlardı. Ama günümüzde, insanların genlerinde programlı olan belirli ritmlerin varlığını inkar etmiyorlar. Bunun anlamı şu; siz ya gece ya da sabah kuşu olarak doğdunuz. Ama bu yine de sizin sabah sporundan vazgeçmeniz gerektiği anlamına gelmiyor. Biraz çabayla her şeyi başarabilirsiniz. Sabahları spor yapmayı bile...
YEDİKLERİMİZİN KİMYA'CASI
Bir günde 3 öğün şu yemekleri yediğimizi varsayalım,
Sabah kahvaltısı: Yağda yumurta, tere yağ, çay
Öğle yemeği: Domates çorbası, pirinç pilavı, biftek ve kiraz
Akşam yemeği: Tavuk kızartma, marul
Bunlar bildiğimiz yemek isimleri. Acaba bu yemeklerde bulunan kimyasal maddeler nelerdir? Hiç merak ettiniz mi?
Yağda yumurta: Ovalbümin, ovomükoid, müsin, globulinler, amino asitler, lipovitellin, livetin, kolesterol, lesitin, kolin, lipitler ve yağ asitleri, lutein, zeaksantin, biotin, beta karoten, pantotenik asit, riboflavin, tiamin, niasin, folik asit, siyanobalamin, demir, kalsiyum, fosfor ve sodyum klorür.
Tereyağ: Bütirik asit, kolesterol, sodyum niasin, kolin, potasyum, glükoz, pridoksal, demir, çinko, laktoz, askorbik asit, karoten, kalsiyum, magnezyum, folik asit, fosfor, alfa tokoferol, kalekalsiferol, riboflavin, siyanobalamin, doymuş yağ asitleri.
Çay: Kafein, tanen, bütanol, izoamil alkol, hekzanol, fenil etil alkol, benzil alkol, geraniol, 3-galliol epikateşin ve daha en az yüz seksen madde.
Domates çorbası: Askorbik asit, sitrik asit, glukoz, sukroz, sodyum klorür, doymuş ve doymamış yağ asitleri, karoten, folik asit, riboflavin, tiamin, kalsiyum, bakır, demir, magnezyum, mangan, fosfor, potasyum, çinko ve bitki proteinleri.
Biftek: Hayvansal proteinler, demir, fosfor, çinko, magnezyum, riboflavin, tiamin, piridoksin, siyanobalamin ve kömürleşmiş kısımlarda alfa-benzpiren (kanserojendir).
Pirinç pilavı: Demir, fosfor, sodyum, bakır, askorbik asit, pantotenik asit, glukoz, sukroz, doymuş yağlar, kalsiyum, magnezyum, potasyum, çinko, tiamin, niasin, maltoz.
Kiraz: Nişasta, selüloz, pektin, früktoz, sakkaroz, glukoz, malik asit, sitrik asit, süksünik asit, amil asetat, anisil propiyonat, beta karoten, askorbik asit, fosfor, potasyum, riboflavin, tiyamin.
Tavuk kızartması: Kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum, çinko, mangan, askorbik asit, riboflavin, niasin, pantotenik asit, flavin, folik asit, hidroksokobalamin, kolesterol, aktomiyosin, aktinin, gliseridler, fosfolipidler, kolin, spingomiyelin, kefalin, lesitin, glikojen, polihidroksi aldehitler, poli sakkaritler, nükleik asitler, flavinnükleotitler, lipoprotein, hemler, fosfor, sodyum, bakır, laktat, piridoksin, miyosinler, asetin, fitosterol, kollagen, miyoglobin, sitokrom, lisozomlar, elastin, doymuş ve doymamış yağlar, enzimler.
Marul: Amino asitler, kalsiyum, fosfor, demir, sodyum, potasyum, riboflavin, niasin, askorbik asit, doymuş yağlar, glükoz, piridoksal, alfa tokoferol, çinko, mangan, tiamin, sakkaroz, biyotin, karoten, krom, kobalt, bakır, kükürt, pantotenik asit, folik asit.
Kahve: Kafein, metanol, etanol, aseton, metil astatat, furan, izopren, metil bütanol, kafein, dimetil sülfür, propiyon aldehit, uçucu yağlar, ... ve daha yaklaşık üç yüz seksen madde...
"Kimya güzeldir...ama fizikde biyoloji de" adlı kitaptan alınarak düzenlenmiştir. (İletişim yayınları, Ömer Kuleli, Osman Gürel)
EGZERSİZ NASIL YAPILMALI
Sağlıklı yaşam için nasıl egzersiz yapılmalı
Olumsuz dış etkenlere sıklıkla maruz kalan şehir insanının rahatlamasını sağlayan egzersiz, düzenli yapıldığında yaşam kalitesini yükseltiyor.
Hava kirliliği, aşırı stres, gürültü, kalabalık, düzensiz beslenme; tüm bunlar şehir insanının hayatını olumsuz etkileyen faktörlerden sadece birkaçı. İş temposunda kişinin kendine vakit ayıramamasının, özellikle oturarak çalışmanın vücut için son derece sakıncalı olduğunu belirten uzmanlar, "Bu nedenle hiç değilse kısa aralıklarla da olsa egzersiz yapmak, bizim yenilenmemizi ve kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlayacaktır. Egzersiz yapmak için ille de bir spor salonuna yazılmak gerekmiyor. Dans kursuna katılmak, kısa mesafeli yerlere arabayla değil de yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak da vücudumuz için birer egzersiz" diyor.
Her şeyden önce kişinin kendisini iyi hissetmesine yardımcı olan egzersizin, kolesterolü düşürürken, kan sekerini dengelediği, sağlıklı bir kiloda kalmayı sağladığı bildirildi. Uzmanlar, düzenli yapıldığında tansiyonu ve kan dolaşımını da düzenleyen egzersizin stresi, damar tıkanıklığı ve kalp krizi geçirme riskini azalttığı görüşünde. Yararları bunlarla da sınırlı olmayan egzersiz ayrıca bağırsak hareketlerini düzenliyor ve iyi sıvı alımıyla birlikte kabızlık sorununa çare oluyor. Kişinin yapacağı egzersizin yaşına, kondisyonuna ve sağlık şartlarına uygun olması gerektiğini dile getiren uzmanlar, "Özellikle belli bir yaşın üzerinde egzersiz yapanlar ve yeni başlayanlar dikkatli olmalı. Ailesinde kalp hastalığı hikayesi bulunan, sigara içen, kolesterol, tansiyon, şeker problemi olan, fazla kilo veya stresli bir yaşam tarzı bulunan bireylerin muhakkak bir hekim kontrolünden geçtikten sonra spora başlamalarında fayda var. Hangi egzersizin ne sıklıkta ve ne kadar süreyle yapıldığı da önem taşıyor. Yürüyüş başta olmak üzere koşu, yüzme ve tenis en çok önerilen sportif aktiviteler. Bu sporlar, haftada en az 3-4 gün yapılmak üzere en az yarım saat, ideali 45 dakika sürmelidir. Bu süre içinde egzersiz herhangi bir kesintiye uğramamalıdır. Uzmanlar, bu egzersizlerin açlıkta veya hafif bir yemeği takiben iki saat sonra yapılması gerektiğini vurguluyor. Sağlıklı kişilerde, kalp ve akciğer sağlığı için yürüyüşle kalbin hızının "hedef nabız sayısı"na ulaşmasının önemine dikkat çekiliyor" ifadelerini kullanıyor.
Uzmanlar, öncelikle maksimal kalp hızı bulunduğunu kaydederken maksimal kalp hızının 220 sabit sayısından kişinin yaşı çıkartılarak hesaplandığını ifade ediyor. Hedef nabız sayısının maksimal kalp hızının yüzde 50-75'i kadar olması gerektiği, nabız saymak için boynun her iki tarafındaki atardamarlardan (şah damarı, karotid arter) birine işaret ve orta parmakla hafifçe bastırmak, 10 saniye sayarak bu rakamı 6 ile çarpmak gerektiği bildirildi.
Hedef nabız sayısına ulaşmak için acele edilmemesi gerektiğini, zaman içinde ilerleme sağlanarak 6 ay içinde hedefe ulaşılması gerektiği ifade edildi.
Uzmanlar, çok sıcak, nemli ve aşırı güneşte egzersiz yapılmasının da sakıncalı olduğuna dikkat çekerken; egzersize ısınma hareketleriyle yavaş başlanması ve yavaş sonlandırılmasının önemini vurguluyor. Göğüste rahatsızlık, kol, boyun, sırt ağrısı ve aşırı yorgunlukta doktora başvurulması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, "Kaliteli ve üretken bir yaşam sürmek ve hastalıklardan korunmak için spora ideal olarak çocukluk yıllarında başlamak gerekiyor. Ancak spora başlamak için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. 70 yaşında eklem sertliği ve kemik erimesi olan, hiç egzersiz yapmamış ev hanımlarına bile ilaç tedavisinin yanında tedavi olarak egzersiz yapılması öneriliyor" diyor.
VİTAMİNLER
Hangi vitamin hangi besinde bulunur?
Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun, halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrıca bağışıklık sistemimizde meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastalıklara karşı daha da savunmasız bir hale gelmemize neden olabilir
Aslında basit anlamıyla vitaminler, normal yaşamımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan, yiyecekler içerisinde doğal olarak bulunan basit yapılı bileşiklerdir. Vücut fonksiyonunun düzenlenmesinde ve devamlılığında önemli rol oynarlar. Yağda ve suda eriyenler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yağda eriyenler A - D - E - K vücutta depolandığı için hergün almaya gerek yoktur. Suda eriyenler B - C ise depolanmazlar, fazlası dışarı atılır.
Vücudumuza hergün yeteri kadar vitamin alamazsak, kendimizi yorgun, halsiz ve bitkin hissederiz. Ayrıca bağışıklık sistemimizde meydana gelebilecek güçsüzlükler, hastalıklara karşı daha da savunmasız bir hale gelmemize neden olabilirler. Tükettiğimiz besinlerde, özellikle taze sebze ve meyvelerde günük vitamin ihtiyacımızı karşılamamıza yetecek kadar vitamin bulunur. Ancak besinlerdeki vitaminler, kimi zaman yanlış pişirme, kimi zaman da yanlış muhafaza yöntemleri nedeniyle kayba uğrar. Vitamin kalıplarını önlemek için, besinleri uzun süre pişirmemeye, pişirdikten sonra fazla bekletmeden tüketmeye özen göstermemiz gerekir.
Besinlerde bulunan doğal vitaminlerin dışında, sentetik yoldan labratuvarlarda üretilen vitaminler olduğunu da biliyoruz. Ancak, besinlerden alman doğal vitaminler labratuvarlarda alınan sentetik vitaminlerden her zaman daha güçlüdür, bu nedenle de, vitaminlerin doğal yollardan alınmasında fayda vardır.
Hangi vitamin hangi besinde bulunur?
A VİTAMİNİ
Çocukların büyümesine yardımcı olur. Yangılara karşı bedenin direncini sağlar. Gözü korur, besler ve iyi çalışmasını güvence altına alır. Bulunduğu besinlerden bazıları şöyledir:
Süt, koyun eti, yumurta, balık, dana eti, tavuk eti ve av hayvanlarının eti, kuşkonmaz, patlıcan, tereyağı, havuç, kereviz, lahana, karnıbahar, hurma, ıspanak, ekmek, hamurişleri, çilek, taze fasulye, mercimek, kavu, şalgam, portakal, greyfurt, maydanoz, armut, elma, patates ve domates.
B(1) VİTAMİNİ
Gelişmeyi sağlar, sindirimi kolaylaştırır. Meyve şekerlerinin özümlenmesine yardımcı olur. Salgı bezlerinin faaliyetini arttırır. Şu besinlerde bulunur:
Süt, taze sebzeler, mercimek, bira mayası, koyun eti, fındık, ceviz, yumurta, portakal, ekmek, hamurişleri, nohut, balık, dana eti, kepek, sakatat, kuzu eti, sığır eti, muz, havuç, kestane, lahana, karnıbahar, un.
B(2) VİTAMİNİ
Şekerin özümlenmesini sağlar. Sinir sistemini düzene sokar. Solunum sisteminin çalışmasına yardımcı olur. Şu besinlerde bulunur:
Süt, peynir, taze ve kuru sebzeler, bira mayası, koyun eti, yumurta, ceviz, fındık, ekmek, balık, patates, dana eti, salatalık, sakatat, badem, sığır eti, un.
B(6) VİTAMİNİ
Dokuların yenileşmesini sağlar. Karaciğerin dostudur. Sinir sistemini düzene sokar. Cildin parlaklığı ve gerginliğini sağlar. Şu besinlerde bulunur:
Et, süt, bira mayası, koyun eti, yumurta, portakal, armut, nohut, dana eti, yeşil salatalıklar, muz, lahana, ıspanak, karaciğer, ekmek, hamurişleri, taze ve kuru fasulye.
C VİTAMİNİ
Kemiklerin ve dişlerin gelişmesini sağlar. Büyümeye ve gelişmeye yardımcı olur. Kanı zehirlerden temizler. Tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını azaltır. Böbreküstü bezlerinin çalışmasını arttırarak erkeğin erkeklik gücünü sürdürmesini sağlar. Organizmayı grip, nezle gibi hastalıklara karşı dirençli kılar.
D VİTAMİNİ
Kemikleşmeyi sağlar. Kandaki fosfor ve kalsiyum miktarını yükseltir. Şu besinlerde bulunur:
Sucuk, balık ve su ürünleri, tereyağı, peynir, istiridye, süt.
E VİTAMİNİ
Vücudumuz için hayati önem taşıyan E vitamini yağda eriyen vitamin türlerindendir. Iısıya ve yoğun pişirmeye karşı dayanıklı bir yapı sergiler. Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için önemli bir oynar. Katarak yapıcı etkilere karşı önemli bir koruyucu biridir. Vücuda alınan ağır metaller, zehirli bileşikler, radyasyon ve bazı ilaçların yarattığı toksinlere karşı koruma sağlar. Virüslerden kaynaklanan hastalıklara karşı vücudun direncini yükseltir. Bağışıklık sistemi için önemli vitaminlerden biridir. Yapılan araştırmalar E vitamininin yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarının önlenmesinde olumlu etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca yaşlanmaya karşı koruyucu etkisi de bulunur. Toksin maddelerin vücutta yarattığı tahribatı da azalttığı ortaya çıkmıştır. Kırmızı kan hücrelerinin sağlıklı gelişimi ve çoğalması için gereklidir. Kalbe yararlı olan HDL kolesterol oranını yükseltip, zararlı olan LDL kolesterolünü azaltır. Kandaki kolesterol oranını dengeye sokar. Kaslar ve cilt sağlığı için de önemli bir vitamindir. Hava kirliliğinden dolayı akciğerde ve ağızda oluşan olumsuz etkiyi azaltır. Kalp krizine, kansere, Alzheimer’e, katarakta karşı koruyuculuğu olduğu üzerinde ciddi veriler toplansa da, henüz bu konudaki yararlan kanıtlanmamıştır.
Buğday, pirinç, mısır, darı, çavdar, marul, soya, yerfıstığı, kabak çekirdeği, badem, susam, ceviz, zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısırözü yağı, pamukyağı ve yeşil sebzelerde bol miktarda bulunur.
|