sirinturhal.com

KÖŞE YAZILARI              Anasayfaya Dön


 

TOKAT’a NASIL BİR MİLLETVEKİLİ

Tokatımız açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir...

Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN    Gazi Üniversitesi /ANKARA

(eyaman62@yahoo.com)

            Bugüne kadar hiç siyasî yazı yazmadım. Ancak, şimdilerde milletime, devletime karşı vicdanî ve millî görevimi ifa etmek ve candan aziz Tokatlı hemşehrilerimle  düşüncelerimi paylaşmak amacıyla   kaleme sarıldım. Umulur ki milletim, devletim ve Tokatımızın huzur ve refahına düşünce seviyesinde de olsa bir katkımız olur.

         Bu günlerde memleketin genel manzarasına baktıkça ruhum daralıyor. Millet ve devlet meselelerinin; izzet ve ikbal uğruna, 3 tane oy uğruna politik rekabete alet edilmesi canımı sıkıyor. Varsa  yoksa  “partim, yandaşım ve çıkarım” gibi  bayağılaşmış anlayışlar, yüreğime ürperti salıyor. Ortalık toz duman; inanılmaz bir gerginlik, kıyasıya bir savaş! Aslında ülkemde iki güruhlu bir tiyatro eseri sahneleniyor. Küresel Sömürgeci Güçler, bütün toplumu iki zorunlu kutba ayırmak adına, yerli ve maharetli siyasî aktörler marifetiyle sürekli gösterimde kalıyorlar. Bu oyunda gerçekte iki zihniyet rol almaktadır.  Birincisi yol kesenler, diğeri ise rol kesenler…

Aslında her iki taraf da siyaset adına plan ve proje üretmek yerine, daha kolay bir yöntem olarak kavramlar üzerinden kavga çıkarmakta, tabir yerindeyse “atışmalar” ile zaman geçirmekteler. Tek ümidini kavgaya ve toplumsal gerginliklere bağlayanlar ateşle oynadıklarının, herhâlde, farkında değiller. Bu gerginlik ve çatışma anlayışı ile –belki- oylarını arttırabilirler, hatta iktidar da olabilirler. Lâkin, bu üslûbun halka ve memlekete vereceği zararlar nasıl telafi edilecektir?!

Milletin refahını ve devletin bekasını düşünmeden ortaya konan bu laf anlamaz, uzlaşmaz; külhanbeyi ve sokak üslûpları,  sade insanları politikacılardan daha fazla germektedir. Politik kimlikli bu insanlar, gerektiğinde bir araya gelebilirken onlar adına birbirlerine kin ve nefret duygularıyla dolan halk kitlelerini bir arada tutmak zorlaşmaktadır. Cehaletle siyasî fanatizm birleşince en yakın akrabalar ve dostlar arasında dahi düşmanca restleşmeler, kırgınlıklar ve hatta husumetler  yaşanıyor. Bu kör dövüşü, halkın hafızasında onulmaz yaralar açmakta ve halkı zorakî kutuplara itelemektedir. Bazı politikacılar, halkı ve devleti ciddiye almadan, gelecek nesilleri düşünmeden gelecek seçimleri düşünüyorlar. Oysa bugün Türkiye’nin ihtiyacı, politik kimlikli çıkarcılar değil; halkı ve devleti düşünen devlet adamlarıdır.

Herkesin daha sorumlu, sağduyulu, sakin ve hoşgörülü olması gerekmektedir. Söylenen her söze dikkat edilmeli, verilen mesajlar yalnızca “oy” almaya yönelik olmamalı, sonradan  pişmanlıkla  halka “oooy, oooy” dedirtip acı çektirmemelidir.

Çözüm, sükûnettedir. Karşılıklı anlayıştadır. Sakin olalım! Birbirimizi dinleyip anlamaya çalışalım. Bu devlet hepimizin! Devlet millet içindir. Devletsiz millet, milletsiz de devlet olmaz. Devleti olmayanın dini de olmaz. Kimse devletle milleti karşı karşıya getirmemelidir.

Tokat, Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun adeta kesişme noktasında yer almaktadır. Tarım, hayvancılık, orman, turizm ve küçük sanayi bakımından büyük imkanlara sahiptir. Ne var ki bu yüksek potansiyel yeterince değerlendirilemiyor. Varlık içinde yokluk çekiliyor. Bunun sonucu olarak da hızla göç vermektedir.

Bu genel değerlendirmelerden sonra, Tokatımızın durumunu ele almakta yarar görüyorum. Burada değerlendirme ölçütümüz,  siyasî partiler ve vekil adayları değil, seçimler ve adaylarla ilgili ilkeleridir. Hiçbir parti ve adayla ilgili ön yargımız yoktur. Asıl olan halktır ve bendeniz halkın duygularına tercüman olmak istiyorum.

Türkiye’de  seçim sistemi ne kadar demokratiktir ve adaylar ne kadar ilkelidir? Bizce seçim sistemi, teoride demokratiktir; ancak, uygulamada demokrasi dışı birçok uygulama söz konusudur. Halkın iradesi yerine büyük oranda lidere yakınlık ve “sadakat” geçerli ölçüt kabul edilmektedir. Bu durumda vekiller ve vekil adayları kendilerini halka değil liderlere borçlu görmektedir. İkinci bir yanlışlık ise, savunulan görüş ve ideolojiler yerine Meclis’e bir yolunu bulup kapak atma düşüncesi ağır basmaktadır.Sözün özü demokrasi ve ilke, uygulamada zayıflamıştır.

Tokat’ı ve Tokatlıları  temsil edecek adaylarda ne gibi özellikler aranmalıdır:

  Her şeyden önce demokrat ve ilkeli olmalıdır.

  Tokat için somut plan ve projeleri bulunmalıdır.

   Tokat’ın kalkınması için büyük yatırım ve istihdam öngörmelidir.

   Tarım, hayvancılık ve ormanlara dair görüş ve önerileri olmalıdır.

   Eğitim, ulaşım, turizm ve özel sektör için önerileri olmalıdır.

   Yerel yönetimleri birleştirip sinerji oluşturabilmelidir.

   Tokat’la bağlarını koparmamış, halkın içinden birileri olmalıdır.

   Herhangi bir liderin “adamı” olarak ısmarlama aday olmamalıdır.

   İletişime açık, sevecen, güler yüzlü ve samimî olmalıdır.

   Tokat ilini bir bütün olarak gören, birleştirici birisi olmalıdır.

    Devlet bürokrasisini iyi bilmeli, kurumları tanımalıdır.

    Dürüst, ahlâklı ve adil olmalıdır.

    Kimsenin değer yargılarını siyasete alet etmemelidir.

     Kişisel çıkarları için Devletin gücünü kullanmamalıdır.

           …

Tokatımız açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir. Partili ve bağımsız  aday ayrımı yapmaksızın bu nitelikleri taşıyan kaç adayımız vardır? Gerçekten adayları halk veya halkı temsil eden delegeler mi belirlemektedir? Eğilim yoklaması, açık oy gizli tasnifle mi yapılmaktadır? Halk bu durumda nasıl sağduyulu karar verecektir? Yoksa zoraki önüne konan adayları mı oylayacaktır?!

Manzarayı umumiye budur! Peki olması gereken nedir? Benim önerim, bu seçimler için karar verilirken ideolojik saplantılar yerine, ülkenin genel durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Partilerden çok adaylar tercih edilmelidir. Demokrasi, parti seçmekle değil; doğru insanı seçmekle yücelecektir.

Bundan sonraki seçimlerde yukarıdaki ilkeler çerçevesinde, parti ayrımı yapmadan, adaylar, yalnızca delegelerin değil, öncelikle halkın temayülü göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Yani, öncelikle geniş halk kitlelerince anket vb yollarla Tokat’ı temsil edebilecek adaylar belirlenmeli; daha sonra bu adaylar partilerini tercih etmelidir. O takdirde hem halkın iradesi seçimlere yansımış olur hem de siyasete kalite kazandırılır. Böylelikle, “ısmarlama” ve “sadakatli” adaylar dışlanmış olacaktır.

Değerli Hemşehrilerim, sonuç olarak  bağırıp çağıran “politik”lere, “fanatik”lere pirim vermeyelim. Değerlerimiz ve kavramlar üzerinden siyaset yapanlara dur diyelim. Bizden “oy” isteyenlerden bizler de Tokat için plan ve projelerini isteyelim:  Laf değil, icraat isteyelim. Kavramlar değil, plan ve projeler yarışsın ve onlar oylansın. Uygar dünyada plan, proje ve hizmetler yarışır ve oylanır.   Düşünelim taşınalım ve oylarımızı (düşüncelerimizi) ona göre yönlendirelim. Bizim için, Tokat için, Türkiye için, İslâm âlemi için, Türk Dünyası için, bütün insanlık ve evren için… Kısacası, geleceğimiz için, “birlik ve dirlik” için başkalarının değirmenine su taşımayalım. Son sözü bilgelere bırakalım: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım!”. “Sahipsiz memleketin batması haktır,  sen sahip çıkarsan bu memleket batmayacaktır.”

         Biz, Tokat halkına hizmete talip olan bütün adaylarımızı, candan kutluyor, hayırlı hizmetlere vesile olmalarını diliyoruz. Bu seçimlerin memleketimiz ve Tokatımız için hayırlar getirmesini temenni ediyor, bütün adaylara bu kutlu yarışta başarılar diliyoruz. Ayrımız gayrımız yok! Her türlü güzel hizmet halkımız ve Tokatımız için olsun!   15/06/2007

 

HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL                                                 

Her şey yerli yerinde duruyor gözükse de, bir şeylerin noksanlaştığı veya eksildiği ortada. Nasıl vücudumuz iki yılda tamamen yenileniyor, değişiyorsa yeryü­zündeki insanlar da değişiyor. Gelen gidi­yor, gidenin yerine yenileri geliyor. Ahiret harmanına devamlı hasatlar gönderiliyor. Şairin dediği gibi aynı akarsuda yıkansan da, yıkandığın su aynı akarsu değil. Giden takvim yaprakları geri dönmüyor. Kâinatta daimi bir yolculuk var. Gerçi üzülmek, çır­pınmak da bir şeyi değiştirmiyor. Engel ol­ma güç ve kuvveti yok O diledikten sonra bütün dünya susuyor, emrine uymak zo­runda kalıyor. Karşı koyacak O’ndan büyük güç yok ki. Eyvallah demekten başka, kabullenmekten başka çıkar yol yok.       

Taş yerinde ağır mesabesince, ayrılıklar kimi insanı daha çok etkiliyor. Tahammül sınırlarını zorluyor. Başkasına akıl veren, sa­bır tavsiye eden insan aynı akıbet başına gelince bocalıyor. İsyan sınırlarına dayanı­yor. Hal1buki insanlığın acizliği, hiçliği, zaval­lılığı Allah’a dayanma gereği, ancak O’ndan yardım isteme, ancak O’na dayan­ma ihtiyaç ortaya çıkıyor. Hiçbir §eY yapa­mamanın acizliği ile, annenin tokadından kaçmak için yine onun kucağına atlamak gibi. Bizler de acizliğimizden Mutlak Güç sahibi olan Allah’a dayanmak, andan yar­dım istersek zorunda ve durumunda kalı­yoruz. Başka çare yok. Başka Çıkış yolu yok. O’na sığınmak. O’ndan geldiğimizi yi­ne O’na döneceğimizi akıl etmek. İdrak et­mek. Hani Peygamberimizin (asm) o kadar övdüğü ve mirastan pay alacak diye korku­lan komşular olmasa... O elleri öpülesi, var­lıkları ile bizlere dayanak olan o müşfik in­sanlar... Akrabadan önce senin yardımına koşan vefakar insanlar... Batıda örneği gö­rülmeyen bu dostluklar insanı hayata bağlı­yor. Bir de manevi kardeşlikler. Nesep kar­ deşliğiı1den de öte olan bu birliktelikler yok mu?.. İşte ahiretten yansıyan, Cennetten nemalanan görüntüler! Aynen altından ır­maklar akan söğüt dalları altında oturup sohbet eder gibi... Manevi iklimin ferah Or­tamında, üzüntülerimizi ferahlaştıran, ilk yardımımıza koşanlar, cenazemize el atan­lar, teselli için didinenler... Hep onlar. Aynı~er. Aynı eller. Aynı sözler.

İşte o zaman anlıyor insan, ecdadın ‘Ev alma, komşu al’ sözünün gerçekliğini, doğ­ruluğunu, lüzumluluğunu. Akrabadan da öte... Zaten akrabadan çok onların yüzünü görürsün. Aşina olduğun bu yüz. Gülen, derdine ortak olan, derdini paylaşan yükü­nü hafifleten insandır.

O zaman insanların sosyal varlık olduğu­nu algılıyorsun. Birlikte yaşamak zorunda olduğunu fark ediyorsun. Birlikten güç doğ­duğunu paylaşımın yükü hafifleştirdiğini fark ediyorsun. Elhasıl, insan aciz, insan fa­kir. İnsan o kadar muhtaç ki diğer insan1a­ra... Birden Sahibüzzaman'ın sözünü hatırlı­yorsun. "Zaman cemaat zamanı" diye hay­kırışını düşünüyorsun. Sessizce 'evet, ne­am' diyebiliyorsun.12/04/2007

Cihat ERDOĞ    cihaterdoğ@yahoo.com

 

Turhal Milliyetçiliği

Cihat ERDOĞ

            Çoğumuzun doğduğu ve doyduğu yer. Fakat maalesef Turhal'a sahip çıkma konusuna gelince zayıf kalıyoruz.

Şehrimizde bir tane 4 yıllık fakülte niçin olmasın. Hatta iki tane isteriz. Resmi dairelerimiz niçin kendi binalarında faaliyet göstermesin. Bu durumların burada yaşayan insanlara faydası mı olur? Yoksa zararı mı? Bilemiyorum. Arkasında ne gibi hesaplar yatıyor. İki yıllık fakültelerden birinin Tokat'a götürüldüğünü duyunca şok olduk. Tokat'tan milletvekilleri çıkan zevat, yarın Allah'ın huzuruna ne yüzle çıkacaktır. Onlar sadece Tokat merkezinin mi milletvekilleri oluyor. Dökmetepe Yatılı Bölge Öğretmen Lisesi Tokat merkezine kaydırılıp yerine YIBO açılmakla mesele hallolur mu? Veya yapanların veya vesile olanların vicdanı rahat mı? Yattıklarında rahat uyuyabiliyorlar mı? Buralar vatan toprağı değil mi? Bu nasıl zihniyet, yabancı ülkelerin Türkiye'ye sporda yaptığının aynısını Turhal'a yapmakla elinize ne geçiyor.

46 ilden büyük olan bir şehir ( ilçe demeye dilim var mıyor ) İl yapılmamakla en büyük haksızlık yapılmaktadır. Turhal'la ilgili kitabı bastırırken. İl gibi ilçe yerine İlliği gasp edilmiş ilçe tabirini kullanmak istemiştim. Basımevi görevlileri, ifadeyi sert bularak değiştirmemi tavsiye etti. Ben de istemeye istemeye, tecrübelerine güvenerek kabul ettim. Fakat gerçek ortada, yani görülen bir haksızlık var. Bariz bir şekilde sırıtıyor ve insan olanları rahatsız ediyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde iken Turhal'a Milli Eğitim Yayın evi açtırmıştık. Türkiye'de sadece 6 ilçede açıldı. Beşi il oldu. Sadece Turhal kaldı. Zaten 2006 da da Milli Eğitim yayınevi kaldırıldı. Sivas'a nakledildi. Bizim zamanımızda birde Milli Eğitim Sağlık Merkezi açılmıştı. O da 2006 yılında Sağlık Bakanlığına geçti. Neyse ki Üniversite imtihanı ve Orta Öğretim Parasız Yatılı imtihanları devam ediyor. Onu da Şükürler olsun Allah'a bizim zamanımızda başlamıştı. Herneyse. Anadolu Öğretmen Lisesinden dolayı ilgilileri tebrik ediyorum. İnşallah birde Otelcilik okulu açılır da, öğretmen evi de uygulama alanı olarak, sevgili öğretmenlerimize güzel bir hizmet sunmaya vesile olur.

Türkiye'nin ilk dört fabrikasından birini İnşa edeceksin, Kurtuluş Savaşında aktif bir rol üstleneceksin, sonra sahipsizliğe itileceksin. Şehrin fil şehri, emekli şehri olacak. Ortasından Yurdumuzun ikinci büyük nehri Yeşilırmak akacak. Yemyeşil bir ilçe. Suyu güzel. Havası güzel. İklimi çok mutedil. çevreye şehrimizden 20 gün sonra yaz gelir. Kışın Hamide boğazı, Çengel boğazı ve Kaz ova’yı aşınca hemen iklim soğur. Şehir merkezinde yağan kar pek yerde kalmaz. Eskisi gibi Bal bardak armudu ve kokulu kavunu olmasa da, yine de meyvesi ve sebze si boldur ve de ucuzdur. Elma, armut, üzüm, kavun karpuz, domates, patlıcan ve biber, madımak bol ve lezzetlidir.Allah vermiştir. Herhalde cennet ya altındadır ya da üstündedir.24/04/2006

Cıhat erdoğ @ yahoo com


 

 

Cafer ÜRETİR

TURHAL'LI OLMAK VEYA OLAMAMAK

Günümüz insanı oradan oraya koşuşturup duruyor. O ülke senin bu şehir benim. Nerede karnını doyuracak bir yer bulmuş, oraya yerleşmiş. Yerleşmiş yerleşmesine de bir türlü geldiği yeri unutamamış. Çünkü doğduğu toprakları, çocukluk günlerinde oyun oynadığı mekanları, arkadaşlarını bir türlü unutup, memleket hasretini içinden söküp atamamış. Doğduğu yerde iş bulamamış, doyduğu yere gitmiş. Bu şekilde Turhala da onlarca insan gelip yerleşmiş.
1892 yılında Belediyelik olan Turhal 1930'lu yıllara kadar küçük bir yerleşim yeri imiş. Her hangi bir sanayi tesisi olmadığı için halkı tarım ve hayvancılık ile uğraşırmış. Türkiye nin en uzun ırmaklarından olan ve şehrin içinden geçen Yeşilırmak yağışlar fazla olunca taşkınlara sebep olurmuş, Almus barajı yapılıncaya kadar.
Yeşilırmak'ın ilçeden geçmesi ve Kazova'nın burada olması avantajı ile 1934 yılında Şeker Fabrikasının Turhal'da faaliyete geçmesi şehrin kaderini iyi yönde çok etkilemiş..
Şeker Fabrikası ile birlikte hızlı bir ekonomik gelişmenin yanında hızla şehirleşme başlamış. Dışarıdan göç alarak kısa zamanda büyük nüfuslu bir ilçe olmuş. Olmuş olmasına da bir türlü birlik beraberlik içerisinde olamamış. Buraya gelip yerleşen insanlar buradan ekmek yeyip, su içmelerine karşılık ben Turhal'lıyım dememişler. Nereden geldiyseler orayı unutmamışlar. Bu kadarı normal ama, bu kişiler seçim olmuş memleketlerine gitmişler, nüfus sayımı olmuş memleketlerine gitmişler. Turhal da kazandıklarını götürüp memleketlerinde yaşayan diğer insanların hizmetine sunmuşlar. Seçimler de birlik beraberlik sergileyemedikleri için, kendilerini temsil edecek bir kişi seçememişler. Tokat'ın en küçük ilçeleri bile vekillerini seçmelerine rağmen.
Kimse kimseye doğduğu yeri veya aslını unut ya da inkar et demiyor. Yaşadığın yere, faydalanacağın hizmete sahip çık diyor. Çünkü sen benim faydalanacağım hizmete ortak oluyorsun, bu hizmete katkı yapmağa gelince götürüp başka yerlere veriyorsun. Böyle şey doğru olur mu, olmaz. Doğru olan doğduğun yer değil, doyduğun yerdir.
Bugün Turhal'ın nüfusu yüz bini geçmesine, 45 ilden büyük olmasına rağmen, pek adı şanı duyulmaz. Nedenini yukarıda bahsettim. Turhal da yaşayıp Turhallı olamamak. Sesimizi duyuracak bir vekilimizin olmaması.
Bizimde için de bulunduğumuz Karadeniz bölgesinde, gerek başka bölgeler de Turhal'ın 1/4'i kadar küçük küçük ilçeler var, sesleri Turhal dan çok çıkıyor. Turhal'dan daha çok hizmet alıyorlar. Devlet imkanlarından daha fazla yararlanıyorlar. Siyasi Partiler de, Hükümette, Mecliste hep söz sahibiler. Lafa söze gelince yüz bin nüfusumuz var diye övünüyoruz ama, mecliste bizim sesimizi duyuracak, sorunlarımızı aktaracak bir milletvekilimiz bile yok.
Böyle emanet Turhallı olmak nereye kadar sürecek. Artık kendimize gelelim. Aslınız nereli olursa olsun, nerede doğarsanız doğun, bunu unutmak veya içinizden silip atmak asla mümkün olmaz. Bunu kimse de beklemez zaten. Ancak siz artık falan yerden gelen Turhallı'sınız. Böyle olmalısınız ki birlik olalım, beraber olalım, güçlü olalım. Bizim de sesimiz çıksın. Bizim de sözümüz dinlensin. Bizim de vekillerimiz, hatta bakanımız olsun. Bize de hizmet gelsin.
Tokat GOP. Kampüsü bize 35 km., neden bir Fakültemiz yok. Turhal da her türlü imkan ve altyapı var. Peki neden yapılmıyor. Nedeni sahibimiz olmadığından.
İnşallah bundan sonra birlik beraberlik içerisinde hep beraber sağcısı, solcusu, A partilisi B partilisi, A memleketlisi B memleketlisi olarak Turhal milliyetçisi olur, sesimizi duyururuz. Sağlıcakla kalın.01/04/2006

Yavuz Ömer ŞENEL
Sosyolog

Türkiye' deki illerin dörtte birinin merkez nüfusundan daha büyük bir nüfusa ve ekonomik dinamizme sahip bir şehir, aktif siyasette neden sınıfta kalır?



TURHAL

SiYASETTE SINIF ATLAR mı?


Bir sosyolog ve gazeteci olarak nüfusu neredeyse Tokat'ımız kadar olan pek çok Anadolu şehrinde hangi siyasi partiden olursa olsun milletvekili sıralamasında il merkezinin ardından büyük ilçelerin etkin olduğunu gördük. Ne yazık ki bu temayül benim doğduğum ilçem Turhal' ın siyasilerinin bi haber bırakıldığı bir gerçek sanki.
Örnek mi? Üniversite tahsilimi tamamladığım Kütahya, her biri Turhal nüfusunun yarısından daha az nüfusa sahip olmasına rağmen Tavşanlı, Gediz ve Simav mecliste kendi yöre insanları tarafından temsil ediliyor.
Sorunların aşılması ve hizmet akışının bürokrasiden en kolay şekilde arınmasının yolu bu.
Kütahya'yı şehrimiz Tokat' a emsal görüyorum. Çünkü Kütahya da genel nüfusuyla Tokat' a eşdeğer bir nüfusa sahip. Çünkü Kütahya da bir üniversite şehri. Çünkü Kütahya da Cumhuriyet dönemi öncesinde Tokat gibi tarih ve kültür merkezi. Bugünse bu eksikliğini kapatma mücadelesi veren şehirlerden biri.
Ayrıca Tokat da, Kütahya' da sınırları tam çizilemediği için hastalıklı bir çocuk olarak doğan teşvik kapsamı içensinde.
Kütahya Şeker Fabrikası Satıldı, Turhal Şeker Fabrikasına da sıranın gelmesi yakın.
Sözün özü şu: yaşanan krizler sonrasında devletten gelecek çok büyük katkılarla şehirlerin kaderlerinin değişmesi anlayışı ortadan kalkmıştır. Bundan sonra şehirler kendi öz değerleriyle kendi yağıyla kavrulmanın gerekliliğini fark etmek zorundadır. Bu
konuda başarılı olunabilmesi için de o şehrin Ankara' da mutlaka siyasi bir ayağının bulunması olmaz ise olmazdır.
Bu noktada benim Turhal'mın siyaset ayağı eksiktir. Koltuk değneği ile ayakta kalmak zorundadır. Zaten o aksaklık olmasaydı şehir merkezine bu kadar yakın olunmasına rağmen üniversitemizden bir fakülte kopartma ve Turhal' i bir üniversite şehri yapma noktasında boynumuz bükük kalmazdı. Turhal son 10 yılda belediyecilik alanında gösterdiği atılımı Ankara' da temsil edilme noktasında da gösterebilirse gelecek nesillerinde hayatı güvence altına alınacaktır.
Bayramınız kutlu olsun. Saygılarımla.


--------------------------------------------------------------------------------------------

Bu sitedeki bilgi ve belgeler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 

ANA SAYFAYA DÖN.