TOKAT’a
NASIL BİR MİLLETVEKİLİ
Tokatımız
açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir...
Doç. Dr.
Ertuğrul YAMAN Gazi Üniversitesi /ANKARA
(eyaman62@yahoo.com)
Bugüne
kadar hiç siyasî yazı yazmadım. Ancak, şimdilerde milletime, devletime karşı
vicdanî ve millî görevimi ifa etmek ve candan aziz Tokatlı hemşehrilerimle
düşüncelerimi paylaşmak amacıyla kaleme sarıldım. Umulur ki milletim,
devletim ve Tokatımızın huzur ve refahına düşünce seviyesinde de olsa bir
katkımız olur.
Bu günlerde memleketin genel manzarasına baktıkça ruhum daralıyor. Millet ve
devlet meselelerinin; izzet ve ikbal uğruna, 3 tane oy uğruna politik rekabete
alet edilmesi canımı sıkıyor. Varsa yoksa “partim, yandaşım ve çıkarım”
gibi bayağılaşmış anlayışlar, yüreğime ürperti salıyor. Ortalık toz duman;
inanılmaz bir gerginlik, kıyasıya bir savaş! Aslında ülkemde iki güruhlu bir
tiyatro eseri sahneleniyor. Küresel Sömürgeci Güçler, bütün toplumu iki
zorunlu kutba ayırmak adına, yerli ve maharetli siyasî aktörler marifetiyle
sürekli gösterimde kalıyorlar. Bu oyunda gerçekte iki zihniyet rol
almaktadır. Birincisi yol kesenler, diğeri ise rol kesenler…
Aslında
her iki taraf da siyaset adına plan ve proje üretmek yerine, daha kolay
bir yöntem olarak kavramlar üzerinden kavga çıkarmakta, tabir yerindeyse
“atışmalar” ile zaman geçirmekteler. Tek ümidini kavgaya ve toplumsal
gerginliklere bağlayanlar ateşle oynadıklarının, herhâlde, farkında değiller.
Bu gerginlik ve çatışma anlayışı ile –belki- oylarını arttırabilirler, hatta
iktidar da olabilirler. Lâkin, bu üslûbun halka ve memlekete vereceği zararlar
nasıl telafi edilecektir?!
Milletin
refahını ve devletin bekasını düşünmeden ortaya konan bu laf anlamaz,
uzlaşmaz; külhanbeyi ve sokak üslûpları, sade insanları politikacılardan daha
fazla germektedir. Politik kimlikli bu insanlar, gerektiğinde bir araya
gelebilirken onlar adına birbirlerine kin ve nefret duygularıyla dolan halk
kitlelerini bir arada tutmak zorlaşmaktadır. Cehaletle siyasî fanatizm
birleşince en yakın akrabalar ve dostlar arasında dahi düşmanca restleşmeler,
kırgınlıklar ve hatta husumetler yaşanıyor. Bu kör dövüşü, halkın hafızasında
onulmaz yaralar açmakta ve halkı zorakî kutuplara itelemektedir. Bazı
politikacılar, halkı ve devleti ciddiye almadan, gelecek nesilleri düşünmeden
gelecek seçimleri düşünüyorlar. Oysa bugün Türkiye’nin ihtiyacı, politik
kimlikli çıkarcılar değil; halkı ve devleti düşünen devlet adamlarıdır.
Herkesin
daha sorumlu, sağduyulu, sakin ve hoşgörülü olması gerekmektedir. Söylenen
her söze dikkat edilmeli, verilen mesajlar yalnızca “oy” almaya yönelik
olmamalı, sonradan pişmanlıkla halka “oooy, oooy” dedirtip acı
çektirmemelidir.
Çözüm,
sükûnettedir. Karşılıklı anlayıştadır. Sakin olalım! Birbirimizi dinleyip
anlamaya çalışalım. Bu devlet hepimizin! Devlet millet içindir. Devletsiz
millet, milletsiz de devlet olmaz. Devleti olmayanın dini de olmaz. Kimse
devletle milleti karşı karşıya getirmemelidir.
Tokat,
Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun adeta kesişme noktasında yer
almaktadır. Tarım, hayvancılık, orman, turizm ve küçük sanayi bakımından büyük
imkanlara sahiptir. Ne var ki bu yüksek potansiyel yeterince
değerlendirilemiyor. Varlık içinde yokluk çekiliyor. Bunun sonucu olarak da
hızla göç vermektedir.
Bu genel
değerlendirmelerden sonra, Tokatımızın durumunu ele almakta yarar görüyorum.
Burada değerlendirme ölçütümüz, siyasî partiler ve vekil adayları değil,
seçimler ve adaylarla ilgili ilkeleridir. Hiçbir parti ve adayla ilgili
ön yargımız yoktur. Asıl olan halktır ve bendeniz halkın duygularına tercüman
olmak istiyorum.
Türkiye’de seçim sistemi ne kadar demokratiktir ve adaylar ne kadar
ilkelidir? Bizce seçim sistemi, teoride demokratiktir; ancak, uygulamada
demokrasi dışı birçok uygulama söz konusudur. Halkın iradesi yerine büyük
oranda lidere yakınlık ve “sadakat” geçerli ölçüt kabul edilmektedir. Bu
durumda vekiller ve vekil adayları kendilerini halka değil liderlere borçlu
görmektedir. İkinci bir yanlışlık ise, savunulan görüş ve ideolojiler yerine
Meclis’e bir yolunu bulup kapak atma düşüncesi ağır basmaktadır.Sözün özü
demokrasi ve ilke, uygulamada zayıflamıştır.
Tokat’ı
ve Tokatlıları temsil edecek adaylarda ne gibi özellikler aranmalıdır:
☺
Her şeyden önce demokrat ve ilkeli olmalıdır.
☺
Tokat için somut plan ve projeleri bulunmalıdır.
☺
Tokat’ın kalkınması için büyük yatırım ve istihdam öngörmelidir.
☺
Tarım, hayvancılık ve ormanlara dair görüş ve önerileri olmalıdır.
☺
Eğitim, ulaşım, turizm ve özel sektör için önerileri olmalıdır.
☺
Yerel yönetimleri birleştirip sinerji oluşturabilmelidir.
☺
Tokat’la bağlarını koparmamış, halkın içinden birileri olmalıdır.
☺
Herhangi bir liderin “adamı” olarak ısmarlama aday olmamalıdır.
☺
İletişime açık, sevecen, güler yüzlü ve samimî olmalıdır.
☺
Tokat ilini bir bütün olarak gören, birleştirici birisi olmalıdır.
☺
Devlet bürokrasisini iyi bilmeli, kurumları tanımalıdır.
☺
Dürüst, ahlâklı ve adil olmalıdır.
☺
Kimsenin değer yargılarını siyasete alet etmemelidir.
☺
Kişisel çıkarları için Devletin gücünü kullanmamalıdır.
…
Tokatımız açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir.
Partili ve bağımsız aday ayrımı yapmaksızın bu nitelikleri taşıyan kaç
adayımız vardır? Gerçekten adayları halk veya halkı temsil eden delegeler mi
belirlemektedir? Eğilim yoklaması, açık oy gizli tasnifle mi yapılmaktadır?
Halk bu durumda nasıl sağduyulu karar verecektir? Yoksa zoraki önüne konan
adayları mı oylayacaktır?!
Manzarayı umumiye budur! Peki olması gereken nedir? Benim önerim, bu seçimler
için karar verilirken ideolojik saplantılar yerine, ülkenin genel durumu göz
önünde bulundurulmalıdır. Partilerden çok adaylar tercih edilmelidir.
Demokrasi, parti seçmekle değil; doğru insanı seçmekle yücelecektir.
Bundan
sonraki seçimlerde yukarıdaki ilkeler çerçevesinde, parti ayrımı yapmadan,
adaylar, yalnızca delegelerin değil, öncelikle halkın temayülü göz önünde
bulundurularak belirlenmelidir. Yani, öncelikle geniş halk kitlelerince anket
vb yollarla Tokat’ı temsil edebilecek adaylar belirlenmeli; daha sonra bu
adaylar partilerini tercih etmelidir. O takdirde hem halkın iradesi seçimlere
yansımış olur hem de siyasete kalite kazandırılır. Böylelikle, “ısmarlama” ve
“sadakatli” adaylar dışlanmış olacaktır.
Değerli
Hemşehrilerim, sonuç olarak bağırıp çağıran “politik”lere, “fanatik”lere
pirim vermeyelim. Değerlerimiz ve kavramlar üzerinden siyaset yapanlara dur
diyelim. Bizden “oy” isteyenlerden bizler de Tokat için plan ve projelerini
isteyelim: Laf değil, icraat isteyelim. Kavramlar değil, plan ve projeler
yarışsın ve onlar oylansın. Uygar dünyada plan, proje ve hizmetler yarışır ve
oylanır. Düşünelim taşınalım ve oylarımızı (düşüncelerimizi) ona göre
yönlendirelim. Bizim için, Tokat için, Türkiye için, İslâm âlemi için, Türk
Dünyası için, bütün insanlık ve evren için… Kısacası, geleceğimiz için,
“birlik ve dirlik” için başkalarının değirmenine su taşımayalım. Son sözü
bilgelere bırakalım: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım!”. “Sahipsiz
memleketin batması haktır, sen sahip çıkarsan bu memleket batmayacaktır.”
Biz, Tokat halkına hizmete talip olan bütün adaylarımızı, candan kutluyor,
hayırlı hizmetlere vesile olmalarını diliyoruz. Bu seçimlerin memleketimiz ve
Tokatımız için hayırlar getirmesini temenni ediyor, bütün adaylara bu kutlu
yarışta başarılar diliyoruz. Ayrımız gayrımız yok! Her türlü güzel hizmet
halkımız ve Tokatımız için olsun! 15/06/2007
HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ
DEĞİL
Her şey yerli yerinde duruyor gözükse de, bir
şeylerin noksanlaştığı veya eksildiği ortada. Nasıl vücudumuz iki yılda
tamamen yenileniyor, değişiyorsa yeryüzündeki insanlar da değişiyor. Gelen
gidiyor, gidenin yerine yenileri geliyor. Ahiret harmanına devamlı hasatlar
gönderiliyor. Şairin dediği gibi aynı akarsuda yıkansan da, yıkandığın su aynı
akarsu değil. Giden takvim yaprakları geri dönmüyor. Kâinatta daimi bir
yolculuk var. Gerçi üzülmek, çırpınmak da bir şeyi değiştirmiyor. Engel olma
güç ve kuvveti yok O diledikten sonra bütün dünya susuyor, emrine uymak
zorunda kalıyor. Karşı koyacak O’ndan büyük güç yok ki. Eyvallah demekten
başka, kabullenmekten başka çıkar yol yok.
Taş yerinde ağır mesabesince, ayrılıklar kimi insanı daha
çok etkiliyor. Tahammül sınırlarını zorluyor. Başkasına akıl veren, sabır
tavsiye eden insan aynı akıbet başına gelince bocalıyor. İsyan sınırlarına
dayanıyor. Hal1buki insanlığın acizliği, hiçliği, zavallılığı Allah’a
dayanma gereği, ancak O’ndan yardım isteme, ancak O’na dayanma ihtiyaç ortaya
çıkıyor. Hiçbir §eY yapamamanın acizliği ile, annenin tokadından kaçmak için
yine onun kucağına atlamak gibi. Bizler de acizliğimizden Mutlak Güç sahibi
olan Allah’a dayanmak, andan yardım istersek zorunda ve durumunda kalıyoruz.
Başka çare yok. Başka Çıkış yolu yok. O’na sığınmak. O’ndan geldiğimizi yine
O’na döneceğimizi akıl etmek. İdrak etmek. Hani Peygamberimizin (asm) o kadar
övdüğü ve mirastan pay alacak diye korkulan komşular olmasa... O elleri
öpülesi, varlıkları ile bizlere dayanak olan o müşfik insanlar... Akrabadan
önce senin yardımına koşan vefakar insanlar... Batıda örneği görülmeyen bu
dostluklar insanı hayata bağlıyor. Bir de manevi kardeşlikler. Nesep kar
deşliğiı1den de öte olan bu birliktelikler yok mu?.. İşte ahiretten yansıyan,
Cennetten nemalanan görüntüler! Aynen altından ırmaklar akan söğüt dalları
altında oturup sohbet eder gibi... Manevi iklimin ferah Ortamında,
üzüntülerimizi ferahlaştıran, ilk yardımımıza koşanlar, cenazemize el
atanlar, teselli için didinenler... Hep onlar. Aynı~er. Aynı eller. Aynı
sözler.
İşte o zaman anlıyor insan, ecdadın ‘Ev alma, komşu al’
sözünün gerçekliğini, doğruluğunu, lüzumluluğunu. Akrabadan da öte... Zaten
akrabadan çok onların yüzünü görürsün. Aşina olduğun bu yüz. Gülen, derdine
ortak olan, derdini paylaşan yükünü hafifleten insandır.
O zaman insanların sosyal varlık olduğunu algılıyorsun.
Birlikte yaşamak zorunda olduğunu fark ediyorsun. Birlikten güç doğduğunu
paylaşımın yükü
hafifleştirdiğini fark ediyorsun. Elhasıl, insan aciz, insan fakir. İnsan o
kadar muhtaç ki diğer insan1ara... Birden Sahibüzzaman'ın sözünü
hatırlıyorsun. "Zaman cemaat zamanı" diye haykırışını düşünüyorsun. Sessizce
'evet, neam' diyebiliyorsun.12/04/2007
Cihat ERDOĞ
cihaterdoğ@yahoo.com
Turhal Milliyetçiliği
Cihat ERDOĞ
Çoğumuzun doğduğu ve doyduğu yer. Fakat maalesef Turhal'a sahip
çıkma konusuna gelince zayıf kalıyoruz.
Şehrimizde bir tane 4 yıllık fakülte niçin olmasın. Hatta iki tane isteriz.
Resmi dairelerimiz niçin kendi binalarında faaliyet göstermesin. Bu durumların
burada yaşayan insanlara faydası mı olur? Yoksa zararı mı? Bilemiyorum.
Arkasında ne gibi hesaplar yatıyor. İki yıllık fakültelerden birinin Tokat'a
götürüldüğünü duyunca şok olduk. Tokat'tan milletvekilleri çıkan zevat, yarın
Allah'ın huzuruna ne yüzle çıkacaktır. Onlar sadece Tokat merkezinin mi
milletvekilleri oluyor. Dökmetepe Yatılı Bölge Öğretmen Lisesi Tokat merkezine
kaydırılıp yerine YIBO açılmakla mesele hallolur mu? Veya yapanların veya
vesile olanların vicdanı rahat mı? Yattıklarında rahat uyuyabiliyorlar mı?
Buralar vatan toprağı değil mi? Bu nasıl zihniyet, yabancı ülkelerin
Türkiye'ye sporda yaptığının aynısını Turhal'a yapmakla elinize ne geçiyor.
46 ilden büyük olan bir şehir ( ilçe demeye dilim var mıyor ) İl yapılmamakla
en büyük haksızlık yapılmaktadır. Turhal'la ilgili kitabı bastırırken. İl gibi
ilçe yerine İlliği gasp edilmiş ilçe tabirini kullanmak istemiştim. Basımevi
görevlileri, ifadeyi sert bularak değiştirmemi tavsiye etti. Ben de istemeye
istemeye, tecrübelerine güvenerek kabul ettim. Fakat gerçek ortada, yani
görülen bir haksızlık var. Bariz bir şekilde sırıtıyor ve insan olanları
rahatsız ediyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde iken Turhal'a Milli
Eğitim Yayın evi açtırmıştık. Türkiye'de sadece 6 ilçede açıldı. Beşi il oldu.
Sadece Turhal kaldı. Zaten 2006 da da Milli Eğitim yayınevi kaldırıldı.
Sivas'a nakledildi. Bizim zamanımızda birde Milli Eğitim Sağlık Merkezi
açılmıştı. O da 2006 yılında Sağlık Bakanlığına geçti. Neyse ki Üniversite
imtihanı ve Orta Öğretim Parasız Yatılı imtihanları devam ediyor. Onu da
Şükürler olsun Allah'a bizim zamanımızda başlamıştı. Herneyse. Anadolu
Öğretmen Lisesinden dolayı ilgilileri tebrik ediyorum. İnşallah birde
Otelcilik okulu açılır da, öğretmen evi de uygulama alanı olarak, sevgili
öğretmenlerimize güzel bir hizmet sunmaya vesile olur.
Türkiye'nin ilk dört fabrikasından birini İnşa edeceksin, Kurtuluş Savaşında
aktif bir rol üstleneceksin, sonra sahipsizliğe itileceksin. Şehrin fil şehri,
emekli şehri olacak. Ortasından Yurdumuzun ikinci büyük nehri Yeşilırmak
akacak. Yemyeşil bir ilçe. Suyu güzel. Havası güzel. İklimi çok mutedil.
çevreye şehrimizden 20 gün sonra yaz gelir. Kışın Hamide boğazı, Çengel boğazı
ve Kaz ova’yı aşınca hemen iklim soğur. Şehir merkezinde yağan kar pek yerde
kalmaz. Eskisi gibi Bal bardak armudu ve kokulu kavunu olmasa da, yine de
meyvesi ve sebze si boldur ve de ucuzdur. Elma, armut, üzüm, kavun karpuz,
domates, patlıcan ve biber, madımak bol ve lezzetlidir.Allah vermiştir.
Herhalde cennet ya altındadır ya da üstündedir.24/04/2006
Cıhat erdoğ @ yahoo com