Cafer üretir/Sirin Turhal

KÖŞE YAZILARI              Anasayfaya Dön


 

               Hemşehrimiz Gazi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç.Dr.Ertuğrul YAMAN'ın yeni kitabı çıkmıştır. Kitabın  önsözü ve kitapla ilgili bilgiler aşağıya eklenmiştir.

SÖZ  BAŞI

Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN
  Ocak 2010 - Ankara

            İnsanlık; bilim ve teknoloji alanında baş döndürücü bir hızla ilerlemesine rağmen, en önemli ihtiyacı olan huzur ve sükûneti sağlama konusunda pek fazla mesafe alamamaktadır. Oysa bütün buluş ve ilerlemeler insanlığa hizmet amacıyla yapılmaktadır. Modernliğin zirvelerine tırmanma gayreti içindeki insanlık acaba neden bu amacına ulaşmakta zorlanmaktadır?

İnsanı, esasen tüketici bir varlık olarak algılayan ve önüne yığın yığın ihtiyaç listeleri koyan 20.yüzyıl tasarımcıları, ne yazık ki insanın yaratılışına uygun olan gerçek ruhsal ihtiyaçlarını görmezden geldiler. Maddenin, lüks ve zevkin kutsallaştırıldığı çağımızda, insanca yaşamak için gerekli olan sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım, adalet… duyguları karşılanmadığı için insanlığın önemli bir kısmı, çağın hastalığı diye adlandırılan stresin kucağına terk edildi.

Mideleri şişen ama ruh ve gönülleri aç kalan insanlar, robotlaşma eğilimine girerek insanlıklarını unutmaya başladılar. Bunların doğal sonucu olarak savaşlar, vahşetler, acımasız rekabetler, doğa katliamı  tüm insanlığı tehdit eder boyutlara ulaştı.

İnsanlık, kendi eliyle ördüğü bunalım ağlarının  içinden çıkmak için çareler aramaya başladı. İnsanın maddî(biyolojik) yönü kadar manevî(psikolojik) yönünün varlığını kabul etmek zorunda kalan toplum mühendisleri, geçici bir çözüm olarak bir başka hastalık alameti olan bencillik zemininde gelişen “kişisel gelişim” akımını irat ettiler. Ne var ki, toplumu veya topyekûn insanlığı hedef almayan bu bireyselci yaklaşım, yaşanan bunalımlara çare olamadığı gibi, yeni sorunlara da davetiye çıkardı.

Birçok Dünya ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de bu temelsiz yaklaşım, bir miktar “müşteri” buldu. Ancak, sorunlar çözülmek yerine, derinleşmeye devam etti. Göz boyama, geçici olarak etkileme esasına dayalı bu yaklaşım, insanları birer ticarî meta olarak algıladığı için kendi sektörünü de oluşturdu.

Ekonomik sıkıntılardan, sağlık sorunlarından, iletişim kazalarından bunalan bir kısım insanlar, farkında olmadan bu akımın etki alanına girdiler. Bunca patırtı, gürültü, şamata ve “dezenformasyon(bilgi kirliliği)” altında sıkışan insanlar, çareyi bu limanlara sığınmakta aradı. Ağzı olanın konuştuğu, gündemlerin çok hızlı değiştiği, medyanın sınır tanımadığı böylesi bir ortamda, insanlar kime inanacağını, ne yapacağını şaşırdı. Hızlı hayat tarzı ve “fest food” beslenme alışkanlıkları, insanlığı tehdit etmeye başladı.

İnsanlığın aradığı çözüm aslında çok uzaklarda değildi. Çözümü duymak için, birazcık susmak yeterliydi. Ne var ki susmak zor işti. Çok ve boş konuşmak yerine neler yapılacağına dair öneriler çalışmamızın esasını oluşturmakta. Başarılı bir iletişimin, huzur ve mutluluğun sırları, satır aralarında sizleri beklemekte.

Elinizdeki bu çalışma, esasen, tüm insanlığa sunulan bir huzur ve sükûnet denemesidir. İnsan, konuşan bir varlıktır ve elbette konuşarak iletişim kuracaktır. Ancak, yapılan araştırmalar konuşmanın iletişimdeki payını çok düşük göstermektedir. Doğru olan; gerektiği kadar, kararınca kıvamınca konuşmak, yeri geldiğinde susabilmek, ve dinleyebilmektir. Önemli olan dengeli ve ölçülü bir tavır sergileyebilmektir. İletişimde gerçek başarıya, yeri geldiğinde susmakla ulaşılabilir. Susmanın erdemi, insanın huzur ve mutluluğudur.

İÇİNDEKİLER

 

SÖZ BAŞI

İÇİNDEKİLER

 İNSANÎ İLETİŞİMİN TEMEL ÖNCELİKLERİ

Susabilmek!

Dinleyebilmek!

Düşünebilmek!

Okuyabilmek!

Yazabilmek!

Konuşabilmek!

Şükredebilmek!

Algılayabilmek!

Affedebilmek!

 İNSANÎ İLETİŞİMİN TEMEL İLKELERİ

Hayatı Kavramak!

İnsanı Anlamak!

İnsan Yetiştirmek!

Çocuğa Güvenmek!

Sevgiyle Dolmak!

Saygı Duymak!

Kişiliğe Bürünmek!

Aileye  İnanmak!

İletişim Kurmak!

Sakin Olmak!

Gönüllere Girmek!

Hassasiyet Kazanmak!

Hayatı Paylaşmak!

Yürekten Gülümsemek!

Değer Vermek!

Olumlu Düşünmek!

İyilik Yapmak!

Örnek Olmak!

 İNSANÎ İLETİŞİMİN TEMEL TAŞLARI

Etkili İletişimin Giriş Kapısı

Etkili Duygu, Düşünce ve Davranış Aktarımı

Etkili Bir İletişimin Öncelikleri

İletişimde Başarıya Giden Yol

 

Anlamak – Anlaşılmak

Etkin Dinleme Becerileri

Güven Ahenk Oluşturmak

Özgüven ve Özgüven Kazanmak

Empati ve Empatik Davranmak

 İMBİKTEN DAMITILMIŞ İNCİLER! 

İletişim Bilgileri

Doç.Dr. Ertuğrul YAMAN

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi

                                     Beşevler/ANKARA

İş  tel:(0312) 216 29 76 - Cep tel: 0 532 303 34 23

Belgeç: (0312) 212 36 40

Elmek: eyaman@gazi.edu.tr

Web:http://w3.gazi.edu.tr/web/eyaman

 

İşte Size Tokat’lı Vekillerin Meclis Karneleri
Cumartesi, 17.10.2009, 01:04pm (GMT+3)
 

 

Bilindiği üzere Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan AKP- MYK’de görev alamadı. Tabiri caiz ise “taç’a“ çıktı.   

Bu duruma “Tokat’ın, Tokatlı’nın sahip çıkmaması en büyük etkendir“ diye rivayet edilir.

 

Öylemidir ki? diye küçük çaplı bir araştırma yaptım. Şükrü  Bey’in durumu bu da, diğer vekillerimizin en azından Meclis’te  durumu nedir?


Büyük bir şevkle yazıyı hazırlarken  Orhan Ziya Diren ve Reşat Doğru’nun meclis faaliyetleri şevkimi kırdı.

Amacım her faal Tokat’lı  vekilimizin bugüne kadar meclise hangi kanun tekliflerini getirdiklerini, veya yazılı yahut sözlü soru önergelerini açık açık yazmaktı.

Şu kanun, şu madde şeklinde..
Ama ne mümkün.
Vekillerimizden biri varki bu konuda Meclis rekoru kırmak üzere.
Kinayem odur ki Reşat Doğru bey in artık biraz frene basması lazım.

Hangi köşe yazarının kendine ayrılmış yazı kısmına, 302 tane soru önergesi 22 adet kanun teklifi sığar ki?

Yada bu köşeye Orhan Ziya Diren Bey’in 8 kanun teklifi, 7 soru önergesini ben nasıl sığdırabilirim ki?

Şimdi bu yazıyı okuyanların “MHP yada CHP’li bu arkadaş” dediklerini duyar gibi oluyorum.

Emin olun değilim. Tanıyanlar da bilir.
İsteyen herkese detayıyla bu kanun yada soru önergelerini detayı ile fakslayabilirim.

İŞTE TOKAT’TAN  SEÇİP MECLİS’E GÖNDERDİĞİMİZ VEKİLLERİMİZİN BİR ANLAMDA KARNELERİ:

Zetid ASLAN
İmzasının  bulunduğu kanun teklifi bir tane, yazılı yada sözlü soru önergesi hiç yok.

Şükrü AYALAN
Kanun teklifi imzası 1 tane, yazılı ve sözlü soru önergesi hiç yok.

Osman DEMİR
Osman Demir’in imzasının olduğu kanun teklifi 2 adet. Osman vekilin de yazılı ve sözlü önergesi hiç yok.

Orhan Ziya DİREN
Orhan Ziya Diren bey’in kanun teklifi 8 tane. 7 tane de soru önergesi var..

Reşat DOĞRU
22 adet kanun teklifi, 302 adet soru önergesi var. Bu sonuçla Reşat Bey meclisin en faal vekillerinden biri. Hatta rekora doğru gidiyor.

Hüseyin GÜLSÜN
2 Adet kanun teklifi,  yazılı yada sözlü soru önergesi yok.

Dilek YÜKSEL
3 Adet kanun teklifi, soru önergesi yok.


Bu bilgilerin ışığında her daim karşılaşılan soruyu tam da şimdi sorma zamanıdır: Tokat’ta seçimlerde yüzde 50 nin üstünde oy alan AKP acaba vekillerin şahsi oyunumu meclise taşıdı, yoksa Tokat'lı Recep Tayyip Erdoğan’a mı oy verdi?

Bugün seçim olsa Tokat’ta AKP’nin yine aynı oy oranına yakın bir değerde oy alacağını var sayarak şu mantığı yürütebilir miyiz?

AKP listesinde belediye başkanlığına yada meclise Tokat’ın hiç sevmediği biri aday olsa yine de seçilir miydi?

Yine bu bağlamda  seçili bir çok belediye başkanı yada il genel meclis üyesi “benim arkamda şu kadar oy var“ diyebilir mi? Bu tablonun geçmiş dönemlerde de çok farklı olmadığını düşünüyorum.

Kim ne derse desin “siyaset’te asıl olan genel başkan”. Bu kadar zayıf karnelerle yine, yeni, yeniden seçilmek ise ildeki hizmetle değil partilerdeki lobi faaliyetleriyle birebir orantılı.
O zaman, hadi söyleyelim...

Tokatlı değil, Erdoğan attı sayın vekili taça...
Zaten vekili de Başbakan seçtirmedi mi?

Gültekin YILMAZ        Tokat Haber Biz Gazetesi

 

BİR TÜRK OLARAK  KÜRTLERE SORUYORUM

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?

Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN, TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir ?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde, kız çocuklarını başlık parası adetiyle adeta bir eşya gibi alıp-satmak adeti sizde, her türlü yasadışı işin altından çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuşturucu ticareti sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, herşeyi devletten beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman varolmayan, sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve vandalizmle, terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde, diyaloğu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikayet etmek sözkonusu olunca ''ben Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda ''ben Türküm'' demek üçkağıtçılığı sizde, çapulcu terör örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine koymaya çalışmak terbiyesizliğ i ve alçaklığı sizde, bu ülkede yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde ?

Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz ?

Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz.

Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları'' sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda neden kapandı ?

Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve politikalar üzerine kuruyorsunuz.

Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor... En ufak bir özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz.

Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı?

İstanbul'da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, molotof kokteyli atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara, ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar anlayışın dışavurumu?

Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! sen Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği icra edemezsin denmiş veya denmekte?

Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları, ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında; tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?

Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu, sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek! Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır. Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük çocuklar bile anlayabilmektedirler.

''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE ARAMALIDIRLAR!

Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri, terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan' ' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize, güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve molotof kokteyli attırdığı küçücük çocuklar...

Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsade ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın, yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe attığında da bunu devlete fatura edemezsin.

Demokrasiden bahsedip, teröre yol açmak ? İnsan öldürüp hak talep etmek? Bu ne yaman çelişki...

Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek. Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak, yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine inandıracak.

Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran, kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli insanların yaşadığı iller  başı çekmekte? Büyük şehirlerde kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli çocuk ve gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden?

 

Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki, TÜRKLERİ pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı, hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?
 

Güzel bir atasözü vardır. ''GÖZÜNDEKİ ÇÖPÜ GÖRMEZ, ELALEME ŞAŞI DER!''
 

 

Bu özlü söz ülkemizin içine düşürülmeye çalışıldığı ''Kürt fesadını'' ne de güzel anlatıyor değil mi?

HAKAN ÇELİK Posta Gazetesi Ankara temsilcisi    03/09/2009

 

Turhal İçin

Evet! Turhal diyince, kimimiz yerlisi, çoğumuz burada doğmuş olmamızdan Turhal’lı, bir kısmımız da burada karnımızı doyurmamızdan dolayı Turhal’lıyız. Anlayacağınız Turhal’lıyız bir hallıyız. O yüzden el birliği ile Turhal’a, Turhal’ımıza sahip çıkmalıyız. Orta Karadeniz’in incisi, iklimi güzel, sebze ve meyvesi bol ve ucuz şu Cennet köşesine Turhal’a el atalım. Yeni iş sahalarının açılmasına öncülük edelim. İki yıllıklar çözüm değil, dört yıllık üniversite getirmenin yolunu arayalım. Gerçi şimdilerde ilçelerde dört yıllık fakülte açılabilmesi için Bakanlar Kurulu veya Meclis kararı gerekiyor. Biraz tren kaçırılmış gibi gözükse de yine de ümidimizi kesmemeliyiz. Biraz gayret, biraz sağduyu veya çalışma yeterli olabilir.

   Bir salça fabrikası nedir ki veya bir ay çiçek yağı fabrikası. Aslında Belediyenin bu işe öncülük etmesi gerekir. Daha önceden bunun canlı örneklerini görmüşüz. Taksan, Süt ve Yem fabrikaları gibi. Hatta bir de Kendir Kooperatifi çalışması olmuş Tüketici eserler yerine üretime yönelik eserler kazandırırsak, tekrar göç alan bir şehir oluruz. Zamanında il olma trenini her nasılsa kaçırmışız. Şimdilerde dört yıllık fakültelerimiz ve de Varvara veya Kesikbaş Üniversitemiz de olurdu. Şehrimiz günün her saatinde cıvıl cıvıldı. Hayat sabah ondan öncede, akşam beşten sonra da devam ederdi. Caddelerimize insanlarımız sığmaz olurdu.

   Ne diyelim biraz dua biraz da gayret lazım. Bu konuda kamuoyunun oluşarak toplumun bilinçlenmesi gerekir.  Ta ki gerekli yerlere baskı yapabilsin. Hesap sorabilsin. Nedir niçindir. Muhasebe yapsın. Getirisini götürüsünü hesaplasın. Aslında Organize Sanayinin Ede yokuşundan Şenyurt’a kaydırılması hatadır. Şenyurt’a bakan yatırımcı Tokat’a kayıyor. Halbuki Ede yokuşundaki Organize Sanayi çevresinde kurulacak il merkezi ile Turhal Zile birleşir. Turhal ve Zile’de merkez ilçe olurdu. Geniş düşünmek. Ufkumuzun açık olması gerekir. Ta ki oyuna gelmeyelim.11/03/2009                                                 Cihat ERDOĞ                                                    Cihat Erdoğ@Yahoo.Com

                                                        Siyaset ve Seçim

    Siyasete çoğumuz iyi gözle bakmaz. Halbuki siyaset Demokrasinin bir parçasıdır. Fazilet rejimi dediğimiz Demokrasi seçimle özdeşleşmiştir. Seçim tercih demektir. Birden fazla aday arasından seçme hakkımızı irademizi kullanmamızdır. Bir anlamda milletin sandıkta konuşması veya cevabıdır. Değerlendirmesidir. Her ne kadar şu ekonomik kırizde çoğumuz seçim değil geçim desek te seçimden vazgeçemeyiz. İrademizi ortaya koyacağız. Namuslu insanlar meydanı boşaltırsa, başkaları doldurur. O yüzden mademki torlu yaşıyoruz. O halde taşın altına hepimizde elimizi koyacağız. Veya uzatacağız. Anca beraber, kanca beraber.

   Seçim bir yarıştır. Hem partiler açısından hem de adaylar arasında. Genelde belediye seçimleri, adayların partilerin önüne çıktığı, adayların daha etkin olduğu bir siyasi arenadır. Bu seçimde bazı garipliklere de rastlıyoruz. A partisinden aday olması gereken aday B partisinden, C partisinden aday gösterilmesi gereken bir kişi de D partisinden aday olabilmektedir. Aslında bu durum partiler arasında kesin çizgilerin azaldığının göstergesidir. Demokrasi kültürünün yerleştiğinin göstergesidir. Evet laiklikten taviz vermeyen bir C.H.P. nin çarşaf açılımı veya her mahalleye Kuran Kursu projesi bunun bir göstergesi. Nasıl olsa laiklik dinsizlik olmadığına göre, bütün inanç sistemlerine eşit mesafede durmaksa vatandaşın meyilleri nazara alınmalı. Aslında her mahalleye bir Kuran kursu yanında Cem evi de diyebilmeliyiz. Bu şekilde yaşadığımız toprakların gerçeğini ve mozaiğini göz ardı etmemiş oluruz. Realiteye ulaşırız.

   Kavgasız gürültüsüz bir seçim diliyoruz. Üç kuruşluk dünyada birbirimizin kalbini kırmamalıyız. Birbirimizin yüzüne bakacağız. Birlikte yaşıyoruz. İkinci bir Türkiye yok. Evet siyasi partiler nasıl anayasamızın vazgeçilmez unsurları ise, seçimde vazgeçilmez bir ögesidir. Oylarımızı kullanalım. Tercihlerimiz yapalım. Sandığa gidelim. Birbirimizi incitmeyelim. Kırıcı olmayalım. Sonunda Millet kazanacak. Nihayet Demokrasimiz karlı çıkacaktır.

Saygılarımla. 03/03/2009            Cihat ERDOĞ                                 Cihaterdog@Yahoo.Com     

 

SAYGIDEĞER BAŞKAN ADAYLARIMIZA...

MİSAFİR KALEMLER KÖŞEMİZDE UĞUR HIZARCIOĞLU'NUN KALEMİNDEN...

Çok değerli Tokat’ı seven saygıdeğer başkan adaylarımıza seslenmek istiyorum. Ben bir siyasi partiyi işaret etmiyor, taraf tutmuyorum. Tokatlı da değilim ama Tokat'ta yaşamaktan ve burada bulunmaktan onur, gurur ve mutluluk duyuyorum. Bu ile belediye başkanı olacak kişi rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu'nu örnek almalı. Vizyonu ve misyonu ile örnek olmalı. Belediye Başkanı olacak kişi seçildiği zaman resmi araçla açılıştan açılışa, yemekten yemeğe, anlamsız katılımlara eşlik etmekten ziyade bir gün çıkıp Sivas girişinden Turhal ya da Niksar çıkışına kadar yürümeli, yaya insanların ne çektiğini, kaldırımdan yürürken, karşıdan karşıya geçerken, ışıklarda beklerken, kaldırımlarda ne gibi labirentler kurulmuş, öğrenciler okul çıkışlarında ne gibi belediye hizmetinden yoksun olan olaylarla karşılaşıyor. Yağmur yağdığı an sular kanallara doğru değil de çukur buldukları kullanım alanlarına doğru nasıl gidiyor, nasıl insanlar perişan oluyor, Kaldırımda bulunan taşlar nasıl ıslak havada basınca paçalarımıza yukarı tırmanıyor, Kasaba görünümünde görüntü veren esnafın kaldırımları hatta dükkanlarının önündeki asfaltı bile nasıl haksızca gasp ediyor. Hep imalat edilirken kontrol edilen ekmeklerin sokağın ortasında kaldırımın üstünde. Tükürük kalıntıları toz toprak pisiliğin, esen rüzgarın taşıdığı pislikle nasıl yüz yüze  kalıyor ki, ekmek yıkanır, temizlenir bir gıda da değil, karpuz değil ki yıkayasın, üzüm değil ki yıkayasın, ekmek bu. Yalan yanlış dolapların içinde güya kapaklı camlı… Arkadaş camın olması yarar sağlamıyor, zaten yarıya kadar açık camı ya da kapısı. Esintide biraz önce maalesef (Tokatla özdeş olan yere sümkürmek, tükürmek)  falan abi tükürdü ve rüzgar aldı o pislikten kaldırımda duran ekmek dolabının içine yediğiniz ekmeğin üzerine kondurdu.  Hadi yıkayın, alın göreyim. Pislik ama gerçek arkadaşlar. Bipli laflar söylemeyin bana. Okuyunca az düşünün, bakın ki nasıl?

Bu memlekette 60 tane minibüs ve 250 tane pazarcı kardeşimi düşündüğünüz ve de düşüneceğiniz kadar o minibüste seyahat eden ve haksız muamelelerle karşılaşan öğrencileri, vatandaşı, pazarda alışveriş yaparken ne gibi zorluklar çekiyorsunuz diye sorulmayan vatandaşların da yaşadığını unutmayın. Seçim gezilerinde desteci ya da işte ne demek lazım bilmiyorum, beraberinde dolaştığı insanların acaba benim adayım seçilirse nereden bir benzinlik yeri, otel yeri ya da dükkân yeri kaparım, hangi satın almayı kaparım, kapaklarım düşüncesinde olanlarla dolaşmayan, Yönetimin çalışanlarını seçerken falancı filancı değil de  en azından benim kadar bu saydıklarımı düşünecek yardımcıları yanında bulunduran, siyasi parti başkanının piyonu olamayan,  herkesin başkanı olacak alçak gönüllü, iyimser, bizden sizden ayırımı yapmayan, ama en az ayda bir kez yukarıda belirttiğim gibi güzergahı yaya yürüyerek halk arasında dolaşan ve gören, gördüğünü anlayan bir başkan, Allah’ın yarattığı güzellileri bozmadan koruyan ( kavşakları boynunu bükmüş cılız renkli çiçeklerle değil kalıcı güzelliklerle) yaşatan başkanı ve ekibini Allah’ımdan Tokat'a nasip etmesini yürekten diliyor, saygılarımı sunuyorum. Ha eğer yalan söylediğimi, provoke ettiğimi düşünüyorsanız benimle yarım saat Tokat’ın içinde gezmeye varsanız, ben hazırım. Söylediklerimden bir tanesi yanlış olsun ben Tokat'ı terk edeceğim değerli başkan adaylarım.

Tekrar saygılarımı sunuyor, bu söylediklerimi akşam yatarken iki dakika düşünmenizi arzı istirham ediyorum. Eğer hakikaten Tokat sizin için önemliyse…02 Mart 2009

Uğur  Hızarcıoğlu                                                                                                         Kaynak:Tokat Gazetesi

 

NASIL  BİR BELEDİYE BAŞKANI İSTİYORUZ?!

Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN

(eyaman62@yahoo.com)

 

            Yine bir seçim arefesindeyiz. Ülkemizdeki seçimler, milletin memleketin hiçbir sıkın- tısı yokmuş gibi, âdeta bir karnaval havasında geçiyor. Zaman ve kaynak israfı almış başını gitmekte. Böylesi bir ortamda milletime, devletime karşı vicdanî ve millî görevimi ifa etmek ve aziz okuyucularla  düşüncelerimi paylaşmak istedim. Belki; milletimiz,  devletimiz ve demokrasimiz için düşünce seviyesinde de olsa küçük bir katkımız olur.

            Pek yakın bir zamanda, sandık başına gideceğiz ve düşüncelerimizi sandığa yansıtacağız. Acaba, nasıl bir yönetici seçeceğimiz konusunda, temel ilke ve ölçütlerimiz ne olmalıdır? Sandık başına rastgele düşüncelerle gidip oy(=düşünce) kullanamayacağımıza göre, ön hazırlığımız olması gerekmez mi? Yoksa, fanatik duyguların esiri olarak saplanıp kaldığımız ideolojik kalıpların etkisiyle “benim partimin adayı” kimse ona oy veririm diye mi düşünüyoruz?!

Bu yazıda benim temel yaklaşımım ne bir partiye yermek ne de bir adayı övmekle ilgili değildir. Değerlendirme ölçütüm, siyasî partiler ve başkan/meclis/muhtar vb. adaylarından önce seçimler ve adaylarla ilgili temel ilkelerdir. Hiçbir parti ve adayla ilgili ön yargımız yoktur. Asıl olan halktır ve bendeniz halkın duygularına tercüman olma gayretindeyim.

Türkiye’de  seçim sistemi ne kadar demokratiktir ve adaylar ne kadar ilkelidir? Elbette, aday olan insanların büyük bir kısmı, kendini her açıdan yetiştirmiş, deneyimli, bilgili ve geniş ufuklu insanlardır. Ancak; birçok adayın yarıştığı bir kulvarda en doğru adayı seçmek çok da kolay değildir. Bu sebeple, nesnel bazı ilke ve ölçütler kullanılırsa, yanılgı payı en aza indirgenebilir.  Seçeceğimiz adaylarda ne gibi özellikler aranmalıdır?

     

       Aday(lar);

 ☺ Her şeyden önce demokrat ve ilkeli;

 ☺ Eğitimli, bilgili ve geniş ufuklu;

 ☺ Deneyimli, hoşgörülü ve yönetim becerisine sahip;

 ☺ Devlet bürokrasisini iyi bilen, kurumları tanıyan;

 ☺ Dürüst, ahlâklı, kişilikli ve adil;

 ☺ İletişime açık, sevecen, güler yüzlü ve samimî;

 ☺ Halkla bağlarını koparmayan; seçim sonrası da ulaşılabilen;

 ☺ Liderin “adamı” olarak bir başka gölgeye sığınmayan;

 ☺ Halkı bütün olarak gören, birleştirici kişiliği olan;

 ☺ Kimsenin değer yargılarını siyasete alet etmeyen;

 ☺ Yöresi için somut plan ve projeleri bulunan;

 Yöresinin kalkınması için büyük yatırım ve istihdam öngören;

 Yerel ve genel yöneticilerle iş ve güç birliği oluşturabilen;

 Kişisel çıkarları için kamu malını peşkeş çekmeyen;

      …

Bu seçimlerin bir yerel seçim olduğunu asla unutmayalım. Benim önerim, yerel seçimlerde  karar verilirken ideolojik saplantılar yerine, yörenin özel durumu ve adayın eğitimi, ufku, nitelikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Partilerden çok adaylar tercih edilmelidir. Demokrasi, parti seçmekle değil; doğru insanı seçmekle yücelecektir. Diğer yandan da doğru insanı seçmenin hem bir vatandaşlık görevi olduğu hem de vebali bulunduğu asla unutulmamalıdır!...02 Mart 2009

 

 

TOKAT’a NASIL BİR MİLLETVEKİLİ

Tokatımız açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir...

Doç. Dr. Ertuğrul YAMAN    Gazi Üniversitesi /ANKARA

(eyaman62@yahoo.com)

            Bugüne kadar hiç siyasî yazı yazmadım. Ancak, şimdilerde milletime, devletime karşı vicdanî ve millî görevimi ifa etmek ve candan aziz Tokatlı hemşehrilerimle  düşüncelerimi paylaşmak amacıyla   kaleme sarıldım. Umulur ki milletim, devletim ve Tokatımızın huzur ve refahına düşünce seviyesinde de olsa bir katkımız olur.

         Bu günlerde memleketin genel manzarasına baktıkça ruhum daralıyor. Millet ve devlet meselelerinin; izzet ve ikbal uğruna, 3 tane oy uğruna politik rekabete alet edilmesi canımı sıkıyor. Varsa  yoksa  “partim, yandaşım ve çıkarım” gibi  bayağılaşmış anlayışlar, yüreğime ürperti salıyor. Ortalık toz duman; inanılmaz bir gerginlik, kıyasıya bir savaş! Aslında ülkemde iki güruhlu bir tiyatro eseri sahneleniyor. Küresel Sömürgeci Güçler, bütün toplumu iki zorunlu kutba ayırmak adına, yerli ve maharetli siyasî aktörler marifetiyle sürekli gösterimde kalıyorlar. Bu oyunda gerçekte iki zihniyet rol almaktadır.  Birincisi yol kesenler, diğeri ise rol kesenler…

Aslında her iki taraf da siyaset adına plan ve proje üretmek yerine, daha kolay bir yöntem olarak kavramlar üzerinden kavga çıkarmakta, tabir yerindeyse “atışmalar” ile zaman geçirmekteler. Tek ümidini kavgaya ve toplumsal gerginliklere bağlayanlar ateşle oynadıklarının, herhâlde, farkında değiller. Bu gerginlik ve çatışma anlayışı ile –belki- oylarını arttırabilirler, hatta iktidar da olabilirler. Lâkin, bu üslûbun halka ve memlekete vereceği zararlar nasıl telafi edilecektir?!

Milletin refahını ve devletin bekasını düşünmeden ortaya konan bu laf anlamaz, uzlaşmaz; külhanbeyi ve sokak üslûpları,  sade insanları politikacılardan daha fazla germektedir. Politik kimlikli bu insanlar, gerektiğinde bir araya gelebilirken onlar adına birbirlerine kin ve nefret duygularıyla dolan halk kitlelerini bir arada tutmak zorlaşmaktadır. Cehaletle siyasî fanatizm birleşince en yakın akrabalar ve dostlar arasında dahi düşmanca restleşmeler, kırgınlıklar ve hatta husumetler  yaşanıyor. Bu kör dövüşü, halkın hafızasında onulmaz yaralar açmakta ve halkı zorakî kutuplara itelemektedir. Bazı politikacılar, halkı ve devleti ciddiye almadan, gelecek nesilleri düşünmeden gelecek seçimleri düşünüyorlar. Oysa bugün Türkiye’nin ihtiyacı, politik kimlikli çıkarcılar değil; halkı ve devleti düşünen devlet adamlarıdır.

Herkesin daha sorumlu, sağduyulu, sakin ve hoşgörülü olması gerekmektedir. Söylenen her söze dikkat edilmeli, verilen mesajlar yalnızca “oy” almaya yönelik olmamalı, sonradan  pişmanlıkla  halka “oooy, oooy” dedirtip acı çektirmemelidir.

Çözüm, sükûnettedir. Karşılıklı anlayıştadır. Sakin olalım! Birbirimizi dinleyip anlamaya çalışalım. Bu devlet hepimizin! Devlet millet içindir. Devletsiz millet, milletsiz de devlet olmaz. Devleti olmayanın dini de olmaz. Kimse devletle milleti karşı karşıya getirmemelidir.

Tokat, Karadeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun adeta kesişme noktasında yer almaktadır. Tarım, hayvancılık, orman, turizm ve küçük sanayi bakımından büyük imkanlara sahiptir. Ne var ki bu yüksek potansiyel yeterince değerlendirilemiyor. Varlık içinde yokluk çekiliyor. Bunun sonucu olarak da hızla göç vermektedir.

Bu genel değerlendirmelerden sonra, Tokatımızın durumunu ele almakta yarar görüyorum. Burada değerlendirme ölçütümüz,  siyasî partiler ve vekil adayları değil, seçimler ve adaylarla ilgili ilkeleridir. Hiçbir parti ve adayla ilgili ön yargımız yoktur. Asıl olan halktır ve bendeniz halkın duygularına tercüman olmak istiyorum.

Türkiye’de  seçim sistemi ne kadar demokratiktir ve adaylar ne kadar ilkelidir? Bizce seçim sistemi, teoride demokratiktir; ancak, uygulamada demokrasi dışı birçok uygulama söz konusudur. Halkın iradesi yerine büyük oranda lidere yakınlık ve “sadakat” geçerli ölçüt kabul edilmektedir. Bu durumda vekiller ve vekil adayları kendilerini halka değil liderlere borçlu görmektedir. İkinci bir yanlışlık ise, savunulan görüş ve ideolojiler yerine Meclis’e bir yolunu bulup kapak atma düşüncesi ağır basmaktadır.Sözün özü demokrasi ve ilke, uygulamada zayıflamıştır.

Tokat’ı ve Tokatlıları  temsil edecek adaylarda ne gibi özellikler aranmalıdır:

  Her şeyden önce demokrat ve ilkeli olmalıdır.

  Tokat için somut plan ve projeleri bulunmalıdır.

   Tokat’ın kalkınması için büyük yatırım ve istihdam öngörmelidir.

   Tarım, hayvancılık ve ormanlara dair görüş ve önerileri olmalıdır.

   Eğitim, ulaşım, turizm ve özel sektör için önerileri olmalıdır.

   Yerel yönetimleri birleştirip sinerji oluşturabilmelidir.

   Tokat’la bağlarını koparmamış, halkın içinden birileri olmalıdır.

   Herhangi bir liderin “adamı” olarak ısmarlama aday olmamalıdır.

   İletişime açık, sevecen, güler yüzlü ve samimî olmalıdır.

   Tokat ilini bir bütün olarak gören, birleştirici birisi olmalıdır.

    Devlet bürokrasisini iyi bilmeli, kurumları tanımalıdır.

    Dürüst, ahlâklı ve adil olmalıdır.

    Kimsenin değer yargılarını siyasete alet etmemelidir.

     Kişisel çıkarları için Devletin gücünü kullanmamalıdır.

           …

Tokatımız açısından konuya baktığımızda, durum pek de iç açıcı değildir. Partili ve bağımsız  aday ayrımı yapmaksızın bu nitelikleri taşıyan kaç adayımız vardır? Gerçekten adayları halk veya halkı temsil eden delegeler mi belirlemektedir? Eğilim yoklaması, açık oy gizli tasnifle mi yapılmaktadır? Halk bu durumda nasıl sağduyulu karar verecektir? Yoksa zoraki önüne konan adayları mı oylayacaktır?!

Manzarayı umumiye budur! Peki olması gereken nedir? Benim önerim, bu seçimler için karar verilirken ideolojik saplantılar yerine, ülkenin genel durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Partilerden çok adaylar tercih edilmelidir. Demokrasi, parti seçmekle değil; doğru insanı seçmekle yücelecektir.

Bundan sonraki seçimlerde yukarıdaki ilkeler çerçevesinde, parti ayrımı yapmadan, adaylar, yalnızca delegelerin değil, öncelikle halkın temayülü göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Yani, öncelikle geniş halk kitlelerince anket vb yollarla Tokat’ı temsil edebilecek adaylar belirlenmeli; daha sonra bu adaylar partilerini tercih etmelidir. O takdirde hem halkın iradesi seçimlere yansımış olur hem de siyasete kalite kazandırılır. Böylelikle, “ısmarlama” ve “sadakatli” adaylar dışlanmış olacaktır.

Değerli Hemşehrilerim, sonuç olarak  bağırıp çağıran “politik”lere, “fanatik”lere pirim vermeyelim. Değerlerimiz ve kavramlar üzerinden siyaset yapanlara dur diyelim. Bizden “oy” isteyenlerden bizler de Tokat için plan ve projelerini isteyelim:  Laf değil, icraat isteyelim. Kavramlar değil, plan ve projeler yarışsın ve onlar oylansın. Uygar dünyada plan, proje ve hizmetler yarışır ve oylanır.   Düşünelim taşınalım ve oylarımızı (düşüncelerimizi) ona göre yönlendirelim. Bizim için, Tokat için, Türkiye için, İslâm âlemi için, Türk Dünyası için, bütün insanlık ve evren için… Kısacası, geleceğimiz için, “birlik ve dirlik” için başkalarının değirmenine su taşımayalım. Son sözü bilgelere bırakalım: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım!”. “Sahipsiz memleketin batması haktır,  sen sahip çıkarsan bu memleket batmayacaktır.”

         Biz, Tokat halkına hizmete talip olan bütün adaylarımızı, candan kutluyor, hayırlı hizmetlere vesile olmalarını diliyoruz. Bu seçimlerin memleketimiz ve Tokatımız için hayırlar getirmesini temenni ediyor, bütün adaylara bu kutlu yarışta başarılar diliyoruz. Ayrımız gayrımız yok! Her türlü güzel hizmet halkımız ve Tokatımız için olsun!   15/06/2007

 

HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ DEĞİL                                                 

Her şey yerli yerinde duruyor gözükse de, bir şeylerin noksanlaştığı veya eksildiği ortada. Nasıl vücudumuz iki yılda tamamen yenileniyor, değişiyorsa yeryü­zündeki insanlar da değişiyor. Gelen gidi­yor, gidenin yerine yenileri geliyor. Ahiret harmanına devamlı hasatlar gönderiliyor. Şairin dediği gibi aynı akarsuda yıkansan da, yıkandığın su aynı akarsu değil. Giden takvim yaprakları geri dönmüyor. Kâinatta daimi bir yolculuk var. Gerçi üzülmek, çır­pınmak da bir şeyi değiştirmiyor. Engel ol­ma güç ve kuvveti yok O diledikten sonra bütün dünya susuyor, emrine uymak zo­runda kalıyor. Karşı koyacak O’ndan büyük güç yok ki. Eyvallah demekten başka, kabullenmekten başka çıkar yol yok.       

Taş yerinde ağır mesabesince, ayrılıklar kimi insanı daha çok etkiliyor. Tahammül sınırlarını zorluyor. Başkasına akıl veren, sa­bır tavsiye eden insan aynı akıbet başına gelince bocalıyor. İsyan sınırlarına dayanı­yor. Hal1buki insanlığın acizliği, hiçliği, zaval­lılığı Allah’a dayanma gereği, ancak O’ndan yardım isteme, ancak O’na dayan­ma ihtiyaç ortaya çıkıyor. Hiçbir §eY yapa­mamanın acizliği ile, annenin tokadından kaçmak için yine onun kucağına atlamak gibi. Bizler de acizliğimizden Mutlak Güç sahibi olan Allah’a dayanmak, andan yar­dım istersek zorunda ve durumunda kalı­yoruz. Başka çare yok. Başka Çıkış yolu yok. O’na sığınmak. O’ndan geldiğimizi yi­ne O’na döneceğimizi akıl etmek. İdrak et­mek. Hani Peygamberimizin (asm) o kadar övdüğü ve mirastan pay alacak diye korku­lan komşular olmasa... O elleri öpülesi, var­lıkları ile bizlere dayanak olan o müşfik in­sanlar... Akrabadan önce senin yardımına koşan vefakar insanlar... Batıda örneği gö­rülmeyen bu dostluklar insanı hayata bağlı­yor. Bir de manevi kardeşlikler. Nesep kar­ deşliğiı1den de öte olan bu birliktelikler yok mu?.. İşte ahiretten yansıyan, Cennetten nemalanan görüntüler! Aynen altından ır­maklar akan söğüt dalları altında oturup sohbet eder gibi... Manevi iklimin ferah Or­tamında, üzüntülerimizi ferahlaştıran, ilk yardımımıza koşanlar, cenazemize el atan­lar, teselli için didinenler... Hep onlar. Aynı~er. Aynı eller. Aynı sözler.

İşte o zaman anlıyor insan, ecdadın ‘Ev alma, komşu al’ sözünün gerçekliğini, doğ­ruluğunu, lüzumluluğunu. Akrabadan da öte... Zaten akrabadan çok onların yüzünü görürsün. Aşina olduğun bu yüz. Gülen, derdine ortak olan, derdini paylaşan yükü­nü hafifleten insandır.

O zaman insanların sosyal varlık olduğu­nu algılıyorsun. Birlikte yaşamak zorunda olduğunu fark ediyorsun. Birlikten güç doğ­duğunu paylaşımın yükü hafifleştirdiğini fark ediyorsun. Elhasıl, insan aciz, insan fa­kir. İnsan o kadar muhtaç ki diğer insan1a­ra... Birden Sahibüzzaman'ın sözünü hatırlı­yorsun. "Zaman cemaat zamanı" diye hay­kırışını düşünüyorsun. Sessizce 'evet, ne­am' diyebiliyorsun.12/04/2007

Cihat ERDOĞ    cihaterdoğ@yahoo.com

 

Turhal Milliyetçiliği

Cihat ERDOĞ

            Çoğumuzun doğduğu ve doyduğu yer. Fakat maalesef Turhal'a sahip çıkma konusuna gelince zayıf kalıyoruz.

Şehrimizde bir tane 4 yıllık fakülte niçin olmasın. Hatta iki tane isteriz. Resmi dairelerimiz niçin kendi binalarında faaliyet göstermesin. Bu durumların burada yaşayan insanlara faydası mı olur? Yoksa zararı mı? Bilemiyorum. Arkasında ne gibi hesaplar yatıyor. İki yıllık fakültelerden birinin Tokat'a götürüldüğünü duyunca şok olduk. Tokat'tan milletvekilleri çıkan zevat, yarın Allah'ın huzuruna ne yüzle çıkacaktır. Onlar sadece Tokat merkezinin mi milletvekilleri oluyor. Dökmetepe Yatılı Bölge Öğretmen Lisesi Tokat merkezine kaydırılıp yerine YIBO açılmakla mesele hallolur mu? Veya yapanların veya vesile olanların vicdanı rahat mı? Yattıklarında rahat uyuyabiliyorlar mı? Buralar vatan toprağı değil mi? Bu nasıl zihniyet, yabancı ülkelerin Türkiye'ye sporda yaptığının aynısını Turhal'a yapmakla elinize ne geçiyor.

46 ilden büyük olan bir şehir ( ilçe demeye dilim var mıyor ) İl yapılmamakla en büyük haksızlık yapılmaktadır. Turhal'la ilgili kitabı bastırırken. İl gibi ilçe yerine İlliği gasp edilmiş ilçe tabirini kullanmak istemiştim. Basımevi görevlileri, ifadeyi sert bularak değiştirmemi tavsiye etti. Ben de istemeye istemeye, tecrübelerine güvenerek kabul ettim. Fakat gerçek ortada, yani görülen bir haksızlık var. Bariz bir şekilde sırıtıyor ve insan olanları rahatsız ediyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde iken Turhal'a Milli Eğitim Yayın evi açtırmıştık. Türkiye'de sadece 6 ilçede açıldı. Beşi il oldu. Sadece Turhal kaldı. Zaten 2006 da da Milli Eğitim yayınevi kaldırıldı. Sivas'a nakledildi. Bizim zamanımızda birde Milli Eğitim Sağlık Merkezi açılmıştı. O da 2006 yılında Sağlık Bakanlığına geçti. Neyse ki Üniversite imtihanı ve Orta Öğretim Parasız Yatılı imtihanları devam ediyor. Onu da Şükürler olsun Allah'a bizim zamanımızda başlamıştı. Herneyse. Anadolu Öğretmen Lisesinden dolayı ilgilileri tebrik ediyorum. İnşallah birde Otelcilik okulu açılır da, öğretmen evi de uygulama alanı olarak, sevgili öğretmenlerimize güzel bir hizmet sunmaya vesile olur.

Türkiye'nin ilk dört fabrikasından birini İnşa edeceksin, Kurtuluş Savaşında aktif bir rol üstleneceksin, sonra sahipsizliğe itileceksin. Şehrin fil şehri, emekli şehri olacak. Ortasından Yurdumuzun ikinci büyük nehri Yeşilırmak akacak. Yemyeşil bir ilçe. Suyu güzel. Havası güzel. İklimi çok mutedil. çevreye şehrimizden 20 gün sonra yaz gelir. Kışın Hamide boğazı, Çengel boğazı ve Kaz ova’yı aşınca hemen iklim soğur. Şehir merkezinde yağan kar pek yerde kalmaz. Eskisi gibi Bal bardak armudu ve kokulu kavunu olmasa da, yine de meyvesi ve sebze si boldur ve de ucuzdur. Elma, armut, üzüm, kavun karpuz, domates, patlıcan ve biber, madımak bol ve lezzetlidir.Allah vermiştir. Herhalde cennet ya altındadır ya da üstündedir.24/04/2006

Cıhat erdoğ @ yahoo com


 

 

Cafer ÜRETİR

TURHAL'LI OLMAK VEYA OLAMAMAK

Günümüz insanı oradan oraya koşuşturup duruyor. O ülke senin bu şehir benim. Nerede karnını doyuracak bir yer bulmuş, oraya yerleşmiş. Yerleşmiş yerleşmesine de bir türlü geldiği yeri unutamamış. Çünkü doğduğu toprakları, çocukluk günlerinde oyun oynadığı mekanları, arkadaşlarını bir türlü unutup, memleket hasretini içinden söküp atamamış. Doğduğu yerde iş bulamamış, doyduğu yere gitmiş. Bu şekilde Turhala da onlarca insan gelip yerleşmiş.
1892 yılında Belediyelik olan Turhal 1930'lu yıllara kadar küçük bir yerleşim yeri imiş. Her hangi bir sanayi tesisi olmadığı için halkı tarım ve hayvancılık ile uğraşırmış. Türkiye nin en uzun ırmaklarından olan ve şehrin içinden geçen Yeşilırmak yağışlar fazla olunca taşkınlara sebep olurmuş, Almus barajı yapılıncaya kadar.
Yeşilırmak'ın ilçeden geçmesi ve Kazova'nın burada olması avantajı ile 1934 yılında Şeker Fabrikasının Turhal'da faaliyete geçmesi şehrin kaderini iyi yönde çok etkilemiş..
Şeker Fabrikası ile birlikte hızlı bir ekonomik gelişmenin yanında hızla şehirleşme başlamış. Dışarıdan göç alarak kısa zamanda büyük nüfuslu bir ilçe olmuş. Olmuş olmasına da bir türlü birlik beraberlik içerisinde olamamış. Buraya gelip yerleşen insanlar buradan ekmek yeyip, su içmelerine karşılık ben Turhal'lıyım dememişler. Nereden geldiyseler orayı unutmamışlar. Bu kadarı normal ama, bu kişiler seçim olmuş memleketlerine gitmişler, nüfus sayımı olmuş memleketlerine gitmişler. Turhal da kazandıklarını götürüp memleketlerinde yaşayan diğer insanların hizmetine sunmuşlar. Seçimler de birlik beraberlik sergileyemedikleri için, kendilerini temsil edecek bir kişi seçememişler. Tokat'ın en küçük ilçeleri bile vekillerini seçmelerine rağmen.
Kimse kimseye doğduğu yeri veya aslını unut ya da inkar et demiyor. Yaşadığın yere, faydalanacağın hizmete sahip çık diyor. Çünkü sen benim faydalanacağım hizmete ortak oluyorsun, bu hizmete katkı yapmağa gelince götürüp başka yerlere veriyorsun. Böyle şey doğru olur mu, olmaz. Doğru olan doğduğun yer değil, doyduğun yerdir.
Bugün Turhal'ın nüfusu yüz bini geçmesine, 45 ilden büyük olmasına rağmen, pek adı şanı duyulmaz. Nedenini yukarıda bahsettim. Turhal da yaşayıp Turhallı olamamak. Sesimizi duyuracak bir vekilimizin olmaması.
Bizimde için de bulunduğumuz Karadeniz bölgesinde, gerek başka bölgeler de Turhal'ın 1/4'i kadar küçük küçük ilçeler var, sesleri Turhal dan çok çıkıyor. Turhal'dan daha çok hizmet alıyorlar. Devlet imkanlarından daha fazla yararlanıyorlar. Siyasi Partiler de, Hükümette, Mecliste hep söz sahibiler. Lafa söze gelince yüz bin nüfusumuz var diye övünüyoruz ama, mecliste bizim sesimizi duyuracak, sorunlarımızı aktaracak bir milletvekilimiz bile yok.
Böyle emanet Turhallı olmak nereye kadar sürecek. Artık kendimize gelelim. Aslınız nereli olursa olsun, nerede doğarsanız doğun, bunu unutmak veya içinizden silip atmak asla mümkün olmaz. Bunu kimse de beklemez zaten. Ancak siz artık falan yerden gelen Turhallı'sınız. Böyle olmalısınız ki birlik olalım, beraber olalım, güçlü olalım. Bizim de sesimiz çıksın. Bizim de sözümüz dinlensin. Bizim de vekillerimiz, hatta bakanımız olsun. Bize de hizmet gelsin.
Tokat GOP. Kampüsü bize 35 km., neden bir Fakültemiz yok. Turhal da her türlü imkan ve altyapı var. Peki neden yapılmıyor. Nedeni sahibimiz olmadığından.
İnşallah bundan sonra birlik beraberlik içerisinde hep beraber sağcısı, solcusu, A partilisi B partilisi, A memleketlisi B memleketlisi olarak Turhal milliyetçisi olur, sesimizi duyururuz. Sağlıcakla kalın.01/04/2006

Yavuz Ömer ŞENEL
Sosyolog

Türkiye' deki illerin dörtte birinin merkez nüfusundan daha büyük bir nüfusa ve ekonomik dinamizme sahip bir şehir, aktif siyasette neden sınıfta kalır?



TURHAL

SiYASETTE SINIF ATLAR mı?


Bir sosyolog ve gazeteci olarak nüfusu neredeyse Tokat'ımız kadar olan pek çok Anadolu şehrinde hangi siyasi partiden olursa olsun milletvekili sıralamasında il merkezinin ardından büyük ilçelerin etkin olduğunu gördük. Ne yazık ki bu temayül benim doğduğum ilçem Turhal' ın siyasilerinin bi haber bırakıldığı bir gerçek sanki.
Örnek mi? Üniversite tahsilimi tamamladığım Kütahya, her biri Turhal nüfusunun yarısından daha az nüfusa sahip olmasına rağmen Tavşanlı, Gediz ve Simav mecliste kendi yöre insanları tarafından temsil ediliyor.
Sorunların aşılması ve hizmet akışının bürokrasiden en kolay şekilde arınmasının yolu bu.
Kütahya'yı şehrimiz Tokat' a emsal görüyorum. Çünkü Kütahya da genel nüfusuyla Tokat' a eşdeğer bir nüfusa sahip. Çünkü Kütahya da bir üniversite şehri. Çünkü Kütahya da Cumhuriyet dönemi öncesinde Tokat gibi tarih ve kültür merkezi. Bugünse bu eksikliğini kapatma mücadelesi veren şehirlerden biri.
Ayrıca Tokat da, Kütahya' da sınırları tam çizilemediği için hastalıklı bir çocuk olarak doğan teşvik kapsamı içensinde.
Kütahya Şeker Fabrikası Satıldı, Turhal Şeker Fabrikasına da sıranın gelmesi yakın.
Sözün özü şu: yaşanan krizler sonrasında devletten gelecek çok büyük katkılarla şehirlerin kaderlerinin değişmesi anlayışı ortadan kalkmıştır. Bundan sonra şehirler kendi öz değerleriyle kendi yağıyla kavrulmanın gerekliliğini fark etmek zorundadır. Bu
konuda başarılı olunabilmesi için de o şehrin Ankara' da mutlaka siyasi bir ayağının bulunması olmaz ise olmazdır.
Bu noktada benim Turhal'mın siyaset ayağı eksiktir. Koltuk değneği ile ayakta kalmak zorundadır. Zaten o aksaklık olmasaydı şehir merkezine bu kadar yakın olunmasına rağmen üniversitemizden bir fakülte kopartma ve Turhal' i bir üniversite şehri yapma noktasında boynumuz bükük kalmazdı. Turhal son 10 yılda belediyecilik alanında gösterdiği atılımı Ankara' da temsil edilme noktasında da gösterebilirse gelecek nesillerinde hayatı güvence altına alınacaktır.
Bayramınız kutlu olsun. Saygılarımla.2006

Bu sitedeki bilgi ve belgeler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 

ANA SAYFAYA DÖN.