|
Kesikbas Camii ve Türbesi
Asıl adı
Şeyh Abdullah Efendidir. Türbesi Kesik baş camiinin yanındadır. Sahabe olduğu
rivayet edilir. Muaviye zamanında İstanbul'un fethi için Anadolu'ya gelmiştir..
Bayat ve Kuytul köylerinin geliri ona bırakılmıştır. Camii H.1172/M.1759 yılında
Yeşil ırmak kavsi içine inşasına başlanmıştır.. Büyük kubbe ve cami 1172 de
inşa edilirken, küçük kubbeler ile minare 1180 yılında inşa edilmiştir. Aynı
yıl yani H.1180/M. 1767 kadınlara mahsus bölüm(Kadınlar Mahfili)yapıldı. Aynı
İstanbul'daki büyük-Selatin camilerdeki Hünkar mahfilleri gibi Cami içine bakan
tarafına pencerelere kafes kondu. Doğu tarafındaki bu ilave üç basık kemer
üstüne oturtuldu. 1939 depreminden sonra da, duvarları yarıldığı için tamir
görmüştür. Turhal girişindeki ana köprünün yanındadır. Türbe ise caminin batı
duvarına bitişiktir. Türbenin cami içine açılan bir kapısı mevcuttur. Tarihi
bir hüviyet taşıyan, taş çerçeveli ahşap kapı büyük bir sanat şaheseridir.
Gerek ahşap kapı da gerekse taş çerçeve kabartma ve oyma süslerle bezenmiştir.
(Fakat günümüzde ahşap kapının yerinde sacdan yapılmış bir kapı mevcuttur.
Hırsızlar ahşap kapıyı açmak için kırmışlar, güzelim sanat şaheseri yok
olmuştur.) Bu ara kapı üzerindeki kitabede cami ve türbenin Şeyh Hacı Mustafa
Efendi tarafından yapıldığı yazılıdır. İnşaatla ilgili iki kitabe daha
mevcuttur. Yani toplam üç kitabe bulunmaktadır. Diğer iki kitabeden ikincisi
minare girişinde, üçüncüsü ise ana giriş kapısının üstündedir. (Camiye kuzey
girişinde ilave bölüm yapıldığı için ana girişteki kitabe içeride kalmıştır.)
Camiden türbeye, iki küçük kubbeli sahan ile geçilir. Bu geçiş bölümünde üç
adet dor nizamı sütun mevcuttur Dor sütunları erkeği ve gücü simgelemektedir.
Camideki Maşallah yazısı da çok güzel sitilice edilmiştir. Orijinalleri minber
çıkışının üstünde, birde caminin ana girişindedir. Minare bitişiğinde, girişi
iç sahandan yapılan çilehane mevcuttur. Caminin kubbesinin bağlantı
kasnağında her yönde üçer adet olmak üzere 12 adet kemerli pencere mevcuttur.
Bu pencereler caminin aydınlatılmasını sağlar. Kubbe kasnağının alt kısmında
kuzey güney yönünde 2. sıra : 3'er adet kemerli pencere daha mevcuttur. Caminin arsası 2018 m2, iç
alanı 510 m2 olup, 1000 kişi aynı anda namaz kılma kapasitesine sahiptir. Türbe içindeki sandukalarda;
Kesikbaş Şeyh Abdullah Efendi(Kıble tarafı), yanında bir horasan ereni, (Büyük
ihtimalle Lengeri Baba) onun yanında hizmet karı bayan, onların yanında
hanımları ile Şeyh Mustafa Efendi yatmaktadır. İki küçük sanduka da da Şeyh
Mustafa Efendinin çocukları yatmaktadır. Türbe 1978 de onarım görmüştür. Ayrıca
türbede kapalı cam bir ayaklı dolapta Kesikbaş hazretlerinin cübbesi, kemeri ve
tespihi mevcuttur. Devamlı yanında durup cenaze
namazı kılmamıza rağmen çoğumuzun bilmediği, cami altında galeri mevcuttur.
Demir kapı ile korunan bu tünelle yeşil ırmağın altından karşıya geçilmektedir.
Caminin kıble tarafında yer alan bu tünel girişi, merdivenle aşağıya inerek
demir parmaklık arkasından seyretmemiz mümkündür. Günümüzde güvenlik sebebi ile
giriş kısmının hemen akabinde duvar örülerek kapatılmıştır. ana camii altında
yer almaktadır. Eskiden cami çıkışında,
kuzeydoğusunda bir hamam kalıntısı mevcuttu. Zeminden aşağıda kalmıştı. Kubbesi
yol hizasında idi. Bu yüzden rahatlıkla kubbe pencerelerinden içerisi
gözetlenebilirdi. Belediye başkanlarında Raif bey orada tavşan beslerdi.
Çocukken gidip seyrederdik. Ücretsiz hayvanat bahçesi idi. Bugünkü kesikbaş
kavşağının genişletilmesi veya çevre tanzimi sırasında yıkılmıştır. Yine Kesikbaş çevresindeki
tarihi yapılardan Hükümet binasından bahsetmek istiyorum. Caminin doğu
tarafında iki katlı ahşap bir bina idi. Yıkılmasından önce bir süre de Mehmet
Akif İlkokulu olarak hizmet vermiştir. Bu şekilde Turhal'ımıza ait eski tarihi
yapılar bir bir yok edilmiştir. Turhal'ın yerleşimi çok eski diyince. Tarihi
yapı niye yok sorusu soruluyor. Fakat bilinçsizce bu tarihi yapılarda yok
edilerek tarihle bağlantımız kalmamıştır. Kesikbaş ile Turhal ismi
arsında da irtibat kuranlar vardır. Kesikbaş çarpışırken şehit düşen insanın
vücudundan ayrıldıktan sonra, yuvarlanmış Dur-gal diye bir nida ile
durdurulmuş. Turhal ismi buradan gelmektedir. Dur-gal telaffuz edile edile
Turhal halini almıştır.
2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılmış, cami
giriş kapı yerleri değiştirilerek yeniden düzenlenmiştir.
MERKEZ CAMİİ
Merkez Camii inşaatına 1985
yılında kurulan Vakıf kanalıyla başlanmış ve
bütün masrafları halkımız
tarafından karşılanarak 1992 yılında ibadete açılmıştır. Mimarı Zileli Ömer ERYILMAZ'dır. Caminin kuruluş alanı 6220 m2, oturum alanı 1760 m2, Caminin
kullanım alanı 500 m2'dir. Alt katında bulunan 62 adet işyeri üzerine inşa
edilen cami 5 katlı bina yüksekliğindedir.Caminin 1'i büyük Ana kubbe, 8'i küçük
olmak üzere 9 kubbesi olup, 12 ana direk üzerine kurulmuştur. Büyük kubbesinin
yüksekliği 27 metredir.Caminin küçük kubbelerinin örttüğü arka ve yan kısımlara
asma katlar yapılmıştır.Bu katlara cami avlusunda her iki yanda bulunan
merdivenlerden çıkılmaktadır. Caminin doğu, batı ve kuzeyinde bulunan 3 ana
kapısının haricinde bir de görevlilere ait bölümde olmak üzere 5 kapısı
mevcuttur.Caminin bulunduğu kattaki avlunun ortasında küçük bir şadırvan olup, etrafı yine küçük
kubbelerle çevrilmiştir.Camiye kuzey kısımda bulunan her iki yönden çıkılabilen
iki kademeli merdivenlerle çıkılmaktadır.Cami içerisinde ve avlusunda aynı anda
2000 kişi namaz kılabilmektedir.Caminin batı kısmında bayanların namaz
kılacakları ayrı bir bölüm de mevcuttur. Caminin iç
mekan duvarları çinilerle kaplıdır.Duvarlar da ve Mihrap kenarlarında kurandan
ayetler içeren hat sanatı ile şekillendirilmiştir.Minber, Mihrap ve Kürsü
değişik figürlerde mermer ile yapılmıştır.
Caminin ısıtılması zemine döşenen sıcak su boruları ile yapılmakta olup, salon
tipi klimalarla da desteklenmektedir. Caminin doğu ve batı yönünde yerden yüksekliği
56,5 metre olan,
3 şerefeli 73 er basamaklı çok zarif iki minaresi bulunmaktadır. Turhal'ın bütün köy kasaba
ve merkezinde bulunan camilere ezan ve vaazlar merkezi sistemle bu camiden
yayınlanmaktadır. Caminin batı kenarında bulunan
avlu girişinde 202 m2 alana kurulu bay-bayan yeraltı tuvaletleri, banyosu,
bay-bayan abdest alma yerleri vardır.
Avlunun ortasına 2006 yılında H.Hüsamettin ALPAT hayrına, 12 direk üzerine
oturtulmuş, mermerden büyük
kubbeli, 24 musluklu şadırvan inşa edilmiştir. Şadırvanın
ve yeraltı tuvaletlerinin de bulunduğu bahçe zemini beton parke ile döşenmiş,
bahçeye oturma bankları yerleştirilmiş, yeşil alanlar çimlendirilerek
ağaçlandırılmıştır. Bu alana cenaze namazları kılınması için 3 adet musalla taşı
yerleştirilmiş ve üzerleri muhafaza altına alınmıştır.
Caminin bahçesine şadırvan sonradan ilave edildiğinden dolayı, cami girişi ile
kopukluk gözlenmiş ve ayrıca mevcut merdivenlerinde bilhassa Cuma ve Çarşamba
günleri aşırı yoğunluk görüldüğünden dolayı şadırvan yanında caminin batı
kısmına iki yönden çıkılabilen geniş merdiven inşa edilerek 2010 yılı başında
hizmete sunulmuştur.
Ulucami ( Camiikebir)
Varvara tarafından yapılmıştır. Varvara Rum kale
kumandanının kızıdır. Battal Gazi kaleye esir düşünce, ondan etkilenerek
Müslüman olmuştur. Battal Gazi sesli olarak zindanda devamlı Kur'an okur ve
namazını kılardı. Varvara Müslüman olduğunu gizleyerek. Babasından kilise
yapımı için izin ister. Amacı cami yaptırmaktır. İnşaat bitiminde babası
kontrole gelir. Bir bakar ki ne görsün kilise yerine cami yükseliyor.
Kızgınlıkla kızına kılıcını sallar. Yaralan Varvara sürüne sürüne (vara vara)
oradan uzaklaşır. Varvara suyunun çıktığı bölgeye gelince ruhunu teslim eder.
Öldüğü yerden bugünkü Varvara suyu ve gözeleri-kaynakları çıkar. Cenazesini de
yanındaki tepenin zirvesine defnederler. Tepenin ismi de bundan böyle Varvara
tepesi adını alır.
Cami 762 m2 arsa üzerine yapılmış olup, iç alanı 450 m2'dir.İbadet kapasitesi de
600 kişidir. Zaten caminin yapılış planına
bakıldığında farklı bir plan uygulanmıştır. Şöyle ki; genelde camilerin yapılış
planına göre, ana giriş kapısı kıblenin, mihrabın karşısındadır. Yani
kuzeydedir. Hâlbuki bu caminin giriş kapısı diğerlerinden farklı olarak batı
taraftadır, yan kısımdadır. Aynı kilise mimarisinde olduğu gibi. Caminin tamiri ise Emir İshak
tarafından M.950 / H.1530 tarihinde yapılmıştır. İshak Bey, Kanuni Sultan
Süleyman'ın komutanlarındandır. Turhal'a Abaza Mehmet Paşa'nın cezalandırılması
için gelmişti. Caminin bakımsız durumunu görünce tamir ettirmeye karar verip,
tamir ettirmiştir. Bu konudaki kitabe caminin iç giriş kapısının üzerindedir.
Yanına ilave bölüm yapıldığı için kitabe içeride kalmıştır. Çukurda kaldığı ve zeminden su
çıktığı için, H:1319/M: 1802 yılında zemin toprakla doldurulmuştur. Almus
barajı yapılana kadar Yeşilırmak sık sık taşardı. Ekili alanlara ve yerleşim
yerlerine çok zarar verirdi. Taşıdığı zaman Ulu caminin duvarının dibine kadar
ulaşırdı. Yeşilırmağın taşması son bulduğu için günümüzde tekrar eski haline
getirilmiştir. Bugün ana camiye girmek için merdivenle aşağı doğru inilerek
girilmektedir. Ana caminin arkasındaki asma katta kaldırılmıştır. İki kubbelidir. İkişer basık
kemerle doğu-batı yönünde genişletilmiştir. Cami girişindeki bölüm sonradan
ilave edilmiştir. 1939 depreminde ( halk arasında büyük zelzele denir)
minarenin şerefe üzeri yıkılmıştır. Şerefe tamir edilirken biraz da
uzatılmıştır. Turhal'ın en eski camisidir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında camide atlı askerler ağırlanmıştır.1951 yılında
tamir edilerek tekrar ibadete açılmıştır.
2006 yılında Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından restorasyonu yapılarak tekrar hizmete sunulmuştur.
Kova Mahallesi Camii
Kova
Mahallesi camii Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. ( 1300 'lü yıllarda) Cami
içinde çocuk okulu bulunmakta idi. Turhal'ın eski yerleşim yerlerinden aynı
isimli mahallede, kale mezarlığının yanında bulunur. 700 yıllıktır. Kurulum
alanı 180 m2, iç alanı 150 m2'lik ve 200 kişilik hacimli camii ahşaptır. Minber de ahşap ve adedir.
Mihrabın karşısında ahşap asma kat bulunur. Günümüzde güvenlik sebebi ile
minaresi yıkılmıştır. Camide modern bir şekilde kale ve mezarlık eteğine yeniden
inşa edilmektedir. Tarihi ve ahşap camii zaman zaman tamir görmüştür.
YENİŞEHİR CAMİSİ (Çifte minare)
Fevzi Çakmak Mahallesinde Zile
yolu kenarında 1500 m2 arsa üzerinde inşaatına 1965 yılında başlanmış ve 1970
yılında ibadete açılmıştır. İç alanı 400 m2'dir. Mimarı İnş.Yük.Müh.Ömer
KUNTAY'dır. İbadet alanı 600 kişiliktir. Taş duvar görünümlü, çifte minareli, klasik
Osmanlı mimarisi betonarme karkas, tek kubbeli olarak inşa edilmiştir. Avlusunda
yeraltı tuvaleti ve üzerinde kubbeli şadırvanı bulunmaktadır.
Medrese
Ulucami ile Kız Kur'an Kursu
arasında idi. Bugünkü park ve tuvaletin olduğu yerde. Her odasında 4-5
öğrencinin kaldığı 7 odadan meydana gelmekteydi. Yağmur duası ve namazı ile
cenaze namazları burada kılınırdı.Cuma namazları da burada eda edilirdi. Eski
Turhal'ı düşünürsek, şehrin tam orta yerinde idi.
M.1898/H.1315 yılında
medreseye 9(dokuz) oda ilave edildi. Medresenin bahçesinin sulanması içinde
Yeşilırmak üzerine bir dolap yapılmıştır. Bahçenin içerisinde dört köşeli çeşme
ile fıskiye bulunuyordu. Şikâyet üzerine dolap kaldırılmıştır. H. 1327/M.1909
yılında medrese öğrencilerinin de askere alınması ile öğrenci sayısı azaldı.
Seferberlikte medrese ve Ulu camiye hayvan bağlanmıştır.
H. 1339/ M. 1909'da tavanı
alınıp, Kesikbaş camiinin tamiri için kullanılmıştır. Tavansız bina da
çürümüştür. Enkaz açık artırma ile satıldı. Daha sonra da arazi Rumeli
göçmenlerinden, mübadeleye tabi Arnavut bir aileye verilmiştir
Yararlanılan Kaynak: İL GİBİ İLÇE TURHAL KİTABI
Katkılarından dolayı eski Milli eğitim
Müdürlerimizden Araştırmacı Yazar Cihat ERDOĞ'a teşekkürü bir borç bilirim. Cafer
Üretir |
|
|
|
|
Şeyh Mustafa Camii ve tekkesi (Kesik baş)
Mehmet Dede Türbesi : İlhanlı eseridir, 1312 yılında yapılmıştır. Mubariz Bin Mehmet yatmaktadır.
Ahni Yusuf Türbesi: 1324 yılında İlhanlı döneminde yaptırılmıştır. Semerciler'in Piri Yusuf yatmaktadır.
Dazya köyü (Dazimontis): Kazova´da bulunan önemli bir tarihi alandır. Burada 1370 yılında Ertena Beyliği döneminde Abdullah Bey tarafından yaptırılmış bir cami bulunmaktaydı. Çok eski çağlara ait bir yerleşme merkezidir. Çevreye yayılmış pek çok tümülüslerden en önemlisi DÖKMETEPE´dir 1938 yılı müze kayıtlarına göre burada at heykeli çevreye yayılmış seramik eşya,sütun, başlık ve parçaları Horasan temeller ortaya çıkmıştır. ENDÜZ tümülüsünde 1948 yılında Tokat Müzesi tarafından yapılan kazılarda Helenistik çağa ait eserler bulunmuştur. Asarkaya köyünde yapay mağaralar ve mezarlar , Asarcık, Dereköy ve Beyobası'nda Latince ve Yunanca yazılı kitabeleri, Emir Seyit ve Mercimek Dağı civarında kaya mezarları vardır. Komana'dan kaçan Hıristiyan halkın, ilk yerleşme alanlarından biri Dazya köyüdür.
|
|
AHİ YUSUF
Semercilerin piridir. Amasya yolunda, Erkek Kuran Kursu binası arkasındadır.
Hem tekkesi hem de yatırı bulunmaktadır. Vefat tarihi: H.723/M.1324 'dür. Bu
tarih türbenin doğu girişindeki giriş kapısı üzerindeki kitabede mevcuttur.
Turhal'a H.701/M.1301 yılında gelmiştir. Tekkesinin önünde imarethane (Aşevi)
yaptırarak, fakirlerin istifadesine sundu. Bu aşevinden Turhal Medresesinde
okuyan öğrenciler ile Turha1'dan gelip geçen garip yolcular da istifade ederdi.
Dazya(Gümüş top) köyündeki değirmen ve çevre köy gelirleri ona aittir. Yeşil
ırmak kenarındaki, eski tarihi Karataş hamamı da ona aittir. Hamamın yapılış
tarihi 1315'dir.
Kendi geçimini, bugün kuş
cenneti olan ve koruma altına alınan kaz gölü çevresinden getirttiği kamışlarla
yaptığı hayvan semerlerinden temin ederdi.Bu yüzden mesleğin piri olarak kabul
edilir .Ahi Yusuf odun taşıyan hayvanların sırtlarındaki yaraları görünce
bundan son derece rahatsız olup üzülmüş,bu hayvanların yaralarına çare bulmak
için gece gündüz düşünmüş. Sonunda kendi buluşu olan 'Semer'i icat etmiştir.
Semercilerin piridir.
Türbe kare mimari plana göre
yapılmıştır. ilhanlı eseridir. Girişi kuzey tarafındaki kapıdan yapılır. 1934
yılında bucak müdürlüğü yapan Hakkı Efendi Ahi Yusuf türbesini yıkmak istedi.
Ancak kubbesini yıktırabildi. Felç oldu. Hastaneye kaldırıldı. Kazma vuran
işçilerden ikisi damdan düşerek, biri de pencereden düşerek öldüler. 723
senesinde inşa edilen türbe ilhanlı eseridir. Tekkenin güneyinde çilehane
mevcuttu. Bilahare bu çilehane yıktırılmıştır. Duvarla da kapatılmıştır.
Tekkenin kubbesi yıkıldıktan sonra bugünkü ahşap kırlangıç çatı yapılmıştır.
Güney-kıble cephesinde bu yıkım işi ile ilgili izler mevcuttur. Kuzey cephesinde
-kırık üç parça mermer kitabede-Ammere hazihil mergadil mübareke lişşeyhil zahit
Ahi Yusu (Kadesallahu sırruhu) fişehri şaban sene selase işrın ve sebamiyye :
ebced hesabı ile H.723/M.1323 yazılıdır. Tarih düşülmüştür. Türbenin batı
cephesinde dikdörtgen iki pencere, kıble duvarında kare bir pencere mevcuttur.
Türbe içerisindeki iki büyük
kabir arasındaki sanduka şeklindeki mermerde: La ilahe illallah, Muhammeden
Resulullah, Bismillah yazılıdır. Ahi Yusuf Anadolu ahilerinden Veysel
Karani'nin akrabası dır. Türbedeki keçe külah Veysel Karani'ye aittir. Tekkedeki
ok, yay, sancaklar ve otuz adet Kur'an cüzi Tokat müzesine kaldırılmıştır.
Ahi Yusuf’un yaptırdığı
imarethanenin(Aşevinin) Osm. T. Cilt-1 s.543 de Çelebi Mehmet'in (annesine) ait
oldugu kayıtlıdır.
Ahi Yusuf Türbesi ile Şeyh
Nurullah Türbesi arasında kubbeli mescit vardı. Bakımsızlıktan yıkılmıştır.
Türbe çevresinde Ahi Yusuf Kabristanı mevcuttu. Şehir merkezinde kabristan
olmaz diye kaldırılmıştır.
Hamama gelince Yeşilırmak
kıyısında ismini taşıyan (Hamam Mah.) mahallededir. Hamam 715 tarihinde inşa
edilmiştir. 1945 yılında 22 bin liraya Mustafa Erişkin'e (Hamamcı Mustafa'ya)
satılmıştır. Yine halk arasında dolaşan söylenceye-rivayete göre, zaman zaman
Ahi Yusuf bu tarihi hamamına gelip yıkanırdı. Çünkü bu tarihi hamamdan çıkan
bir zat, tekke yanına-türbe çevresine gelince kaybolurdu. Bu kişinin Ahi Yusuf
olduğuna inanılmıştır.
1092
yılında Turhal'da kazalık beratı Ahi Yusuf’a verilmiştir.
Emir Muhammed Nurullah (Pisik Çarpan)
Şeyh Mehmet Nurullah, Emir
Mehmet tekkesi diye de geçer. Halk arasında 'Pisik Çarpan' olarak bilinir.
Eskiden türbede akşamları aydınlatma amacı ile kullanılan mumları bir kedinin
içeri girip yemesi üzerine, kediyi duvara çarparak öldürmüştür. Bu yüzden
vatandaşlar arasında Pisik (Kedi) Çarpan olarak adlandırılmıştır.
Çocukluğumuzda kedinin parçalanmış ve duvara yapışmış cesedini, can havliyle
duvardaki tırnak izlerini seyrederdik. Hemen girişte sol taraftaki duvarda
bulunurdu. Badana ile izler kaybedilmiştir.
Selçuklu komutanlarındandır.
Turhal'ın fatihidir. Turhal'ı Rumlardan fethetmiştir. Turhal kalesinin alınması
sırasında da şehit düşmüştür. Şehitler şehit düştükleri yere defnedildikleri
için buraya defnedilip üstüne de tekke-türbe yapılmıştır. Amasya caddesinde,
Erkek Kur'an Kursu binasının arkasında ve Ahi Yusuf türbesi bitişiğindedir.
Ok, yay, kılıç, kalkan ve sancağı şerifi 1925 yılında Tokat Müftüsü Faik Efendi
tarafından Tokat Müzesine teslim edilmiştir.
Türbesi kubbelidir. Giriş kuzey kısımdadır. Batı duvarında bir
penceresi
bulunur. Kare plan uygulanmıştır. Türbe girişindeki kitabede vefat tarihi 701
olarak kaydedilmiştir. Türbe içinde üç mezar mevcuttur. Biri Şeyh Mehmet
Nurullah hazretlerine diğer ikisi ise komutanlarına aittir.
1934 yılında Bucak Müdürü olan
Hakkı Efendi, türbeyi tamamen yıktırmak istemiş. Sadece kubbeyi yıktırmaya
muvaffak olmuş. Akabinde felç olduğu, hastaneye kaldırıldığı için yıkımdan
vazgeçilmiştir. Yıkımda görevli işçilerden ikisi damdan düşerek, biri de
pencereden düşerek ölmüşlerdir. Türbenin kubbesi aslına uygun olarak 1947
yılında yeniden inşa edilmiştir.
Ahi Yusuf
Türbesi ile Şeyh Nurullah Türbesi arasında kubbeli mescid vardı. Bakımsızlıktan
yıkılmıştır.
Lengeri Baba (Mustafa Dede)
Kesikbaş camii yanındaki
mezarlıkta veya Türbe içinde şeyh Abdullah'ın yanındadır. Kesikbaş türbesini
yaptıran Şeyh Mustafa Efendinin yanından ayrılmayan son derece yum uşak huylu,
sevimli yüzlü sofi ve ermiş bir ihtiyar vardı; Mustafa Dede.. Türbe inşaatı
devam ederken, Tokat evliyalarından Tüysüz Baba terpoşlu (üstü açık ve yayvan
bakır tabak)ile helva gönderir. Helva dolu kab Tokat'tan Yeşilırmağa bırakılır
ve Turhal'dan da Nur yüzlü bu sofi Mustafa Dede tarafından alınır Şeyh Mustafa
Efendiye takdim edilir. Şeyh Mustafa Efendi helvayı yedikten sonra, Mustafa
Dede'ye, bizim helvamızı da sen gönder diye talimat verir. Mustafa Dede, kendi
eliyle yaptığı helvayı, daha büyük bir bakır tabağa-Lenger’e koyar ve ırmağa
koyar ve akıntıya yukarı Tüysüz Baba'ya gönderir. Bu olaydan sonra Mustafa
Dede'nin adı Lengeri Baba olarak kalır.
Hacı Baba Sultan
Celal Mahallesinde Alemoğlu
camiinin bahçesindedir. Tarihi kitabesi mevcuttur. Sadece yatır bulunmaktadır.
Hacı Baba Sultan fakir dostu olup açları doyuran büyük bir sehavet sahibi ,
cömert bir zattı.
Utak Dede
Ana köprü ve Kesikbaş camii
yakınlarında idi. Ana köprünün doğusunda ve hisar altında bulunduğu tarihi
kayıtlarda mevcuttur. Bugün hiçbir iz bulunamamıştır.
iskender
Baba
Tekkeler çıkmazında, bir evin
giriş katında bulunmaktadır. Üstünde ev mevcuttur. Ahi Yusuf(Semercilerin Piri)
türbesinin yanındaki sokaktadır. Mütevazi bir yatırdır. Buradaki tarihi taşlar
Ahi Yusufun duvarında kullanılmıştır.
Kara Baba Sultan
Kökse köyünde yattığından
bahsedilir. Yaşlılarımıza sorduk Burasının hangi köyümüze ait olduğunu bilen
çıkmadı.
Pir Ahmet Dede Sultan
Bugünkü Otogar ve Kamyoncular Nakliyat'ın arkasındaki boşluktadır. Şeyh
Şehabettinin doğrultusuna düşmektedir. Eskiden burası büyük bir kavaklıktı.
İlçenin en yaşlı ağaçları bulunurdu. Çok sayıda da mezar taşı bulunmakta idi
Bugün pancar sezonunda Şeker Fabrikasının pancar döküm alanı olarak
kullanılmaktadır.
Tekke Kavagı ve Yagmur Duası
Bugünkü Şeker Fabrikası arıtma tesisleri ayağının bulunduğu bölgede çok yaşlı
ağaçlar bulunurdu. Çok sayıda da mezar mevcuttu. Bu tarihi kavaklar, Şeyh
Şehabettin önünde bulunup sonradan yıkılan tarihi kavak ile Meclis Bahçesi
(Şeker Fabrikası Lojmanları Yanı)önündeki tarihi kavakla (Anısına' her yıl
festival düzenlenir) yaşıt idi.. Sonradan Tekke Kavağı bölgesindeki bu tarihi
kavaklar kesilmiştir. Hâlbuki eskiden bu bölgede Yağmur duasına çıkılırdı.
Kurbanlar kesilir. Büyük kazanlarla pilavlar kaynatılır. Yağmur yağması için,
ölmüş bir atın kurumuş kafatasına bazı ayetler yazılarak suya bırakılırdı (Yeşilırmağa).
Yağmurun çabuk gelmesi içinde: kuzular koyunlardan, çocuklar analarından
ayrılırdı.Yağmurun gelmesi ile de şükür duası ile o bölgeden ayrınılırdı.
Şeyh Şehabettin Süheverdi
Asıl ismi Şeyh Şahap'tır. Bu büyük zatında türbesi Amasya taran şehir girişinde
yani kuzeyindedir. Aynı adı taşıyan mezarlığın. yanı başında, güney batısına
düşmektedir. Kale eteği ve Yeşil ırmak kıyısında, otogar'ın karşısına isabet
etmektedir. Türbe önce ahşap inşa edilmiştir. (H.1171/M.1758 ) Muharrem ayında,
Derviş oğullarından Hacı Osman Efendi tarafından. Bir oda ve geniş bir avludan
ibaret idi. Dikdörtgen plan uygulanmıştır. Türbe içinde dört sanduka
bulunur.Kıble (güney) tarafındaki büyük sanduka Şeyh Şehabettine aittir.
Diğer üç sanduka ise hemen yanı başında hanımı, onun yanında oğlu, en sonda ise
hizmetlerine bakan kadın yatmaktadır.. .
Asılları
Buhara'lıdır. Süheverdi kasabasındandır. Bağdat'da medfun (yatmakta olan)
Süheverdi hazretlerine bağlıdır.
Türbe çevresindeki bag ve
bahçe geliri türbeye bırakılmıştır. Çevlikler mevkiindeki tekke tarlalarının
geliri de ona verilmişti. Tamirleri de bu gelirlerden karşılanmıştır. Bu irad
arazisinin bir kısmı 93 Rus harbi (1293 Rumi/1878 Miladi) muhacirlerine, bir
kısmı da 1330 muhacirlerine ( 1914 Balkan harbi) tahsis edilmiştir(verilmiştir).
Tapuya kaydedilmiştir. Kalan birkaç tarla da hamam mahallesi eşrafı tarafından
kullanılmıştır.
Tekkenin girişinde, Yeşil
ırmak kenarında heybetli bir kavak ağacı vardı. Dikildiği tarihi dedelerimiz
dahi hatırlayamamaktadır. Kocaman bir kolu da tekke üzerine doğru uzanmakta
idi. Gövdesinin çapı 11 metre, yüksekliği 15 metre idi. Bir gece ansızın
yıkılmıştır(1966-67 yılı olabilir) Şeyhin kerametindendir ki o koca dal ve
ağaç, türbeye zarar vermeden ırmağa uzanıvermiştir.
Şeyh
Şehabettin'de niyet taşı da bulunmaktadır. Biri siyah biri de beyaz olmak üzere
iki parçadır. Niyeti kabul alacaklara taşlar yerin
den
kalkar. Aksi takdirde kalkmaz. .
Bugün tekkenin bakımını
Yapazlar sülalesi üstlenmiştir. 45 senedir bu hizmeti yürütmektedirler. Daha
önceden Yapazların gelini Ayşe bakarken, bugün Ayşe’nin kızı Emine(Buhan) bu
görevi yürütmektedir.
|
|
Bu sitedeki bilgi ve belgeler
kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |
|