|

İstiklal Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
Mehmet Akif ERSOY

Türk'ün Manası
Türk adına çeşitli kaynak ve araştırmalarda türlü manalar verilmiştir. çin kaynakları Tu-küe (Türk)'ü miğfer olarak , ıslam kaynakları ise ses benzetmesine dayanarak terkedilmiş,olgunlukçağı ve benzeri manalar vererek yeni anlamlar üretmiştir.
XIX. asırda A. Vambery'nin ilmi izaha yakın olan fikrine göre ise Türk kelimesi "TÜREMEK"ten gelmektedir. Zira Gökalp bunu "TÜRELİ" yani kanun ve nizam sahibi olarak açıklamıştır.
Ancak Türk sözünün cins isim olarak "Güç-KUVVET" manasında olduğu, buradaki Türk kelimesinin milletin adı olan "Türk" kelimesi ile aynı olduğu A.V. Le Coq tarafından ileri sürülmüştür. Bu iddia Kök-Türk kitabelerinin çözücüsü olan V. Thomsen tarafından kabul edilmiş,aynı iddia G. Nemeth'in tetkikleri ile de ispat edilmiştir.
Ayrıca Türk kelimesinin cins isim olarak "ALTAYLI" (Ceyhu ötesi Turanlı) kavimlerini ifade etmek üzere 420 yıllarına ait bir Pers metninde,daha sonradan 515 hadiseleri dolayısıyla "Türk-Hun"(Kudretli-Hun) tabirleride geçtiği bilinmektedir.
ıran kaynaklarında Türk sözü "Güzel ınsan" karşılığında kullanılırken, XI. yy'da Kaşkarlı Mahmut "Türk adının Türkler'e Tanrı tarafından verildiğini " belirterek,"Gençlik,kuvvet,kudret ve olgunluk çağı" demek olduğunu bir kez daha belirtmiştir. Tarihçiler ise Türk kelimesinin "Güçlü-Kuvvetli" anlamına geldiğini kabul etmektedirler.
Türk Soyu
Tarihte Türk ırkı hakkında çeşitli tasvirler yapılmıştır. çin,Latin ve Grek kaynaklarında Türkler daha çok Moğol tipinde tasvir edilmişlerdir. Bunun sebebi ise Türklerin tarih boyunca en çok temasının
Moğollarla olmasıdır. Moğol kitleleri yıllarca Türklerin idaresinde yaşamış,göçlere,savaşlara
Türklerle beraber katılmışlardır. Bunun sonucunda bu kaynaklar Türk ile Moğol tipini birbirine karıştırmıştır.
Son yarım asır içinde yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar sonucu Türklerin beyaz ırka mensup bulundukları, yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan "Europid" adı verilen grubun "Turanid" tipine mensup bulundukları anlaşılmıştır. Kafa yapıları Brakisfal (yuvarlak kafalı)dır. Türklerin kendilerini başta "Mongolid" Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran antropolik çizgilere sahip oldukları tespit edilmiştir.
Türklerin hakim vasfı beyaz renk,düz burun,değirmi çene,hafif dalgalı saç,orta gürlükte sakal ve bıyıktır.
Turan tipine örnek olan Orta Asya, Maveraünehir ve diğer Yakın Doğu Türkleri beyaz tenli ,koyu parlak gözlü, değirmi yüzlü,endamlı,sağlam yapılı erkek ve kadınları ile Ortaçağ kaynaklarında güzelliğin timsali olarak gösterilmiş hatta ıran edebiyatında Türk sözü "Güzel
insan" manasında kullanılmıştır. Tevrat'ta nakledilen bir rivayette ise Türk soyunun Ham ve Sam'dan değil, Yafes'den türemiş olarak beyaz ırktan geldiği gösterilmiştir.
Türk Yurdu
Yeryüzünde 350 milyonu aşan sayıları ile çok geniş bir bölgeye yayılan Türkler'in ilk anayurdu'nun
tespiti birçok bilim adamını asırlarca meşgul eden büyük bir konu olmuştur. Bilim adamları ve araştırmacılar yaptıkları çalışmalar sonucu
Türklerin ilk Anayurdu ile ilgili bir çok iddialar ortaya atmışlardır.
Tarihçiler , çin kaynaklarına dayanarak Altay Dağlarını,
Etnologlar,ıç Asya'nın kuzey bölgelerini,
Dil araştırmacılar, Altaylar'ın veya Kingan Dağları'nın doğu ve batısını,
Kültür Tarihçileri , Altay-Kırgız Bozkırları arasını,
Sanat tarihçileri , Kuzeybatı Asya sahasını,
Antropologlar ise Kırgız Bozkırı-Tanrı Dağları arasını ilk Türk
Anayurdu olarak iddia etmişlerdir.
Bütün bu araştırmalara göre ilk türk yurdunun kesin sınırlarını çizmek mümkün olmamaktadır. Zira Türkler'in ilk zamanlardan itibaren çok geniş bir sahaya yayılmaları bu
tespitte güçlük çıkartmaktadır.
Bununla beraber son yıllarda yapılan dil araşturmaları ve yukarıda yapılan çalışmalar göz önüne alındığında , ilk Türk yurdunun "Altay Dağları'ndan, Urallar'a kadar uzanan , Hazar Denizi Kuzeydoğu Bozkırlarından,Tanrı Dağları'nı kapsayan çok geniş bir bölge olduğudur."
Tarihi akış içerisinde meydana gelen göçler sonucu Anayurtları'ndan çok uzak mesafelere ve geniş bir coğrafi alana yayılan Türkler, bugün Balkanlar'dan doğuya çin Seddi'ne ,Kuzeyde Sibirya Bozkırları'ndan Güneyde Horasan, Afganistan,Tibet'e kadar olan bölgeleri yurt tutmuşlardır.
ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
Atatürkçülüğün en önemli ilkelerinden biri de
milliyetçiliktir. Bu ilke, Millî Mücadele'nin doğuşunda ve başarıya
ulaşmasında başlıca rolü oynamıştır; zira yeni kurulan devlet, artık milletler
topluluğuna değil, sadece Türk unsuruna dayanıyordu, bu sebeple ulus devletti,
millî bir devletti.
Atatürkçü düşünce, Türk milletini dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine
bağlı vatandaşların oluşturduğu bir toplum olarak kabul etmiştir. Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'na göre, Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile
bağlı olan herkes Türk'tür; çünkü bu kişiler aynı dili konuşmakta, aynı
kültürü paylaşmakta, aynı ülküyü taşımaktadırlar. Bu anlayış içinde her
bireyimizin amacı, Türk milletinin mutluluğu, birlik ve beraberliği için
çalışmak, bu kutsal vatanı daha güzel, daha bayındır hale getirmektir. Bu
nedenle millî sınırlarımız içinde, millî benliğimizi duyarak varlığımızı
yükseltmeye çalışmak, Atatürk milliyetçiliğinin esasıdır.
Irkçılığı reddeden Atatürk milliyetçiliği bütünleştirici, birleştirici, vatan
yüzeyinde millî birliği sağlayıcı bir milliyetçiliktir. "Ne mutlu Türk'üm
diyene!" özdeyişiyle kalplere millî iman perçinleyen Atatürk, aynı zamanda
insanlık ülküsünün ve insan sevgisinin de simgesidir. "Biz kimsenin düşmanı
değiliz; yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız."11 diyen Atatürk'tür.
Bu bakımdan, Atatürkçülüğün milliyetçilik anlayışı hiçbir zaman bencil bir
milliyetçilik değildir; aksine bu anlayış, insanî bir ülkü ile el ele
yürümektedir. Atatürk milliyetçiliğine göre, Türk vatandaşları her şeyden önce
kendi milletinin varlığı ve mutluluğu için çalışacak, fakat başka milletlerin
de huzur ve refahını düşünecektir. İşte Atatürkçü düşünce sisteminin "Yurtta
barış, cihanda barış" ilkesi, milliyetçiliğimizin bu insancıl yönünü işaret
etmektedir.
|
|

TÜRKİYEM
Baş koymuşum Türkiye'min yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm
Sevdalıyım yangın yeri bu sinem
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem
Pınarlardan su doldurur Eminem
Mavi boncuk takışına ölürüm
Düğünüm, derneğim, halayım, barım,
Toprağım, ekmeğim, namusum, arım
Kilimlerde çizgi çizgi efkarım,
Heybelerin nakışına ölürüm.

BAYRAK
Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son
örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin
destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın mezarını
kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da
yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın
ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında
ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık.
Ey,
şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde
öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen
! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim !
ARİF NİHAT ASYA

FETİH MARŞI
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan....
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
ARİF NİHAT ASYA
YURDUM
1917 senesinde
Topraklarinda dogmusum.
Anamdan emdigim süt
Çesmenden tarlandan gelmis.
Emmilerim hudutlarinda
Senin için dögüsürken ölmüsler.
Kalelerin burcunda
Uçurtma uçurmusum,
Çimmisim derelerinde.
Bir andiz fidani gibi büyümüsüm.
Topraklarinin üstünde.
Koca koca kamyonlara binmisim.
Daha büyük sehirlerine
Okumaya gitmisim.
Eskiyalar yolumu kesmis,
Alacak sey bulamamislar.
Topraklarinin üstünde
Top oynamis, asik olmus, düsünmüs,
Ahbap edinmisim.
Kederlendigim günler olmus
Naçar dolasmisim sokaklarinda,
Sevinçli günlerim olmus
Basim havalarda gezmisim.
Bagrimi açip ilgin ilgin
Esen serin rüzgarlarina,
Ilk defa kiyilarindan
Denizi seyretmisim.
Issiz çorak ovalarinda
Günlerce yolculuk etmisim.
Agladigim senin içindir
Güldügüm senin için
Öpüp basima koydugum
Ekmek gibisin.
Cahit Külebi
Bu
ülkü candadır, sokakta yatmaz
Güneştir.. bir doğdu, bir daha batmaz
Menfaat uğruna kimseyi satmaz
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Şiddeti, kavgası, kanı olmayan
İçinde öfkesi, kini olmayan
Sonsuza uzanan, sonu olmayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Bedir’den Bizans’a akıp gelen o
Küfür setlerini yıkıp gelen o
İlâhî kaynaktan çıkıp gelen o
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Sinan'da estetik, Itrî'de ahenk
Sebillerde hayat, kubbelerde renk
Mevlânâ'da ilim, Barbaros'ta cenk
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Nizâm-ı Âlem'dir Hak'kın sözü bu
Söylediğim cümle sözün özü bu
Tek damlada umman eyler bizi bu
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Ülkü
demek makam, mevki, taç değil,
Ülkü demek totem, sembol, haç değil
Kul icadı kof ilkeler hiç değil,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Taze
filiz vermiş Edebali’yle
Çiçeklenmiş Hacı Bayram Veli’yle
Ulubatlı Hasan’daki hâliyle
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Şehitlerin kanlarıyla ıslanan
Destan olup mavera’dan seslenen
Atıf'larla Said'lerle beslenen
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Türk'e ihsan olmuş “Kavm-i Necip”lik
Boş hayâldir bu şerefe rakiplik
Hayatlar gergeftir, ameller iplik
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Ne
yazdımsa inanç, ahlâk, örf ile
Postaladım gönül denen zarf ile
Anlatılmaz yirmi dokuz harf ile,
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
ABDURRAHİM KARAKOÇ
Zulmü
alkışlayamam zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!
_Boğamazsın ki!
_Hiç olmazsa koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir aşıkım istiklale,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum!
Kesilir belki fakat çekilmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta çiğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da çek git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu..
İrticaın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?
Mehmet Akif ERSOY
Senlik Benlik Nedir Bırak
Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası
Kürtü Türkü ne Çerkezi
Hep Ademin oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi
Kurana bak İncile bak
Dört kitabın dördü de hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızılbaş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
Kişi ne çeker dilinden
Hem belinden, hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası
Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye Kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir var varası
Cümle canlı hep topraktan
Var olmuştur emir Haktan
Rahmet dile sen Allah'tan
Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası…
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Hepimiz Bu Yurdun Evlatlarıyız
Bu nasıl kavgalar çirkin döğüşler
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Yolumuza engel olur bu isler
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Birleşiriz bir bayrağın altında
Biz Türklerin ikilik yok aslında
Yanar tutuşuruz vatan aşkında
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Hedef alıp dövüştüğün kardeşin
Seni yaralıyor attığın taşın
Topluma zararlı yersiz savaşın
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Herkes ilim deryasında yüzüyor
Çıkmış ayin çevresinde geziyor
Yazık bize yollarımız uzuyor
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Kitaplar yazılmış nasihat dolu
Birlikte güçlenir gençliğin kolu
Gençliğe emanet Atatürk yolu
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Söyler Veysel sözlerinden vazgeçmez
Bulanık çeşmeden kimse su içmez
Kanadı olmasa kuşlar da uçmaz
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve
müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici,
bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye
atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş
bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine
girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal
edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde
iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle
tevhit edebilirler.
Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini
kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk
|
Bu sitedeki bilgi ve belgeler
kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |
|
BAYRAĞA UZANAN ELLER KIRILIR.
VATANIMIZ İÇİN CANINI FEDA EDEN BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZİN
Ruhları Şad Olsun
ŞEHİT ASKERLERİMİZ
|
S.NO |
RÜTBESİ VE ADI SOYADI |
BABA VE ANNE ADI |
Şehadet
Tarihi |
ADRESİ |
|
1 |
Mu.Yzb.
İlhan TAN |
Cemal- Pakize |
|
Öztürk Aprt. 1.Blok No:4 Yenişehir/Turhal |
|
2 |
Tnk.Asb.Çvş.
Salih AĞCA |
Sait-
Emine |
|
Cumhuriyet Mh. Töre Cd. Başak Evler No:4 Turhal |
|
3 |
J.Kd.Çvş.
Ali KURT |
Rıza
-Gönül |
|
Cumhuriyet Mah. 108 Evler 10. Blok No:5 TURHAL |
|
4 |
J.Asb.Çvş.Hasan
CÜCÜ |
Hasan- Deste |
|
Ulutepe Kasabası (Gürsel Mah.Sinem Sok.No:7) TURHAL |
|
5 |
Uzm.J.Çvş.Mehmet
GÖNÜLALAN |
Hasan- Faika |
|
Cumhuriyet Mah. Damla Sok. Burcu Apt.No:8 TURHAL |
|
6 |
Uzm.J.Çvş.Tamer
DALMIŞ |
Mustafa- Fatma |
|
K.Evren Mah.Kanarya Sok.No:4 TURHAL |
|
7 |
J.Çvş.Cafer
ATASEVER |
Hamdi- Ayşe |
|
Fatih
Mah. Cenk Sok. No:4 TURHAL |
|
8 |
J.Çvş.Süleyman
ADEKA |
Hasan- Cennet |
|
Çaylı
Mah. Aşağı Kazova Mah. TURHAL |
|
9 |
P.Er.Hüseyin GÜMÜŞ |
Hasan- Dudu |
|
Camii
Kebir Mah.Nazlıoğlu Sok.No:42 TURHAL |
|
10 |
P.Er.Bülent GÜNAL |
Nurettin -Ayten |
|
Cumhuriyet Mah. 108 Evler 10.Blok No:10 TURHAL |
|
11 |
J.Er.İbrahim AKPINAR |
Emir-
Zeynep |
|
Cumhuritet Mah.Onur Sok.Aydınlar Sitesi No:57 TURHAL |
|
12 |
P.Onb.Ömer
AKYÜZ |
Musa
-Dürdane |
|
İskele Mah.Alparslan Sok. No:10 TURHAL |
|
13 |
P.Er.Niyazi DEMİRTAŞ |
Hüseyin |
|
Boyacılar Mah.Tepecik Sok.No:18 TURHAL |
|
14 |
P.Er.Dursun DİNÇ |
Mustafa -Yeter |
|
Yenisu Kasabası TURHAL |
|
15 |
Mu.Er.Hakan SEZER |
Salih
-Güleye |
|
Hamam
Mah.Gevrekoğlu Sok.No:33 TURHAL |
|
16 |
J.Er.Murat KAR |
Ali-Ayşe |
|
Şenyurt Kasabası Karaevli Mah.TURHAL |
|
17 |
P.Er.H.Tufan ÇAVDAR |
Ahmet-Fatma |
|
Yenişehir Mah. Aspava Apt.No:9/3 TURHAL |
|
18 |
J.Er.Sami ÖZTÜRK |
Hüseyin-Zeynep |
|
Uluöz
Köyü TURHAL |
|
19 |
P.Onb.Haluk
YILMAZ |
Sadık-Nuray |
|
Dere
Mah.Gonca Sok.No:8 TURHAL |
|
20 |
J.Er.Erdoğan ÖZTÜRK |
Hasan
Tahsin-Rabia |
|
Zeren
Petrol Karşısı TURHAL |
|
21 |
Uzm.J.Çvş.Aziz
KOÇAK |
Kasım-Rahmiye |
|
Gündoğdu Mah. Pişkin Sok.No:19 TURHAL |
|
22 |
J.Kom.Mücahit OKUR |
İbrahim |
26/05/1992 |
Boyacılar Mah. Y.Celal Cd.TURHAL |
|
23 |
İsmail Poyraz |
|
|
|
|
24 |
Mesut Demirtaş |
|
|
|
|
25 |
Erdal Akkaya |
|
|
|
|
26 |
Doğan Özdemir |
|
|
|
|
27 |
Murat Karakuş |
|
|
|
|
28 |
J.Kom.Er Serdal ÇEÇEN |
Ali- |
26/2/2007 |
Kazım Karabekir Mah.TURHAL |
|
29 |
J.kom.Onb.Ömer ÇINAR |
İbrahim-Döne |
15/05/2008 |
Boyacılar Mah. Y.Celal Cd.TURHAL |
|
30 |
J.Kom.Er İsmail BAY |
Muharrem-Dürdane |
02/07/2008 |
Çaylı Beldesi TURHAL |
ŞEHİT POLİS MEMURLARIMIZ
DURSUN YÖNTEM
AHMET YILOL
GAZİ ERDEMİR
ŞEVKET BİTMEZ
B u vatanı bize bırakan bütün şehit ve geçmişlerimizin ruhları şad olsun.
Benim büyük dedem de Rus Ermeni işbirliği ile Erzurum işgalinde şehit düşmüş ama gene de Silahını elinden bırakmamış.Büyüklerimiz
hep anlatırlardı.Allah ruhunu şad eylesin.
Büyük zatların bizlerden kendilerini anmanın daha ötesinde bir şeyler beklediklerini düşünüyorum. Onları anarak vefa gösterisi yapanlar, Onların hayatlarını vakfettikleri davalarına, onlar gibi vefa gösterebiliyorlar mı, buna baksınlar!
Büyükleri anmak gerçekten çok anlamlı. Onlar acaba anılmak ister miydiler? Hayatlarını mahviyet ve tevazu ufkunda geçiren bu insanların böyle bir şey beklemeyi, sultan varken dilenciden bir şey beklemek gibi, bayağı bir beklenti olarak algılayacaklarına düşünüyorum.
Efendimiz (sas) Ashabına Acemlerinin büyüklerine ayağa kalktıkları gibi kalkmayın diyordu. Diyordu ama
sahabe, her şeyleri ile emrine amade oldukları Allah Resulünün bu sözünü dinlemiyorlardı. O geldiğinde gümbür gümbür kalkıyorlardı. Şâirin dediği gibi ;ona diriler değil, ölüler bile ayağa kalkmalıydı.
Onlar bizlerden beklemezdi ama, bizlerden de bu beklenirdi. Allah'ın bu vefalı
kullarına onların arkasından gelen bizlerin vefakar davranması gerekirdi.
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi nedir ? Var mı ki dünyada eşi ?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle "bu, bir Avrupalı"
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer,
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında;
Avustralya'yla beraber bakıyorsun Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harab.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun-u beşer;
Bu gögüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun-u bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
ÂSIM'ın nesli.. diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek,
Şühedâ gövdesi, baksan a, dağlar, taşlar
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
BİR HİLÂL uğruna, yâ Rab, ne GÜNEŞLER batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHÎDİ...
BEDR'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek KÂBE'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı SELÂHADDÎN'i,
KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor PEYGAMBER.
Mehmed ÂKİF ERSOY
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İNSAN BU, SU MİSALİ, KIVRIM KIVRIM AKARYA;
BİR YANDA AKAN BENİM, ÖBÜR YANDA SAKARYA.
SU İNER YOKUŞLARDAN HEP BASAMAK BASAMAK;
BENİMSE ALIN YAZIM, YOKUŞLARDA SUSAMAK.
HER ŞEY AKAR, SU, TARİH, YILDIZ, İNSAN VE FİKİR;
OLUKLAR ÇİFT; BİRİNDEN NUR AKAR; BİRİNDEN KİR.
AKIŞTA DEMETLENMİŞ, BÜYÜK KÜÇÜK, KAİNAT;
ŞU ÇIKAN BULUTA BAK, BU İNEN SUYA İNAT!
FAKAT SAKARYA BAŞKA, YOKUŞ MU ÇIKIYOR NE,
KURŞUNDAN BİR YÜK BİNMİŞ, KÖPÜKTEN GÖVDESİNE;
ÇATLIYOR, YIRTINIYOR YOKUŞU SÖKMEK İÇİN.
HEY SAKARYA, KİM DEMİŞ SUYA VURULMUŞ PERÇİN?
RABBİM İSTERSE, SULAR BÜKLÜM BÜKLÜM BURULUR,
SIRTINA SAKARYA’NIN, TÜRK TARİHİ VURULUR.
EYVAH, EYVAH, SAKARYAM, SANA MI DÜŞTÜ BU YÜK?
BU DAVA HOR, BU DAVA ÖKSÜZ, BU DAVA BÜYÜK!..
NE AĞIR İMTİHANDIR, BAŞINDAKİ, SAKARYA!
BİNBİR BAŞLI KARTALI NASIL TAŞIR KANARYA?
İNSANDIR SANIYORDUM MUKADDES YÜKE HAMAL.
HAMALLIK Kİ, SONUNDA, NE RÜTBE VAR, NE DE MAL,
YALNIZ ACI BİR LOKMA, ZEHİRLE PİŞMİŞ AŞTAN;
VE AYRILIK, ANNEDEN, VATANDAN, ARKADAŞTAN.
ŞİMDİ DÖVÜN SAKARYA, DÖVÜNMEK VAKTİ BU AN;
KEHKEŞANLARA KAÇMIŞ ESKİ GÜNEŞLERİ AN!
HANİ YUNUS EMRE Kİ, KIYINDA GEZİYORDU;
HANİ ARDINA ÇİL ÇİL KUBBELER SERPEN ORDU?
NEREDE KARDEŞLERİN, CÖMERT NİL, YEŞİL TUNA;
GİDEN ŞANLI AKINCI, NE GÜN DÖNER YURDUNA?
MERMERLERİN NABZINDA HALA ÇARPAR MI TEKBİR?
BULUR MU DELİ RÜZGAR O SEDAYI: ALLAH BİR!
BÜTÜN BUNLAR SENDEDİR, BU GİRİFT BİLMECELER;
SAKARYA, KANDİLLERE KATRAN DÖKTÜ GECELER.
VİCDAN AZABINA EŞ, KAYNA KAYNA SAKARYA,
ÖZ YURDUNDA GARİPSİN, ÖZ VATANINDA PARYA!
İNSAN ÜÇ BEŞ DAMLA KAN, IRMAK ÜÇ BEŞ DAMLA SU;
BİR HAYATA ÇATTIK Kİ, HAYATA KURMUŞ PUSU.
GELDİ ÖLÜMLÜ YALAN, GİTTİ ÖLÜMSÜZ GERÇEK;
SİZ, HAYAT SÜREN LEŞLER, SİZİ KİM DİRİLTECEK?
KAF DAĞINI ASSALAR, BELKİ ÇEKER DE BİR KIL!
BU İFRİTTEN SUALİN, KILINI ÇEKMEZ AKIL!
SAKARYA, SAF ÇOCUĞU, MASUM ANADOLUNUN,
DİVANESİ İKİMİZ KALDIK ALLAH YOLUNUN!
SEN VE BEN, GÖZYAŞIYLA ISLANMIŞ HAMURDANIZ;
RENGİMİZE BAKSINLAR, KANDAN VE ÇAMURDANIZ!
AKREBİN KISGACINDA YOĞURMUŞ BİZİ KADER;
ALDIRMA, BÖYLE GELMİŞ, BU DÜNYA BÖYLE GİDER!
BANA KEFENDİR YATAK, SANA TABUTTUR HAVUZ;
SEN KIVRIL, BEN GİDEYİM, SON PEYGAMBER KILAVUZ!
YOL ONUN, VARLIK ONUN, GERİSİ HEP ANGARYA;
YÜZÜSTÜ ÇOK SÜRÜNDÜN, AYAĞA KALK SAKARYA!..
NECİP FAZIL KISAKÜREK
(1949)
GAZİ OSMAN
PAŞA
1833 yılında Tokat'ta doğmuştur.Babası Yağcıoğullarından Mehmed
Efendi, Annesi Şakire Hatun'dur. Bir müddet sıbyan mektebine (İlkokul) devam
ettikten sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine 1844 yılında da Askeri İdadi (Askeri
Lise) ye yazılmıştır. 1853 yılında Teğmen rütbesiyle Harb okulundan mezun
olmuştur. Aynı yıl Kırım harbi çıktığı için, harbin ilan edilmesi ile birlikte
Osman Bey, Kurmay sınıfına alınarak Rumeli'deki orduya gönderilmiştir. Kırım
Harbinde gösterdiği başarılı hizmetlerinden dolayı Rütbesi Üst Teğmenliğe terfi
ettirilmiştir. Kırım Harbi bitince Yüzbaşı Rütbesi ile İstanbul'a dönerek Harp
Akademisindeki öğretimini tamamladıktan sonra bir müddet Genel Kurmay
Başkanlığında çalışmış ve bu sırada rütbesi Kolağalığa terfi ettirilmiştir.
Osman Bey, 1859 yılında Osmanlı Ülkesinin nüfus sayımı ve kadastro
çalışmalarında bulunmak üzere Bursa'ya gönderilmiştir. İki yıl burada kaldıktan
sonra 1861 yılında Rumeli Yenişehire tayin edilmiştir. Lübnan Yemen
isyanlarının bastırılmasında gösterdiği başarılardan dolayı rütbesi
Tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. Osman Paşa 1873 yılında Yeni Pazar Tümeni
Komutanlığına tayin edilerek rütbesi Tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir.
Osman Paşa 1875 yılında Merkezi Erzurum'da olan IV. Ordu Kurmay Başkanlığına
tayin edilmiştir. Bu sırada Balkanlardan çıkan kargaşalıktan dolayı aynı yıl
Niş'e gönderilmiştir. Bu esnada Vidin Komutanı Yaver Paşa, Anadolu'da başka bir
vazifeye memur edildiği için yerine Osman Paşa getirilmiştir. Osman Paşa
1876 yılında Osmanlı Devletine savaş ilan eden Sırplara karşı başarılı
mücadelelerde bulunarak 6 Ağustos 1876'da Zayçar'ı zaptetmiştir. Bu başarısından
dolayı kendisine ikinci rütbe Mecidiye Nişanı ile Müşirlik rütbesi verilmiştir.
Osman Paşa'yı unutulmaz yapan ve ününü Dünyaya duyuran hiç şüphesiz Plevne
Muharebelerinde göstermiş olduğu olağanüstü başarılarıdır. Bu muharebelerde,
kendi kuvvetlerinden kat kat üstün olan düşman kuvvetlerine karşı harp
okullarında ders olarak okutulan savunmalarda bulunmuştur. Osman Paşa'nın Plevne
Muharebelerinde göstermiş olduğu bu başarılar üzerine kendisine II. Abdulhamit
tarafından Gazi'lik beratı verilmiştir. Gazi Osman Paşa düşmanları tarafından da
takdir edilmiştir. Nitekim Huruç Hareketi sırasında yaralanarak esir düştüğü
sırada, kendisinden alınan kılıcı, Rus Başkumandanı Grandük Nikola tarafından
esirlik kurallarına aykırı olarak iade edilmiş ve bir misafir gibi
ağırlanmıştır. Gazi Osman Paşa, Plevne muharebelerinden sonra, esir olarak
gittiği Rusya'dan II. Abdulhamid'in girişimleriyle 13 Mart 1878 tarihinde
İstanbul'a dönmüştür. İstanbul'a dönüşünün ertesi günü Hassa Müşüriyeti'ne
getirilmiştir. 5 Kasım 1878 tarihinde de Mabeyn Müşirliğine tayin edilmiş ve
ölünceye kadar bu görevde kalmıştır. Gazi Osman Paşa'nın mevcut vazifeleri
muhafaza edilerek, 12 Aralık 1878 tarihinde Seraskerliğe tayin edilmiş ve Temmuz
1880 tarihine kadar bu görevde kalmıştır. Daha sonra bu göreve 3 defa daha tayin
edilmiş ve takriben 7 yıl bu görevde kalmıştır. Gazi Osman Paşa, sükunetli
ve sabırlı bir ruh yapısına sahipti. sade yer , sade giyer, dünya nimetlerine
karşı ihtirası görülmezdi. vazifesi dışında münzevi bir hayat yaşardı. muharebe
meydanlarında yemeklerini az ve tek başına yer, abur cubur şeyler yemekten
şiddetle kaçınırdı. Hayatta en büyük zevki, kendisine emanet edilmiş
askerleriydi. onların her türlü dertleriyle ilgilenir, askerlerini korkutarak
değil sevgiye dayanarak yetiştirirdi. Emri altındaki erlere, subaylara örnek
teşkil etmek bakımından Plevne Muharebeleri esnasında Plevne'de kendisine tahsis
edilen evde ikamet etmeyerek, askerler gibi çadırında ikamet etmiş ve onlarla
aynı şartları ve imkanları paylaşmıştır. Gazi Osman paşa mağlubiyet diye bir
kelimeyi tanımak istememiş hadiseler en kötü bir şekil aldığı zaman bile onun
itidali sükuneti ve itimadı sarsılmamıştır. Tüm olumsuz şartlara rağmen ne
kaçmak ve nede teslim olmak onun bir an bile aklına gelmemiştir. Gazi Osman
Paşa'ya duyulan sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar
söylenmiş ismi kasabalara, semtlere ve okullara verilmiştir. O kazanmış olduğu
haklı şan ve şöhretinden dolayı her zaman saygı, hürmet ve minnetle
anılacaktır.

Bu
toprağa nice canlar verildi,
Haindir ülkemi satan diyorum,
Zalimler ordusu yere serildi,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Toprağını sürdüm ekini biçtim,
Ekmeğini yedim suyunu içtim,
Asker olmak için sıraya geçtim,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Bir
elimde silah birinde kuran,
Geldi diyorlar bak şehitlik sıran,
Babam bile olsa karşımda duran,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Gözümü kırparda durursam beri,
Korkarda bir adım atarsam geri,
Kalbime saplayın tüm süngüleri,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Mehmetçik sınırda nöbet tutuyor,
Bütün sevdikleri rahat yatıyor,
Kalbi vatan vatan diye atıyor,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Ağlamasın anam ağlamasın yar,
Vatan için ölmek olurmu hiç ar,
Size ahirette şefaatim var,
Önce vatan sonra vatan diyorum.
Sedat Kocabey
Kara Toprak
Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
Ne Bir Vefa Gördüm Ne Faydalandım
Her Turlu İsteğim Topraktan Aldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Koyun Verdi Kuzu Verdi Sut Verdi
Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
Bana Turlu Turlu Meyva Yetirdi
Her gün Beni Tepesinde Götürdü
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Karnin Yardim Kazma İle Bel İle
Yüzün Yırttım Tırnak İle El İle
Yine Beni Karşıladı Gül İle
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
Bunda Yalan Yoktur Herkesler Gördü
Bir Çekirdek Verdim Dört Bostan Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Havaya Bakarsam Hava Alırım
Toprağa Bakarsam Dua Alırım
Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Dileğin Varsa İste Allah'tan
Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
Cömertlik Toprağa Verilmiş Haktan
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın Kul Da Allah'a
Hakkin Gizli Hazinesi Kara Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Bütün Kusurlarımı Toprak Gizliyor
Merhem Calip Yaralarımı Tuzluyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Her Kim Ki Olursa Bu Sırr-ı Mazhar
Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
Gün Gelir Veysel'in Bağrına Basar
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Aşık Veysel ŞATIROĞLU
Karayılan
Atına binmiş de elinde dizgin
Vardığı cephede hiç vermez bozgun
Çeteler içinde yılanım azgın
Vurun Antepliler namus günüdür
Vurun Antepliler kavga günüdür
Sürerim sürerim gitmez kadanım
Fransız kurşunu değmez adama
Benden selam olsun nazlı anama
Analar da böyle yavru doğurmuş
Analar da böyle yiğit doğurmuş
Karayılan der ki harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Antepliler namus günüdür
Vurun Antepliler kavga günüdür
AKINCILAR
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
Haykırdı ak tolgalı beylerbeyi ``ilerle''
Bir yaz günü geçtik tunadan kafilelerle
Şimşek gibi atıldık bir semte yedi koldan
Şimşek gibi Türk atlarının geçtığı yoldan
Bir gün yine doludizgin atlarımızla
Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla
Cennette bu gün gülleri açmış görürüzde
Hala o kızıl hatıra gitmez gözümüzde
Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yahya Kemal Beyatlı
|
| |