|
Bismillahirrahmanirrahim
Besmele her hayrın başıdır.
Kalbiniz seraba aldanmıyorsa, tam değil demektir susuzluğunuz.
Sadece susayan aramaz suyu, su da susayanı arayadurur.
Ben Cafer ÜRETİR
1961 yılında Turhal Taşlıhöyük köyünde doğdum. İlkokulu Kuşoturağı ve
kendi köyümüzde, Ortaokulu Zile Feyzi Çakmak ve Turhal Lisesi Ortaokulunda okuduktan sonra, Turhal Ticaret Meslek Lisesini bitirdim. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi ikinci sınıfından ayrıldım. 1983 yılında işe başladığım Karadeniz Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinde ve Birliğe bağlı çeşitli Kooperatiflerde görev yaptım. Son olarak Zile Kooperatifi Müdürlüğü görevinden 30 Aralık 2004 tarihinde istifa ederek ayrıldım.
Türmob Tokat şubesi üyesiyim.
Evliyim, bir kız, iki erkek çocuk babasıyım. Halen Turhal Müftü Mahallesinde ikamet etmekteyim.Emekliyim.
Atalarımız:
Aslen Tercan Aktaş köyünden göç etmişiz. Büyük dedem orada şehit olmuş. Babamın babası ve diğer akrabalarımızdan küçük yaşta olanlar Rus Ermeni işgali esnasında göç etmişler. Büyük olanlar orada kalmış
Rus ve Ermenilerle savaşmışlar.(1877-1878)Savaş sonunda büyük
dedemin kardeşi ile babaannemin babasının şehit olduğu haberi alınmış
ama dedem ve diğer akrabalarımızın akıbeti bilinmiyor. Söylenenlere göre
Ermeni canilerce katledildikleri. Anne tarafım da Bayburt tan gene aynı
yıllarda aynı nedenler ile göç edip muhacir konumuna düşenlerden. Bayburt
Erikdibi (Paynik) köyünden göç etmişler. Allah bütün geçmişlerimizin ruhunu şad
eylesin.
CENNET VE CEHENNEM
(Gerçek Dostluğa dair ibretli bir yazı
lütfen okuyun.)
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada
birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz
bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. Adam çok susamıştı.. Biraz su
bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir
manzaranın karşısında buldular.. Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından
yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın..
Adam
köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Affedersiniz..Burası neresi?''
Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim" Adam bunun üzerine sevinçle
"Harika...!!!" dedi. "Peki bana biraz su verebilir misiniz?
Gerçekten çok susadım".... Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri
girin...İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....." Böylece adam
köpeğine döndü, "Hadi
oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... ama kadın onu
birden durdurdu:
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez..hayvanları içeri
almıyoruz... " Bunun üzerine adam bir an durdu,düşündü ve geri dönüp köpeğiyle
birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... Bir
süre geç tikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular, ve
yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık
elbiseli bir dede çıktı... Adam
sordu: "Affedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??" Dede "İçeri gel"
dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..."
Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?"
Dede " Tabii..."dedi.. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir
kase bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi...
biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu..
Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek
susuzluklarını giderdiler....
Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu: "Su için
çok teşekkür ederim...
Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet" dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama
nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik
ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..."
Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... " ama orası
Cehennem.." Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası
sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor
musunuz..??"
Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz...çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi
arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."
Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın. Bir dostun derdine herkes
üzülebilir,bu çok kolaydır.
Bir dostun başarısına sevinebilmek ise sağlam bir
karakter gerektirir..
Bu mesajı kime isterseniz ona gonderin... Hayata değer bir yasam,
sevmeye değer bir aşk, dostluğa değer bir arkadaşlıktan asla vazgeçme. Ne
eksik ne fazlasını ara ve seni üzenle asla uğraşma!
Allah'ın gülü dikenli olarak yarattığından şikayet edeceğinize, dikenler arasında bir gül yarattığına şükredin.
Dost Kimdir ?
Dost, onunla beraberken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin, ruhunun bütün gizliliklerini ona açabileceğin biridir.
Onunla beraberken serbestçe nefes alabilir, ona içinden gelen her şeyi söyleyebilir, bütün boşşeylerini, kıskançlıklarını ve saçmalıklarını itiraf edebilirsin.
O, anlayışlıdır. Onunla ağlayabilir, gülebilirsin.
Onun, yanında kendini açıkca gösterebilmek cesaretini bulabileceğin birisidir.
|
|
ANNELERİN GÜNÜ
HAYATIN İÇİNDEN
CÜNEYD SUAVİ
On yıl öncesine kadar ,Anneler Günü ne hiç önem vermezdim.
Eğer aklıma gelirse, bu işi bir telefonla geçiştirir, unuttuğumda ise; anacığımın sınırsız şefkatine güvenerek
bir dahaki sefere derdim.
O zamanlar ben, şimdiki gibi Adapazarında otururdum. Annem ise,
İstanbul daki evinde yaşar, benim veya kardeşlerimin ısrarlı davetlerine rağmen:
Ben burada daha rahatım evlâdım, derdi. Ara sıra beni yoklayın yeter.
Esasında bizim rahatsız olmamızdan korkar ve bu hassasiyetini, yavrularından uzak kalmanın verdiği acısına kalkan yapardı.
Ve şimdi...
Yani tam on yıl sonra
Artık anneler gününü unutmayacağıma, bunu yılın her gününe yayacağıma ve ona ayırdığım hediyemi günü gününe vereceğime yemin etmiş durumdayım.
Ve Allah biliyor ki, bu hediyeyi o günden bu güne kadar bir kere bile ihmâl etmiş değilim.
Sabah namazlarından sonra kabrine gönderdiğim bir yasin-i şerifi, eminim ki hemen yanı başında yatan babamla birlikte paylaşıyordur.
İNSAN OLMAK
Tayinini çıktığını öğreneli bir hafta olmuştu. İlk valilik denemesi olan şehrinden ayrılma düşüncesi hüzün veriyordu. Eşyaları kamyona yükleyen işçileri seyrederken birden dört yıl öncesini hatırladı. Kendinden önceki vali de bu lojmanda oturmuştu ve onunla bu evden taşınırken tanışmışlardı. El sıkışmaları bile ne kadar zor olmuştu. Evin içinde bir sürü insan onu uğurlamaya gelmişti , hatta ağlayanlar bile vardı. Oysa şimdi kendisi taşınıyordu ve eşi ve çocuklarından başka kimse yoktu. O bu düşünceler içinde iken kendinden önceki valinin de çok hürmet gösterdiği yaşlı istiklal savaşı gazisinin sesiyle irkildi. Evlat, dedi , nedir bu halin ? buradan ayrılmak biraz hüzün verdi, dedi vali. Hüznünün gerçek sebebini söylemediğini yaşlı gazi de anlamıştı.
Söyle evlat söyle senin bir şeye canın sıkılmış dedi yaşlı gazi. Vali artık dayanamadı ve dört yıldır buradayım bir sürü insanla tanıştım daha düne kadar etrafımda olan insanlardan şimdi hiç biri yok . oysa benden önceki vali taşınırken kalabalıktan evin içine girememiştim dedi. Yaşlı gazi ibretli bir gülümseme ile ;
- Bak evlat okumuşsun güzel mevkiler edinmişsin ama insanlara hep yukarıdan bakarsan , yanına gelene gülümsemezsen büyüğünü küçüğünü tanımazsan böyle olur. Valide olsan , padişah da olsan önce insan olmayı öğrenmelisin dedi.
Vali oldukça sarsılmıştı. Yaşlı gazi açık konuşmuştu. Yerinden kalktı yaşlı gazinin elinden öptü ve ikazından dolayı teşekkür etti. Sonra zorlada olsa gülümseyerek vali olmanın her şey olmadığını anladım. Bundan sonra insanların yanında hareketlerime daha dikkat edeceğim dedi. İyi bir insan olursan insanlar arasında sevilirsin dedi yaşı adam ve aheste adımlarla oradan ayrıldı.
ALLAH VARDIR VE BİRDİR
soru:madem,her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre
oluyor.o halde insanlar niçin cehenneme gidiyor?
cevap:evet her şey bir kader defterinde yazılı ve her şey ona göre
oluyor.ama,defterde yazılı olduğu için o şey olmuyor.
mesela;meteoroloji uzmanı,uydudan gelen fotoğraflara bakarak geleceği
görebilmektedir.bir insan ne kadar yükseğe çıkarsa hem görüş alanı genişler
hem de geleceği görebilir.uzman görüyor ki,Türkiye”nin batısından yağmur
bulutları geliyor.bulutların hızını ve yönünü hesaplayarak,hemen defterine
şunları yazıyor,”yarın Türkiye bulutlu ve yağışlı olacak”.bulutların gelmesine
bir gün var.bir gün sonra Türkiye bulutlu ve yağışlı olsa;acaba meteoroloji
uzmanı bir gün önceden deftere,bu olayı yazdığı için mi olaylar oluyor?yoksa
uzman olayları uydudan önceden gördü demi yazdı.
doğru cevap,gördü de yazdı.yazdığı için olaylar olmamakta,fakat olayın öyle
olacağını önceden görüp yazmıştır.
mesela,aklı başında bir kişiyi, siz sırtınıza alsanız,nereye gitmek istersen
seni oraya götüreceğim deseniz,diyelim ki iki yol var biri,tehlikeli yol, öteki
tehlikesiz yol.siz baştan o kişiye uyarıda bulunarak her iki yolun durumunu
anlatsanız buna rağmen,o kişi beni tehlikeli yoldan götür dese,o tehlikeli yolda
başına bir kaza gelse ,size diyebilirim ki,bak senin yüzünden başıma bu kaza
geldi diyemez.çünkü kendi iradesiyle tehlikeli yolu seçmiştir.götüren
değil,isteyen suçludur.Güç ve kuvvet yalnız Allah”tandır.bunu felçli hastalar
daha iyi bilir.Götüren Allah”tır, fakat tehlikeli yolda gitmek isteyen,insan
suçludur. İnsan başıboş bırakılmış da değildir. Çünkü,iradesi cüz”idir, bizatihi
kendisinde güç ve kuvvet yoktur.Zaten cüz”i iradesinden başka kendisine ait
günahları ve borçları vardır.sevaptaki hissesi ise pek azdır.Sevap işlemiştir
ama kimin ve neyin sayesinde sevap işlemiştir düşünmesi gerekir.
Allah;
bir zaman gayet zengin bir ressam,sergi açmak istemiş,fakat sahnenin gerisinde
durmuş kendisini konuklara göstermemiş.konuklara her türlü ikramı yapmış.sergiyi
gezen misafirler,harika resimlere bakmışlar,ne kadar güzel resimler diyerek
aralarında konuşurlarken birisi, ressamı göremediği için, acaba bu resimler
nasıl olmuştur diye bir soru ortaya atmış.bir kısım insanlar,bu resimler kendi
kendine olmuştur demişler.bir kısım insanlar resimleri tabiat
kanunlarının yaptığını iddia etmişler.bir kısım insanlar ise resimleri,resmi meydana
getiren,boya,fırça, tablo birlikte bu resmi kafa kafaya vermişler meydana
getirmiştir demişler.bir kısım insanlar ise,harika resimleri ancak bir ressam
tarafından yapılabileceğini söyleyerek,kendilerine ikramda bulunan ressamı
içeriden,alkışlar ile davet edip,kendisiyle tanışmış ve teşekkür etmişler.işte
biz o ressama Allah diyoruz.ressamdan farkı, gerçek ve canlı resimler
yaratmasıdır.
Resim,ressamın bir parçası olmadığı gibi, ressam da, resmin bir parçası
değildir.
Soru:Peki,Allah”ı kim yaratmıştır?sorusu(şeytanın insanları kandırmak için
sorduğu sorudur) genellikle insanların kafasının karışmasına yol açmış,bu soruda
takılıp kalmışlardır. İnsanların bu sorunun cevabını bulmaya
çalışması,nafiledir.
mesela, diyelim ki bir saraya girmek için yüz kapı var,ama bir kapı kapalı ve
sarayın sahibi ancak o kapıyı açabilir ve anahtarda sadece ondadır.Dışarıdan
saraya girmeye çalışan biri,açık doksan dokuz kapının herhangi birinden içeri
girebilir.Fakat kapalı kapının önünde durup o kapıyı açamayınca,bu saraya
girilemez diyemez,Çünkü diğer doksan dokuz kapı açıktır.Aynen öylede,Allah”ı kim
yaratmıştır, sorusu diyelim ki kapalı bir kapıdır.O kapının anahtarı sadece
ondadır.Allah”a inanmak için doksan dokuz kapı açıktır.Ama inat edip,kapalı
kapının önünde durmak ve saray sahibini inkar etmek ve açık kapıdan saraya
girmemek akıl karı değildir.Peki Allah yoksa,bu kainatı kim yaratmıştır? bu
kainat nasıl olmuştur?yani yukarıdaki harika resimler nasıl olmuştur? sorusunun
cevabını inat edenlerin vermesi gerekir.
İlmin kapısı Hz.Ali şöyle der,”Varsayalım ki inanmayan inat edenlerin dediği
gibi Allah,ahiret,cennet,hesap kitap, vs.yok.Ne inanana bir şey olur,nede
inanmamakta inat edene.Ama ya varsa,”inanana yine bir şey olmaz ama inanmamakta
inat eden; işini şansa bırakmış olur ki buda akıl karı değildir.
Tevekkül ve dua
bir çifçi,evvela(önşart);ürün almak için,1-toprağını nadasa koyacak,2-toprağını
sürecek,tohumu dikecek,3-sulayacak.vb.fiili dua edecek.
Sonra; Allah”a ,ürün vermesi için kavli(sözlü) dua edecek.Çünkü bir afet gelir
ürünü alıp götürebilir.Mesela;Çekirge ve sel afeti gibi.Şartlardan birinin eksik
olması,neticeye engeldir.
Dua eden kişi için o istediği, kendisi hakkında hayırlı olup olmadığını dua eden
bilemez.O halde duam niye,niçin kabul edilmedi diye,üzülmemelidir.
Mesela,Bir anne ve baba hiçbir zaman çocuğunun kötülüğünü istemediği için
,terbiyeye muhtaç çocuğunun her istediğini de yapmaz .Bu imtihan
dünyasında,sınırlı ve kayıtlı olduğumuz için her istediğimizi elde edemeyiz,her
istediğimizi yapamayız.Fakat her istediğimizi elde edecek ve her istediğimizi
yapabileceğimiz bir yer vardır ki o yere cennet derler.
Her şeye muhtaç olan kişinin , Samet olan Allah”ın kapısını çalması doğru bir
şeydir.Yanlış olan, her şeye muhtaç bir kişinin, kendisini hiçbir şeye muhtaç
olmadığını zannetmesi ve dua etmemesidir.
Şeytan,
Şeytan”ın aslı cin olup ateşten yaratılmıştır.İnsanın apaçık,bir
düşmanıdır.Mahlukatı,Allah”a düşman etmek için fırsat kollar. Bu hayatı insanlar
için cehenneme çevirmeye çalışır. İnsan, şeytan”dan her bakımdan üstündür.Fakat
şeytanı da hafife almamak gerekir.Çünkü Hz.Adem babamız ile Hz.Havva annemizin
cennetten çıkmasına vesile olmuştur.Biz şeytanın inadına,bu dünyayı cennete
çevirmek için çalışmalıyız.
Sakın sizi şeytan, Allah Affedicidir diye yanıltmasın.Çünkü,Allah af edicidir
ama, kul hakkı hariçtir. Şeytan,Allah”ı inkar etmemekte ama,O”na düşman
olduğu,iman etmediği için ezeli ve ebedi olarak cehennemden çıkamayacaktır.
İnkar etmemek ayrıdır,iman etmek ayrıdır,hiç inanmamak ise,hiçmi hiç akıl karı
değildir.
İnsanlar korku ile ümit arasında olmalı. Acaba cennetlik miyim, yoksa
cehennemlik miyim sorusunu merak etmek yerine, en kötü ihtimali göz önüne alarak,
tedbirimizi almak; daha akıllıca bir iş olsa gerektir.Allah’tan ancak ona
inanmayanlar,ümidini keser.Son nefese kadar,kimin ne olacağı,(şeytan hariç)bizce
meçhuldür.Cennet ucuz olmadığı gibi,cehennem dahi lüzumsuz değildir.
Din,
Her semavi hak dinler,medeniyetin ve insanın maddeten ve manen yükselmesini,daha
iyiye ve ileri gitmesini savunur. İslam,bir lokma bir hırka felsefesine
karşıdır.Yarın ölecekmiş gibi, ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya teşvik
eder,İki günü aynı olan ziyandadır,komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir,
haksız yere bir insanı öldüren,tüm insanlığı öldürmüş gibidir, düşüncesini
savunur.Tek ilah vardır. O ilahın adı Allah”tır.
Zerrece Allah”a imanı olan ve O”na düşman olmayan herkez, hesaptan sonra cennete
girecektir. İslam; Peygamberi Hz.Muhammed”tir,Kitabı Kuran-ı Kerim”dir. Bir
Müslüman,hem İncile,hem Hz.İsa”ya, hem,Tevrata, hem Hz.Musa”ya yani tüm semavi
kitap ve peygamberlere zaten inandığı için din değiştirmesi, akıllıca bir iş
değildir.
Namaz,
Dininin direğidir.Bir insan,Allah”ın benim namazıma ihtiyacı yoktur,demesi,hasta
birisinin,doktora “ey doktor senin ilaca ne ihtiyacın var demesine benzer
ki,Allah”ın bizim namazımıza elbette ki ihtiyacı yoktur,bizim namaza ihtiyacımız
vardır.Bedenin havaya ve suya ihtiyacı olduğu gibi, ruhunda manevi gıdaya
ihtiyacı vardır ki o gıdalardan biriside “Hu” kelimesidir.İnsanlar her nefes
verişte bilmeden,gayri ihtiyari “hu” derler.Hu ,Allah demektir.Aslında her şey
Allah”ı anmaktadır.İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin sebebi ve hikmeti ,Allah”ı
tanımak ,O”na dua ve ibadet etmektir.
Hayat,
Helal şekilde; Çalışınız,kazanınız,yiyiniz,dağıtınız,paylaşınız,ama israf
etmeyiniz.Kara günler, yaşlılığınız ve ahiret içinde,azık ayırınız. İlimin
,malın ve kuvvetin önemini fark ediniz.Bunları insanlığın hayrı için ve helal
bir şekilde kullanınız.
Şeytanın,dünyayı fesada veren ve insanlar için dünyayı cehenneme çeviren,sen
çalış ben yiyeyim ve ben tok olayım başkası açlıktan ölsün bana ne düşüncesini
,ortadan kaldırmak ve sosyal dengeleri kurmak için çalışmak insanlığa yapılacak
en büyük hayırlardan biri olsa gerektir.
İlim,
Bir zaman iki ayna var imiş,her iki aynada yüzlerini gökteki güneşe
çevirmiş,aynalarda akseden,tecelli eden güneşi bir insanın yüzüne her iki ayna
da çevirdiğinde insanların gözlerini kamaştırmışlar. Aynalardan biri
gururlanarak ben insanın gözlerini kamaştırdım diye gururlanmış ve kendisinde
bir şeyler olduğunu tevehhüm, zan etmiş.Diğer ayna ise mütevazı bir şekilde,aslında
kendisinde bizatihi bir şey olmadığını,gökteki güneş olmasa hiç bir şeye
yaramadığını, önceki aynaya söylemiş. İşte gururlu ayna, sihir ve büyü gibi
zararlı ilimler ile ilgilenip insanları kendisinin etkilediğini zanneden şeytan
gibidir.Ama mütevazı ayna ise mucize ve kerametin asıl sahibinin kendisi
olmadığını bilen ve faydalı ilimler ile ilgilenen bilge kişidir.Gıpta edilecek
kişi gökteki güneşin ısı ve ışığına mazhar olan kendisini güneş zannetmeyen ama
güneşi gösteren, kişidir.Bu aynaların en güzelleri peygamberlere aittir.en
kötüleri ise şeytan ve şeytan gibilere aittir. Şeytan ve şeytan gibi kötü
kişilerin şerrinden Allah”a sığınmak gerektir.Çünkü insanları ve insanlığı
tesirleri altına alabilmekte ve aldatabilmektedir.Her insan kabiliyeti
nispetinde güneşe mahzar olabilir ve olmalıdır da. Asıl olan aynayı insanlığın
hayrına kullanmak ve ayna olduğunu hiçbir zaman unutmamaktır.Aynadan kasıt insan,
güneşten kasıt ise,Allah’tır.
Güneş bize ışık ve ısısı ile çok yakındır,biz ise güneşe çok uzağız.Ama ayna
vasıtasıyla,bir nebze güneşin özelliklerini anlayabiliriz. Veya uzay mekiği ile
güneşin hakiki nuruna ve ısısına yaklaşabiliriz onu yakından inceleyebiliriz
ki,bunu miraç hadisesinde Hz. Muhammed bizzat refref’e binerek çok kısa bir zaman
zarfında yapmıştır. Cenneti,cehennemi ve kainatın yaratıcısını görmüş, gidipte
gören mi var veya gidipte dönen mi var sorusunu da cevapsız bırakmamıştır.Mesela,
koca bir kütlesi olan dünyamızı,vasıtasız ve çok süratli birşekilde götüren ve
döndüren, bir insanı elbette ve evleviyetle daha hızlı ve kısa bir sürede
götürmeye ve geri getirmeye muktedirdir ve öylede olmuştur.
İnsanlığa faydalı bilgileri, tanıdık,tanımadık,başkaları ile de
paylaşınız,yayınız. Ben bu bilgileri bilmiyordum,bana kimse öğretmedi diyen
kişinin hesabı,bilenden, bildiği halde susandan ve yaymayandan sorulacaktır.
Malın zekatı olduğu gibi,ilminde zekatı ve kuvvetinde bir zekatı vardır.Bilen
ile bilmeyen bir değildir.İlim mümin”in yitiğidir, nerede olursa alır.İlim
Çin”de de olsa alınız.Hayatta,en hakiki murşit ilimdir. Faydalı tüm ilimlerden
istifade ediniz,ettiriniz. Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.
Okuyunuz,okutunuz.Ne demiş yunus emre,’İlim ilim bilmektir, ilim kendin
bilmektir,sen kendini bilmez isen ilim nice okumaktır.’
Ruh nedir
Ruh insanın aslıdır,kendisidir.Mahiyeti,bir şekli sureti ve şuuru olan bir
kanundur, yerçekimi kanunu gibi,ama yerçekimi kanununun bir şekli, sureti ve
şuuru yoktur.Fakat dünyadaki işleri yapabilmesi için, ruh”un elbisesi,bineği
mahiyetinde olan bedene ihtiyacı vardır.Ruh katiyen bakidir,yani ölümsüzdür. Ey
insanlar,baki bir aleme gideceksiniz,o halde hazırlıklı olun.Ölüm,ruhun bedenden
çıkması daha önce vefat etmiş olan sevgili anne ve babanızın ve dostlarınızın
yanına gitmektir.
Mesela :bir şoför nasıl aracından inince araba hiçbir işe yaramaz ise,ruh”ta
beden aracından inince, beden hiçbir işe yaramaz.Kabre konan bedendir.Siz
ruhsunuz.Ruh berzah alemine gitmektedir. ölüm yokluk ve hiçlik değildir.Kim yok
olmak ister ki,Ezeli ve ebedi bir Allah”ın sevgili mahlukatı da ebedi
olmalıdır.Fakat mahlukatın ebediliği bizatihi değil,Allah”ın dilemesiyledir.
Ey insanlar ve cinler ezeli ve ebedi cennete girmek,ebedi yaşamak,her istediğini
yapmak ve Allah’ı görmek istemez misiniz.
Ey sevgili ruh,bunun için Allah’a şükretmeli ve iman etmeli değil misin.
HULASA :
Allah,birdir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur,ne bir başkası O’nu yaratmıştır nede
O’nun bir çocuğu vardır.O’nun eşi ve benzeri yoktur. PANAMA KANALI
Bildiginiz gibi Panama Kanali Atlantik Okyanusu ile Pasifik
okyanusunu birbirine baglar. Bir okyanustan digerine
geçmenin en kisa yolu ya dünya turu yapmak, ya da Güney Amerika kitasini
çepeçevre dolasmaktir. Iki okyanusu birbirine baglayan
göl/kanal'in deniz seviyesinden yüksekligi ise 26 metredir. Bir okyanustan
digerine geçmek için gemiler yokus yukari çikamiyacagina göre kanali nasil
geçerler ? ( Bildiğiniz gibi daha önceleri Fatih Sultan Mehmed
Gemileri karadan yürütmüştü... İnsanoglu Allahın bahşettiği iman
Ve zeka ile neler yapiyor neler... ) Asagidaki linklerleri tıklayarak görebilirsiniz;
> > http://www.pancanal.com/eng/general/howitworks/como-tour1.html
> > http://www.pancanal.com/eng/general/howitworks/como-funcion1.html
> >
Profesör Konferans vermek üzere salona girmiş.
Salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama
konusunda tereddüde düşen Profesör sonunda seyise sormuş:
Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mı, yoksa
konuşmamalı mıyım?
Seyis cevap vermiş: "Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan
anlamam.
Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin
kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim."
Bu sözlere hak veren Profesör konferansa başlamış. İki saatin
üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan sonra
kendini mutlu hissetmiş,
dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylanmasını
isteyerek sormuş:
"Konuşmayı nasıl buldun?"
Seyis cevap vermiş: "Hocam sana daha önca basit bir adam
olduğumu ve bu
konulardan pek anlamadığımı söylemiştim.
Gene de eğer ahıra gelir biri dışında tüm atların kaçtığını
görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi
ona verip hayvanı
çatlatmazdım."
MİLLETİM RAHAT UYUSUN...
İzmir işgalden kurtulmuş. Paşa ve yanındakiler Ankara'ya hareket edecek.
Herkeste vatan için yaşamanın huzuru ve şehitlerin hazin anıları var, tabiî ki
tatlı da bir yorgunluk.
Trene binerler, kompartımanlara çekilirler. Yorgun bedenler düşer bir bir sert
koltuklara...
Sabah olduğunda yaveri Ata'nın kompartımanının kapısını çalar. Ata kapıyı açar.
Yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır. Yaveri "Paşam bu ne hal hiç uyumadınız
herhalde niye böylesiniz?!" der.
Ata yavere bakar. Savaş meydanlarında yırtıcı bir kurt gibi düşmana hücum eden
o koca abidenin bakışlarında, baba şefkati vardır. "Çocuk." der. "Kompartımanıma
yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi
yastık yaptım üşüdüm, bende uyumadım kalktım" diye devam eder.
Yaveri;
"Aman paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye
getirirdik".
Milletinin dertleriyle dertlenen, umuduyla umutlanan, varlığını Türk milletine
hediye eden büyük önder tüm insanlığa ibret bir cevap verir;
"Gec fark ettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım.
Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyuması".
Bugün servetlerine servet katarken yüzleri kızarmayan politikacılar halkın
karşısında her gün nutuklar atarken: halkını azarlamayı marifet sayan gelir
geçer yaratıklar bu büyük şahsiyet karşısında ne kadar küçük olduklarını
anladıklarında bugünkü kompleksleri daha da artacak belki ama olsun herkes
aynaya bakmalı. Gerçeğiyle yüzleşmeli.
Aklın yolu birdir. Ya bağımsız vatanımızda müreffeh yaşayacağız ya da
başkalarının peykinde şerefsiz, onursuz, namussuz bir hayat bekliyor. Milletim
esir yaşamaktan ölmeyi yeğler. Benim zaferden şüphem olmadı hiç ama üzüntüm
çocuklarımıza, kadınlarımıza...
COK
ÒNEMLI OLABILIR LUTFEN OKUYUN!
>> Mangal yaparken aniden Sinem'in ayağı takıldı ve düştü. Hemen
>>Ambulans'a haber vermek istedilerse de Sinem buna karşı çıktı - kendisini
>>iyi hissettiğini ve düşmesine sebep olarak da ayakkabılarının yeni
>>olduğunu gösterdi.
>>Biraz titrek ve solgun göründüğünden, arkadaşları üstünü basını
>>temizlemeye yardımcı oldular ve önüne dolu bir tabak koydular, çünkü
>>elindeki tabağı düşürmüştü.
>> Sinem aksama kadar diğerleriyle birlikte eğlenmeye devam etti.
>>Esi aksam olduğunda hepimizi arayıp Sinem'in hastaneye kaldırıldığını
>>haber verdi.
>>Aksam saat 23:00'te Sinem vefat etmiş. Meğer Mangal yaparken Beyin
>>Kanaması geçirmiş.
>> Eğer herhangi biri bunun bir Beyin kanaması olduğunu anlasaydı Sinem
>>Bugün hayatta olurdu.
>>Lütfen ekteki yazıyı dikkatle okuyunuz:
>> Bir Nöroloji Uzmanı söyle der: Önemli olan Beyin kanaması teşhisini
>>koymak ve 3 saat içerisinde bunu tedavi ettirmek, ki bu hic de kolay değil.
>>Beyin kanaması olduğunu anlamak için aşağıdaki dört adimi uygulamak
>>gerekir:
>>Beyin kanaması semptomlarını anlamak çok zor olabilir. Fakat bu konuda
>>bilgisiz olup beyin kanaması geçiren kişiye müdahale edilmezse, beyini
>>çok ciddi zararlar görebilir.
>> Doktorlar, artık herkesin aşağıdaki 4 adimi uygulamakla, bunu kolayca
>>anlayabileceğini söylemektedir.
>> 1. Kişinin gülümsemesini istemek (eğer yapamazsa = Felç demektir)
>> 2. Kişinin çok basit bir cümle söylemesini istemek ("Bugün çok güzel bir
>> gün") gibi.
>> 3. Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek.
>> 4. Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. Eğer yamulmuşsa bu da
>>felç geçirdiğine işarettir.
>> Eğer kişi bu dört adımdan birini yerine getiremiyorsa - "lütfen" derhal
>>acil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.
>> Unlu bir Kardiyolog - "Eğer bu açıklama 10 kişiye ulaşırsa, emin olun ki
>>en az bir kişinin hayati kurtulur" demiş.

Bu sitedeki bilgi ve belgeler
kaynak gösterilmeden kullanılamaz. |
|
|
SEVDİKLERİNİZE GÜL VERİN, GÜLÜNÜZ YOK İSE GÜLÜVERİN...
İYİ BİR BABA OLMANIN VASIFLARI
Baba zararlı alışkanlık sahibi olmamalı (yapılan araştırmalarda alkolik babaların kız çocuklarının genellikle alkoliklerle evlendiği gözlemlenmiştir.) D. CÜCELOĞLU İÇİMİZDEKİ ÇOCUK
Zehirli terbiye edici olmamalı. (Çocukları sürekli eleştirip onları yargılama ve onların bir şey bilmediğini empoze etme her zaman baba ve anne doğru söyler ve doğru yapar çocuklar hep geridedir.)
İyi bir baba terk edici değildir.(terk etme de ruhen ve bedene olmak üzere ikiye ayrılır.Çocuğu dövmek dayak cennetten çıkmadır hocanın vurduğu yerde gül biter gibi sözlerle çocuğu dövmek bedensel terk ; çocuğun heyecanlarını ,duygularını fikirlerini dile getirmesine izin vermemek de ruhsaL TERKTİR. Böyle büyüyen çocuklar hayatları boyu pısırık olarak kalırlar.
İyi bir baba sözü ve özü aynı olan babadır. Yapmadıklarını çocuklara aktarmaz yaptıklarını da faydalarıyla birlikte aktarır.( Sigara içen bir babanın hali...)
İyi bir baba faaliyet tutkunudur.Onun boşa harcayacak zamanı yoktur.( ABD de arkadaşım beni ziyarete gelecek derseniz hemen ardından şu soruyu alırsınız birlikte ne yapacaksınız?
İyi bir baba en iyi sonuçlar için lütfen diyen babadır.Lütfen sessiz olur musun demeli. (sesiz ol oğlum, sessiz ol len, otur şuraya, oğlum sus,vs.) dememeli . Bu uygulama nezaketi öğretir.
İyi bir baba iyi bir ödüllendiricidir.Çocuğumuzun en ufak başarısında ona hediye verme ,hediye veremiyorsak ona teşekkür edip onunla gurur duyduğumuzu söyleme ondaki çalışma azmini artıracak va yeni başarılara koşacaktır.
AMA !!!!!!!
Onun hataları karşısında da affedici doğuyu gösteren kişi olmalıdır.Beceriksiz ,sen zaten hiçbir şeyi yapamıyorsun ,geri zekalı, aptal, bak Ahmet e o niye başarılı oluyor elin çocuğu çalışıyor bizimki yatıyor vs. gibi laflar gelişmelerin önüne set çekecek ve çocuk iyice içine kapanacak babasından nefret etmeye başlayacaktır.
En büyük hatamız da başarısızlığın bir olay olduğunu bilmeyişimiz. Başarısız olan bir olaydır insan değildir.
İyi bir baba sevgisini gizlemez evladına zaman zan onu çok sevdiğini kimseyle kıyaslanamayacağını söyler.Zaten sevgiye kelepçe vurulamaz.
İyi bir baba mükemmel bir yardımcıdır. (Bir çocuğa söylenebilecek en iyi şey yardımcı olabileceğimiz zamanlarda sana yardımcı olmama izin vermez sen yardımcı olacağım zamanlarda ben de sana yardım etmem) cümlesi olacaktır.
İyi bir baba iyi bir dinleyicidir.(çocuğumuzun sıkıntılı olduğu anlar herhalde durumundan belli olacaktır. Bu durumda onunla karşılıklı oturup dertleşmeli onu dinlemeli ve çözüm yolları göstermelidir.
İyi bir baba patron değil (iş veren) iş arkadaşı mesai arkadaşıdır.
İyi bir baba kim olduğunu nasıl ve niçin, kiminle yaşadığını bilen ve hayat yolunu ona göre çizen insandır
KAÇ KIRLANGIÇ KOVALADINIZ ?
>
>Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün
>cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna
>olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.
>Tık... Tık...Tık...
>Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş. meşgulmüş!
>Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç,
>telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını
>açmış, sözcükler dökülmeye başlamış Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini
>niçinini sorma. Uzun
>zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi
>aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım. Adam birden parlamış: ?Yok daha
>neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi?
>Olmaz, alamam? demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç
>kuş, insana aşık olur mu?
>Kırlangıç mahcup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra
>tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: Adam,
>adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al
>beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam! Adam kararlı, adam
>ısrarlı: Yok, yok ben seni
>içeri alamam demiş. Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. işim
>gücüm var, git başımdan. Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın
>penceresine gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum
>dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek
>zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni
>eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın yalnızlığını
>paylaşırım, demiş.
>BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık meselesine
>içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan memnunum, demiş. Kuştan
>Onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz
>kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne
>eğmiş, çekip gitmiş.
>Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf
>etmiş: Hay benim akılsız başım; demiş. Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik
>bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini
>kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli Vakit geçirirdik
>birlikte. Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini
>rahatlatmayı ihmal etmemiş:
>Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri
>alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini
>beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar
>gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık
>beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama
>gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye
>gitmiş. olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:
>"KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR....
>" HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE
>DEĞERLENDİRMEZSENİZ UÇUP GİDER! HAYATTA BAZI İNSANLAR VARDIR,
>SADECE BİR KEZ KARŞINIZA ÇIKAR; DEĞERİNİ BİLMEZSENİZ KAÇIP GİDERLER! VE
>ASLA GERİ DÖNMEZLER!
>Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün bakalım; Acaba siz bugüne
>kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız? Belki de şu anda pencereniz
>de bir kırlangıç daha vardır.. Yine mi geç kalacaksınız?
VIETNAM`DAN DÖNEN ASKER
Vietnam'da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır;
Asker San Francisco'dan ailesini arar:
- Anne baba, eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.
- Memnuniyetle, onunla tanışmak isteriz diye cevapladılar.
Oğulları,
- Bilmeniz gereken bir şey var diye devam etti.
- Arkadaşım savaşta ağır yaralandı. Bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve onun gelip bizimle kalmasını istiyorum.
- Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki onun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.
- Hayır, anne, baba onun bizimle yaşamasını istiyorum.
- Oğlum dedi babası, bizden ne istediğini bilmiyorsun. Onun gibi özürlü biri bize korkunç bir yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.
Oğlu o anda telefonu kapattı ve ailesi ondan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler. Onu tanıdılar ve bilmedikleri bir şey daha öğrenince dehşete düştüler. Oğullarının sadece bir kolu ve bir bacağı vardı !...
BOYUNDAN BÜYÜK KARPUZ DİLİMİNİ YEMEĞE ÇALIŞIYORSUN, AFİYET OLSUN BEBEK!
FAKAT HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ? GÜNEŞ DIŞINA VURDUĞU HALDE KARPUZUN DIŞI YEŞİL, İÇİ KIRMIZI...
ÜSTELİK YEŞİLLE KIRMIZI ARASINDA BEYAZ BİR PERDE DAHA VAR...
|
|
NÜKTELİ SÖZLER
İyi bir okçu yayı ile değil hedefi ile bilinir...
İngiliz atasözü
--------
Eskiden bir insan ilim uğruna para harcardı.
Şimdi ise insanlar ilim sayesinde para kazanıyorlar. Zünnun el-Mısri
----------
İstediğini söyleyen, İstemediğini işitir.
---------
Neden iki kulağımıza karşılık bir dilimiz var?
Çok dinliyelim az konuşalım diye...!
-------------
İhtiyarlar dünyaya niçin gençlerden daha çok hırs gösterirler?
Gençlerin henüz tatmadıkları dünya lezzetlerini daha önce tatdıkları için.
---------------
BALTA SAPI
Şair Celal Sahir EROZON'a bir arkadaşı
;Hala bir baltaya sap olamadın, der.
O da: Ne yapayım Memleket balta sapı ile dolu der.
Bunu duyan Mehmet Akif cevabı çok beğenir ve şu beyti yazar
Ne odunmuş babanız olamadı bir baltaya sap
Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz
HAZIR CEVAP
Fransa Kralı III:Napolyon Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında alaylı bir şekilde Sen kendini Yavuz Selim'in Elçisimi zannediyorsun? demesi üzerine,
Ahmet Vefik Paşa büyük bir hazır cevaplılıkla, Öyle olsaydım siz burada İmparator olarak bulunamazdınız.
ADAMINA GÖRE
İncili Çavuş Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde,
Elbiseleri yamalı imiş.
Kral: Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? Deyince.
İncili Çavuş: Osmanlılar adama göre adam gönderirler! Cevabını verir.
Yahudi ve Kayserili Çocuk
Yahudinin biri, Kayseri'de bir çocugun elinde kiymetli bir boncuk görür. Çocuga eger elindeki o boncugu bana verirsen sana seker veririm diye kandirmaya çalisir. Çocuk da yahudiye:
" Seker alivermeme lüzum yok. Bir defa esek gibi anirirsan bu boncugu sana veririm", deyince, Yahudi çocugun istedigi gibi hemen anirir. Fakat çocuk boncugu yine vermez ve Yahudiye söyle der:
" Sen esek iken bu boncugun kiymetini biliyorsun da, ben insan oldugum halde bunun kiymetini bilmedigimi mi saniyorsun"
Kaynak: Ibrahim Siddik Imamoglu, Büyük dini hikâyeler, Cilt: 1, Osmanli yayinevi, Istanbul
KÖTÜ KARAKTERLİ ARKADAŞLIK
Kötü karakterli bir genç varmış.
Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye
bir çivi çak demiş.
Genç, birinci günde tahta perdeye 37 çivi çakmış.
Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi
çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakamamış.
Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüs. Gence Bugünden
başlayarak tartışmayıp
kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi sök demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki bütün çiviler
çıkarılmış.
Babası ona aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artik çok delik var.
Artik geçmişteki gibi güzel olmayacak demiş.
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.
Arkadasın bin defa affettiğini söyleyebilir ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç
duyduğunda yardımcı olur, seni dinler sana yüreğini
açar demiş.
EMEĞİN DEĞERİNİ
BİLMEYENLER
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmış...
Herkes bu ressamın yaptıklarını kusursuz kabul
edecek kadar beğenirmiş...
Ve onu "Renklerin Ustası" anlamına gelen Ranga Çeleri olarak tanısa da;
kisaca Ranga Guru derlermis...
Onun yetistirdigi bir ressam olan Raciçi ise
artik egitimini tamamlamis ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüs ve
ondan resmini degerlendirmesini istemis...
Ranga Guru ise;
- Sen artik ressam sayilirsin Racaçi.. Artik senin resmini halk
degerlendirecek. diyerek resmi sehrin en kalabalik meydanina götürmesini ve en
görünen yerine koymasini istemis. Yanina da kirmizi bir kalem koyarak halktan
begenmedikleri yerlere çarpi koymalarini rica eden bir yazi birakmasini
istemis. Raciçi denileni yapmis...
Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiginde görmüs ki, tüm resim çarpilar
içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüs tabii.Emegini ve yüregini
koyarak yaptigi tablo kirmizidan bir duvar sanki.. Alip resmi götürmüs
Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmis.
Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermis. Raciçi yeniden
yapmis resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüs. Tekrar sehrin en kalabalik
meydanina birakmasini istemis Ranga Guru... Ama bu defa yanina bir palet dolusu
çesitli renklerde yagli boya, birkaç firça ile birlikte... Ve yanina insanlardan
begenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazi ile birlikte birakmasini
istemis.
Raciçi denileni yapmis...
Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamis, firçalar
da, boyalar da kullanilmamis.. Çok sevinmis ve kosarak Ranga Guru'ya gitmis ve
resme
dokunulmadigini anlatmis..
Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara firsat verildiginde ne kadar
acimasiz bir elestiri saganagi ile karsilasilabilecegini gördün...
Hayatinda resim yapmamis insanlar dahi gelip senin resmini karaladi...
Oysa ikinci konumda onlardan hatalarini düzeltmelerini istedin, yapici
olmalarini istedin...
Yapici olmak egitim gerektirir... Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye
kalkmadi, cesaret edemedi...
Sevgili Raciçi Mesleginde usta olman yetmez, bilge de olmalisin.. Emegininin
karsiligini, ne yaptigindan haberi olmayan insanlardan alamazsin... Onlara göre
senin emeginin hiç bir degeri yoktur...
Sakin emegini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartisma...
Saygılarımla
KADININ GöREVi
Adamin birisi bir gün
hastalandi. O gün cani ise gitmek istemiyordu.
Karisi ne güzel hep evde
kaliyor, hiç ise gitmiyordu. Birden içinden allaha
söyle bir dua edecegi tuttu.
'Allahim hergün ise gidip, 8 uzun saat boyunca
evim ve esimin rahati için
çalisiyorum. Esim ise evde yalnizca oturuyor. Ne
olur, bir gün için benim
yerime geçip, ne zor bir hayat yasadigimi görmesini
sagla'. Hikaye bu ya.. birden
bire adamin dilegi yerine geldi. Ertesi sabah,
Adam, karisinin vücudunda
uyandi. Hemen yataktan firladi, esinin kahvaltisini
hazirladi, çocuklari
uyandirdi, elbiselerini hazirladi, onlarin da kahvaltilarini hazirladi, yedirdi,
beslenme çantalarini hazirladi, çocuklari okula götürdü, eve döndü.
Hemen evi toparladi,
yikanacak bulasiklari ve çamasirlari halletti.
Temizleyiciye götürülecek
olanlari eline alip, telefon faturasini ödemek
için Türk Telekom'a gidip
siraya girdi. Faturayi ödedikten ve
temizleyiciye ugradiktan
sonra aksam yemegi için alisverise gitti.
Eli kolu dolu bir vaziyette
eve döndü. Bu arada ögle olmustu. Evi,
özellikle yemek masasinin
altini elektrik süpürgesi ile süpürdü. Esyalarin tozunu
aldi. Mutfagi sildi.
Çocuklarin okuldan geldiklerinde yiyecekleri
keki pisirdi. Çocuklari
okuldan alma zamani gelmisti. Yolda onlarla sohbet etti.
Okulda olanlar konusunda
onlara akil verdi. Eve geldiklerinde, derslerini
kontrol edip, çalismalari
için masalarina oturmalarini sagladi, onlara süt ve
kekten olusan aksamüstü
yiyeceklerini verdi.
Bu arada, yikadigi
çamasirlari ütülemesi gerekiyordu. Ütü bittiginde,
ancak aksam yemegini
hazirlayacak kadar vakit kalmisti. Patatesleri soymaya
basladi. Salatalari yikadi.
Pilav için pirinci islatti. Etleri çikarip,
firin için hazirladi. Kocasi
eve geldiginde, sofraya tabaklari yerlestiriyordu.
Aksam yemeginden sonra, önce
esinin kahvesini pisirdi sonra masayi
topladi ve bulasiklari
halletti. Esinin ve çocuklarin ertesi günü giyecegi
kiyafetleri kontrol etti.
Bu arada çocuklarin yatma
saati gelmisti. Onlara hikaye okudu.
Salona TV seyretmeye, biraz
gazete okumaya dönmüstü ki, esi onu yatak
odasina çagirdi. Ne de olsa,
adamcagiz bütün gün onlar için çok çalisip,
yorulmustu. Simdi rahatlamasi,
gevsemesi gerekiyordu. Bu da onun
göreviydi.
Ertesi sabah, uyandiginda,
hemen Allah'a yalvarmaya basladi. 'Allahim,
özür
dilerim, ben ne dedigimi
bilmiyormusum. Karimin hayatini rahat
zannetmekle
ne halt isledigimi simdi
anladim. Lütfen beni eski halime döndür'. Allah
cevap verdi; 'Evet, dersini
aldigini görüyorum, herseyi degistirecegim
ama maalesef 9 ay beklemek
zorundasin, çünkü dün gece hamile kaldin'
|
EY OĞUL
EY OĞUL, BEYSİN...
BUNDAN GAYRI ÖFKE BİZE; GÖNÜL ALMAK SANA
SUÇLAMAK BİZE; KATLANMAK SANA
ACİZLİK BİZE; HOŞGÖRMEK SANA
KEM GÖZ, ŞOM AĞIZ BİZE; BAĞIŞLAMAK SANA
ÜŞENGEÇLİK BİZE, GAYRETLENDİRMEK SANA
BÖLMEK BİZE, BÜTÜNLEMEK SANA
ÇATIŞMA, GEÇİMSİZLİK, ANLAŞMAZLIK BİZE; ADALET SANA DÜŞER
EY OĞUL, BEYSİN... GÜÇLÜSÜN, KUVVETLİSİN, AKILLISIN, KELAMLISIN
ANCAK, BUNLARI NEREDE VE NASIL KULLANACAĞINI BİLMEZSEN;
ÖFKEN VE NEFSİN BİR OLUP AKLINI YENER
SABRETMESİNİ BİL, VAKTİNDEN ÖNCE ÇİÇEK AÇMA
AÇIK SÖZLÜ OL, HER SÖZÜ DE ÜSTÜNE ALMA
SEVİLDİĞİN YERE SIK GİDİP GELME
ANANI, ATANI SAY :BİLESİN Kİ; BEREKET BÜYÜKLERLE BERABERDİR
OĞUL ÜÇ KİŞİYE ACI;
CAHİLLER İÇİNDEKİ ALİME,
ZENGİN İKEN FAKİR DÜŞENE,
HATIRLI İKEN İTİBARINI KAYBEDENE...
ŞUNU DA UNUTMA! İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN...
EY OĞUL! YAŞÇA, BİLGİCE SENDEN BÜYÜK OLABİLİRİZ.
AMA SEN BEY’SİN :BİZ SENİN YANINDA, SENİN EMRİNDEYİZ...
BUNU BİLESİN... LAKİN UNUTMA!
YÜKSEKTE YER TUTANLAR AŞAĞIDAKİLER KADAR EMNİYETTE DEĞİLDİR...
HAKLI OLDUĞUNA İNANIYORSAN MÜCADELEDEN KORKMA:
YILGINLIK GÖSTERME...
BİLESİN Kİ! ATIN İYİSİNE DORU, YİĞİDİN İYİSİNE DELİ DERLER!
YOLUN UZUN, İŞİN ÇETİN, YÜKÜN AĞIRDIR...
ALLAH YARDIMCIN OLSUN.
ŞEYH EDEBALİ (1299)
Lütfen son satırına kadar okuyunuz.
Bill Clinton;
Türkiye bizim her zaman dostumuz
olan bir ülkedir.Hep onurlu ve bizimle eşit
olmak istemiştir, bunu biliyoruz.çıkarlarımız
herşey demek değil.Dünya barışının sürekliliği
için Türkiye'yi de diğer yoksul ülkeleri de
dostça selamlıyoruz.Bu yolda tüm birikimimizi
kullanmak zorundayız.Türkiye bizim kö-
tü ve iyi günde müttefikimizdi, bir nevi ai-
lemizdir.
Süleyman Demirel
Koltuğumda biraz daha oturmak için
kimseden istekte bulunmam.Demokrasi için
ne gerekirse yaparım çünkü hırstan
arınmak zorundayız.çağdaş uygarlık yolunda
coşmuş bir insanim.Bensiz bir Türkiye
de pekala güzel yönetilebilir.Bunun aksini
düşünemiyorum.Kendim için bir şey
istiyorsam namerdim.Tersi olsaydı derdim ki;
istiyorum, evet sürem uzatılsın!!!
Bülent Ecevit
Benim solcu bir politikacı olduğuma
kuşku duyulamaz. Yolumdan döndüğüme
hala inananlar varsa, onların akıllarına
hayret ederim. Her kesimden sabit fikirlilere
şaşarım. Asıl olan her zaman ve her konuda
halkın isteğidir. Sağcıların kıblesi ise hep
Amerika Birleşik Devletleri'dir. Ben de
halkım için varım ve tüm hizmetlerimle
onların bir memuru olmaktan kıvançlıyım!!!
Mesut Yılmaz
Benim dürüst parti lideri imajım
Her şeyden önemlidir.Ben başka liderler gibi
halkı kandırmak amacıyla tasarlanmış
oyunlara girmem. Bu benim için sakınılacak
bir görünümdür. Ekonomiyle ve borsayla
görevim gerektiği kadar ilgiliyim.Halkımla
içli dışlıyım ve bu ilişkilerim sayesinde
toplumda değerli bir yerim var.Sanılmasın ki
yakın çevremi ihya ederim...
Şimdide birer satir atlayarak okuyun :)))))
|
Küresel ısınmayı azaltabiliriz
Kurak
geçen kış mevsiminin ardından herkesin aklında aynı sorular oluşmaya
başladı ''İklime neler oluyor? Bu durum küresel ısınmadan mı
kaynaklanıyor? Bunu engellemek için neler yapabiliriz?''...
İnsan
tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda,
dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniliyor.
Toplumların, ''enerji kullanımı, endüstrileşme,
ormansızlaşma ve ziraat'' başta olmak üzere çeşitli faaliyetleri küresel
ısınmaya katkı olduğu ifade ediliyor.
DSİ'nin yayın organı Su Dünyası Dergisi'nden derlenen
bilgilere göre, sera gazı salınımını kontrol etmek için bireysel bazda
yapılan küçük davranış şekilleri ile küresel ısınmaya karşı etkili
önlemler alınabiliyor.
Sera gazı salımına kontrol edecek günlük hayattaki bazı önlemler şöyle
sıralanıyor:
-Standart ampulünüzü tasarruf ampulü ile
değiştirin, yılda
75 kilogram
(kg) karbondioksit tasarrufu sağlayın.
-Daha az araba kullanın. Daha sık yürüyün, bisiklet
kullanın ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanın. Araba
kullanmadığınız her
2 kilometre
için
0,75 kg. karbondioksit tasarruf edeceksiniz.
-Otomobilinizin hava ve yakıt filtrelerinin her
zaman temiz olmasına dikkat edin. Çok tozlu ortamlara yaptığınız
yolculuklardan sonra mutlaka filtrelerinizi temizletin. Kirli filtreler
fazla yakıt harcanmasına yol açar.
-Geri dönüşüme katkıda bulunun. Evinizden çıkan çöplerin
sadece yarısını geri dönüştürerek yılda
1200 kg. karbondioksit tasarrufu
sağlayabilirsiniz.
-Lastiklerinizi kontrol edin. Düzgün şişirilmiş
lastiklerle litre başına aldığınız yol yüzde 3 oranında artacak. Her
4 litre
benzin tasarrufu
10 kg.
karbondioksiti atmosferden uzak tutar.
-Daha az sıcak su kullanın. Suyu ısıtmak için çok fazla
enerji kullanmak gerekiyor. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile
175 kg, giysilerinizi soğuk su ya da ılık suda yıkayarak da
250 kg. karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.
-Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçının.
Çöpünüzü yüzde 10 oranında azaltarak
600 kg.
karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.
-Su ısıtıcınızı ayarlayın. Isıtıcınızı kışın 2 derece
aşağı, yazın 2 derece yukarı ayarlayın. Bu basit ayarlamayla yılda
1000 kg karbondioksit tasarrufu
sağlayabilirsiniz.
-Elektronik cihazları tamamen kapatın. Evde
ortalama 8 saat stand by konumunda bırakılan TV, DVD, müzik seti gibi
elektronik cihazlar, yılda
450 kg
karbon gazının atmosfere yayılması anlamına geliyor. |
-Her yıl en
azından bir ağaç dikin. Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emiyor.
A.A. |